Fatih Camii avlusunda…

Mart 26, 1999

in Yeni Şafak - Günlük Yazılar

Bugün onu uğurluyoruz.

Allah Allaaah, neden Fatih Camii’nden sanki? Oradan hep geri dönmeyenleri uğurladık. Necip Fazıl’ı, Gönenli Mehmed Efendi’yi, Sefer Efendi’yi, Kemal Erimez’i ve daha nice güzel insanı… Sanki o avlu bana, elimizden uçuverip gidecek bir güvercin ürpertisi veriyor.

Oysa o gidecek ve dönecek…

Bakmayın, “Kalemimizi önceden kırmışlar” demesine… Nice kalemi kırılanlar gönüllerde yaşıyor ve bir misyon çizgisi halinde nesilleri yönlendiriyor.

O gidecek ve dönecek. Rabbim dilerse…

Fatih Camii avlusunda buluşacakların duyguları daha çok hüzünle yoğrulmuş olacak.

Bir genç adam, sevdalı bir adam, yüreği insan sevgisiyle pır pır uçan bir adam, bir şiir adamı, hizmet ateşinin içini yakıp kavurduğu bir zamanda dört duvar arasında yaşamaya mahkûm edilecek…

Belki belirli bir süre dört duvar arasında yaşamaya mahkûm edilmekten daha zoru, “312′den” hüküm giymiş olması… Çünkü bir ilmek bu hizmet insanını boğan…

Neden böyledir bizim ülkemiz?

Bunu soracak insanlar, birbirlerinin gözlerindeki hüznü okurlar…

Neden hizmet enerjisi taşıyan çocuklarına cezaevinin yollarını gösterir?

“Türkiye’yi kim yönetmeli?” size göre?

Türk Demokrasi Vakfı ile Konrad Adenauer Vakfı’nın ortaklaşa düzenlediği kamuoyu yoklamasında en başta onun adı çıkıyor.

Alt sıralarda kimler yok ki…

Demirel, Ecevit, Yılmaz ve diğerleri…

Onlara da oy vermiş insanlarımız… Ama en çok O’na…

Bir farklı duygusal iletişim kurulmuş bu ülke insanı ile O’nun arasında…

Kimbilir belki, okuduğu şiirle sağladı bunu… Şiir gibi duygularla… Belki bir garibin iftar sofrasına oturararak, belki Kasımpaşa’nın delikanlı ikliminden aldı getirdi… Belki yola çıkarken kuşandığı “hizmet=ibadet” duyarlığı yansıdı insanların yüreğine… Dört yıl İstanbul’u yönetti, insanlar oradan Türkiye için umutlar aradı…

“İşte böyle bir insan yönetmeli bizi” dedi insanlar…

Antepli, Siirtli, Gümüşhaneli, Erzincanlı, Samsunlu… Öyle dedi hep bir ağızdan…

Sevgisi yüreğinden taşan, samimiyeti gözlerine yansıyan, bizim soframıza oturan, bize bizim seviyemizden bakan, hizmet ederken, buna borçlu olduğu hissini veren, hizmet ederken, bu hizmet imkânına kavuştuğu için bize teşekkür eden, bu toprakların rengi ile bütünleşmiş, camide bir nakış, Arnavut kaldırımında bir parke taşı, köşedeki sebilde bir damla su, yol kenarında bir fidan… İstanbul’un, bu toprağın şiirinin bir mısraı… Et ve tırnak bu toprakla O… Belki onun için acı duyuyor bugün insanımız O’nu uğurlarken… Bir ayrılışın acısı…

“Bu yıl yağmurlar azaldı” diye düşünüyor İstanbullu… Belki de öyle değildir ama, öyle düşünüyor insan…

O’nunla şehre yağan yağmur arasında kolay anlaşılmaz bir kader birliği algılıyor sanki…

Ne demişti selefi:

“O’nun Yukarıdaki ile arası iyi… Yağmurlar onun için yağıyor…”

Yukarıdaki ile arası iyi olanın aşağıdaki ile de arası iyi oluyor demek ki…

“Şiir okudu, hayatı değişti…”

O’ndan bahsederken söze böyle giriliyor artık…

Şiirin anlaşılmadığı bir zamana geldiysek ne yapalım…

Şiir demek aşk demek, sevda demek…

Aşksız dünya olur mu? Aşksız varolunur mu?

Şiir hayattır, hayatsız yaşanır mı?

“Bir gün anlaşılır şiir… Çoğu gitti azı kaldı… Ekmek gibi azizleşir… Çoğu gitti azı kaldı.”

Aziz dostum, git ve dön… Şiir oku, şiir yaz, şiir gibi yaşa…

Özgürlük yürektedir. Yüreği özgür olanı kimse mahkûm edemez.

Yüreğin daha da büyümüş olarak döneceğinden şüphemiz yok. Belki dün İstanbul doluşuyordu yüreğine, yarın tüm ülkeyi kuşatacaksın…

Sınavlar, daha büyük görevlere hazırlık için düzenlenir… Vesile kim ve nasıl olursa olsun…

Acaba sevinç duyan da var mı bugün?

Sanmıyorum… Daha çok burukluktur, belki biraz utançtır; yarışta hilenin utancı… Acılar biter, utanç bitmez… Hep bir ukde tıkanır durur boğaza… Ateşini yükseltir insanın, yüzünü kızartır… Neye sevineceksin ki… Bir hizmet insanına çelme taktığına mı, bir şiiri susturduğuna mı? Bir güler yüzü soldurduğuna mı, milyonlarca insanın gönlüne hüzün yağdırdığına mı?

Bugün Fatih Camii avlusunda O’nun etrafında bir sevgi halesi oluşacağı kesin… Hüzünlü fakat vakur… Çığlık atmayan, ama kucaklayan… Gönül sıcaklığıyla saran… Bir canda buluşmuş gibi bütünleşen… Gözlerinde “Seni seviyoruz” ışıkları parlayan… “Git ve dön” diyen, “seni hasretle bekleyeceğiz genç adam… Dön ve hizmet kuşağını kuşan…”

Git ve dön… Geride kalanlar için dua et… Duanın kabulüne en yakın mekânda olacaksın çünkü… “Dünyaya kapalı Allah’a açık…” Bir seher vakti, seccadene kapandığında duaların tüm gözyaşlarının dinmesi için olsun… Tüm mazlûmlar için…

Sevgili Nureddin Şirin kardeşime: Bayram tebriğini aldım. Dualarına bütün kalbimle iştirak ediyorum. Yürek bütünlüğüne her zaman gıbta ettim. Sizleri seviyoruz. Tüm dostların bayramını tebrik ediyorum. Allah’a emanet olun…

Previous post:

Next post: