Bir asker, bir hukukçu ve 312

Mart 22, 1999

in Yeni Şafak - Günlük Yazılar

Genelkurmay Başkanı Org. Kıvrıkoğlu, 312′nin değiştirilmesi girişimlerine karşı çıktı. Bunun için “163′ün kaldırılmasından sonra irtica ile mücadele için elimizde bir tek 312 kaldı, o da devreden çıkarsa….” tarzında bir gerekçe kullandı. Başsavcı Vural Savaş da, 312′nin kaldırılması veya değiştirilmesine karşı çıkmıştı. Onun gerekçesi de bu madde ile “vatana ihanet”in önleniyor olmasıydı. O da “163′ten sonra bu madde de kalkarsa…” gibisinden bir değerlendirme yapıyordu. Böylece bir hukukçu ile bir asker, bir kanun maddesinin yorumunda buluşmuş oluyordu.

Ama bir başka hukukçunun yaklaşımı çok farklıydı. Yargıtay 4. Ceza Dairesi Başkanı Doç. Dr. Sami Selçuk “Kalkmalı mı bu madde?” şeklindeki soruya bakın nasıl cevap veriyor:

“Tartışılan T.C. Yasası’nın 312. maddesinin bütünü değil, 2. fıkrasıdır. Yasanın kaynağı 1889 İtalyan Ceza Yasasıdır. Maddede yer alan terimler, kaynak yasadaki hükme göre çok, gereksiz, belirsiz ve tanımlanamaz nitelikte. Sınıf, ırk, din, dil, mezhep ve bölge farklılığının ne olduğu her zaman görece kavramlar olduğu için zaman ve kişilere göre değişebilir. Bu nedenle de Ceza Hukuku’nun Anayasal boyuttaki suçların yasallığı ilkesinin izdüşümü olan belirginlik/kesinlik ilkesine aykırıdır. Antolisei başta olmak üzere ünlü İtalyan cezacıları da bu açıdan maddeyi eleştiriyorlar. Bu bir.

Yargıçlar yorumlamada ve uygulamada sıkıntı çekiyor, sık sık görüş ayrılığına düşüyorlar. Hangi eylemin suçu oluşturduğu belli değil. Demoklesin kılıcı gibi yazarın, düşünürün tepesinde sallanıyor. Madde düşünceyi açıklama özgürlüğüne aykırıdır. Bir ülkenin yazarı-düşünürü, şunu söylersem, şunu yazarsam suç olur mu kaygısını taşıyorsa ülkede eleştiri/tartışma gelişmez. Toplumu geliştiren dinamikler tükenir. Toplum ilerlemez. Bu iki.

Bu madde ile her hükümlülük ayrıca demokratik Türkiye’yi küçük düşürüyor. Bu üç.

Dahası kamu düzenini, barışını koruma iddiasını taşıdığı halde, tersine toplumda huzursuzluk yaratıyor. Bu dört. Kaldırılmalı ya da saydam/belirgin bir düzenleme yapılmalıdır.”

Soruluyor:

“Bu maddenin kaldırılmasını vatana ihanet kapsamına koyanlara ne dersiniz?

İşte cevabı:

“Fikrini söyleyenin ‘sen şusun busun’ diye suçlanmasını yanlış bulurum. Bana da diyeceklerdir belki vatan haini diye.”

Sami Selçuk, yasadaki belirsizliği anlatırken şu örneği veriyor:

“Tartışmayı yapan hukukçulardan biri Yaşar Kemal’in eylemini buna sokmuyorum diyebilir, diğeri sokabilir. Nedeni, 312 maddede öngörülen eylemlerin açık olmaması.”

“-Dolayısıyla bir başka grup yargıç baksaydı dâvâya, Tayyip Erdoğan bugün mahkûm olmamış olabilir miydi?”

“-Olabilirdi çünkü 312. maddenin yapısı böyle. Onun için bu madde değişmeli.”

Doç. Dr. Selçuk sözünü şöyle bağlıyor:

“Zamanın ruhunu yakalama fırsatı çıkmıştır…… Anayasanın 143., ve TCY’nın 312. maddesini on dakikada düzenlersiniz. Ya kaldırırsınız ya da kaldırmayacaksanız somut hale getirebilirsiniz. Terör Yasası’nın 8. maddesinin değiştirilmesi son derece basittir; iki dakikada yazarsınız ve çağınızla bütünleşirsiniz. Bu kadar basittir. Pişmanlık Yasası da öyle. Terörün belini kıracak çok önemli bir yasadır. Sonuç olarak Meclis toplanmıştır, bu bir tarihî fırsattır. Bu fırsatı çok iyi değerlendirmek lâzımdır.”

Bu yazıyı, yine Sami Selçuk’un “yargı bağımsızlığı”na ilişkin bir soruya verdiği cevapla bitirelim:

“Bu, bizim için bir iç yarasıdır. Yasama, yürütme ve yargı ilkin birbirine karşı bağımsız olmalı. Yasamanın, yürütmenin işlemlerinin hukuka uygunluğunu denetleyen yargı bağımsız değilse, her şey boşunadır. Çünkü hukuk dışılık kirliliktir. Bunu hiçbir deterjan temizleyemez.” (Nuriye Akman’la yapılan mülâkat, Sabah, 21 Mart 1999)

Bir hukukçu, düşüncelerini açıklarken “Bana da diyeceklerdir belki vatan haini diye.” şeklinde bir kaygı taşıyorsa, bu Türkiye’ye olumlu notlar kazandırmaz.

Tayyip Erdoğan, oradan, cezaevine gireceği günlerin arefesinde “Ne yaptım ben?” diye sesleniyorsa;

“Ben birini mi öldürdüm? Birinin burnunu mu kanattım? Bugüne kadar hangi kanlı eylemin içinde yer aldı Tayyip Erdoğan? Nereyi yaktı? Nereyi yıktı? Ülkedeki inanç gruplarına, değişik fikir gruplarına bulunduğu mevkiyi bir hizmet aracı olarak kullanmaktan başka ne yaptı?”

Ve bu sözler, halkın vicdanında ma’kes buluyorsa…

“Asker her konuyu en iyi bilen insandır” gibi bir yaklaşım, her şeyden önce askeri büyük yanlışlar içine iter. Tıp konusunda, hukuk konusunda, din konusunda, ve benzeri binlerce konuda, yaşanılan olağanüstü şartlar gereği kamuoyunu derinden etkileyen yargılarda bulunmayı, çok bu işin erbabına bırakmak, ülke çıkarları açısından da daha sağlıklı olmaz mı?

Previous post:

Next post: