Recai Kutan Bey’e İstanbul’da seçim beyannamesini kamuoyuna açıkladığı gün “Bu operasyona girişirken belirli bir ümid taşıyor muydunuz?” diye sordum. Küskünlerle ilgili kimi kombinezonlara işaret ettikten sonra çok da ümitli olmadığını, ama “vefa” duygusunun, bazı ihtimalleri denemek zorunda bıraktığını söyledi. Sıkıntılıydı.
Sıkıntısı, Ankara’ya dönünce daha da artmış olmalı. Çünkü seçimlerin ertelenmesi için grup kararı almak gibi, kamuoyu önünde savunulması zor bir yola girdi.
“Başlangıçta seçimlerin yapılmasını en çok isteyen parti idi, sonra küskünler harekatı ile tereddüde düştü, sonra Genelkurmay Başkanı’nın konuşmasıyla yeniden seçimi istedi, sonra yeniden seçimi ertelemek için grup olarak harekete geçti…”
Böyle bir görüntünün kamuoyunda nasıl algılanmasını beklerdiniz?
Karargahı darmadağın olmuş bir siyasi hareket görüntüsü veriyor Fazilet…
Herkes harcandı bu süreçte…
Fazilet karargahı farkında mı bilmem ama, şu yakın zamanda ben, Fazilet’in eleştirilmediği hemen hiçbir ortama rastlayamadım. Aile sohbetlerinden esnaf, öğrenci, sivil toplum kuruluşu ilişkilerine kadar… İşin önemli yanı, hemen tüm bu insanların Fazilet’e yakın, yani hem Fazilet’in oy tabanı, hem onu başka yerlere taşıyacak elçiler niteliğinde insanlar olmasıydı… Demek ki Fazilet kendi kamuoyunda bile, ne yapmak istediğini anlatamamıştı.
Sayın Kutan’ın seçim beyannamesini takdim ettiği toplantıda bile, yanımda yöremde oturanlar, çoğu partili olan kimseler, içinde bulundukları sıkıntıyı dile getiriyorlardı. “Şu operasyon sebebiyle birkaç puan oy kaybettik” diyenlerine rastladım. Aslında “şu operasyon” denen şey, taa aday tesbitinden başlamıştı. Sanki Fazilet’in seçim stratejisi, kendi kolunu kanadını kırma, yani bir kuşa benzeme amacı üzerine kurulmuştu.
“Bir adım ötesini görebiliyor musunuz?” sorusunun cevabını alacağınız bir Faziletli bulamazsınız bugün.
Belki “Çıkmaz sokağa girdik, nasıl döneceğimizi de bilemiyoruz” diyen pekçok Faziletli’ye rastlarsınız bu partinin Meclis grubunda…
“Eli yüzü kan bere içinde kalmış bir parti görünümü…”
Bu ifade FP’li bir yöneticiye ait. Yüreği kıskaç içinde insanlara rastlıyorsunuz telefonların öteki ucunda…
“Diyelim ki hükümeti düşürdünüz, ya ondan sonrası…? Kiminle nasıl bir hükümet kuracaksınız ve bu hükümetle neyi çözeceksiniz? Bu hükümetin vereceği görüntü, Fazilet için bir artı getirecek mi?”
“Seçimin ertelenmesi yetişecek mi?”
“Seçimlerin ertelenmesi gerçekleşmediği takdirde Fazilet’in nasıl bir görüntü ile seçimlere gideceğini düşünüyorsunuz?”
“Bu operasyonun bedelini ödemek için neden cepheye yerleştirdiniz partiyi?”
“İntihar grubu olmayı göze alabilecek idiyseniz neden bugünleri beklediniz? Riske atılmak için daha onurlu alanlar bulunamaz mıydı?”
“Vaktiyle, milletin özgürlükleri, insan hakları, eğitim hakları, milli kurumlar budanırken neden benzeri bir adanış içinde olamadınız?”
“Bu sürecin milletvekili seçimlerinde Fazilet’e ağır bir bedel ödeteceği kesin de, belediyelerde bile bir yıkıma sürüklenildiğinin farkında mısınız?”
Bu sorular, Fazilet’e akraba hemen tüm alanların ortaya koyduğu ve cevabını bulamadığı sorular…
Bir şey daha söylemek isterim ki, yine bu akraba alanlarda, adaylık tesbiti günlerinden şu ana kadar Erbakan’ın Fazilet’le ilişkisi konusunda olumlu bir değerlendirmeye rastlamadım. Benim “Erbakan’ın siyasi yasaklarının kaldırılması mücadelesine yönelik savunmalarım”ın bile boşta kaldığını gördüm. İnsanlar “Biraz sabretse…” diyorlar… İktidarı dönemine yoğun eleştiriler yöneltiyorlar. “Fazilet’in şu dönemi atlatması gerekir, oysa Hoca kendi geleceği için partinin varlığını bile riske atıyor” diyorlar. Bunlara katılır veya katılmazsınız, ama bir partinin en azından kendi camiasındaki bu değerlendirmeleri görmezden gelmesi mümkün değildir. “Ben yaparım ve uyarlar” yaklaşımı, bu camiada ne kadar egemen tavır olsa da, işte burada, büyük yaralar açacak bir mahiyet kazanıyor. “Vefa” cefaya dönüşüyor.
Bir sohbet ortamında, “Bütün bu gelişmelerin altında derin devlet olmasın…” yorumu yapıldı. Ben de “Derin devletten ziyade derin nefis üzerinde durmalıyız” dedim. Derin nefis, insanlara yanlış yaptırma noktasında derin devletten daha az etkili değildir. Hatta derin devletin operasyonları bile insanların derin nefislerini kullanarak gerçekleşir. Siyasete giren insanlar için de bir derin nefis eğitimine ihtiyaç vardır. Ve ‘derin nefis’in en zor terbiye olan özelliği “riyaset tutkusu”dur denilmiştir. Bizim insanlarımız bir derin nefis eğitiminden de geçiyor şimdilerde… Ve derin nefis, burnumuzdan yakalamış, bizi çamurların içine sürüklüyor. Allah encamımızı hayır eylesin…
facebook
twitter