Getirileri-götürüleri

Mart 20, 1999

in Yeni Şafak - Günlük Yazılar

Orgeneral Kıvrıkoğlu’nun demecinin ve sonuçlarının tahlilinde şu sonuçları tesbit edebiliriz:

Bir kere demecin, sistem içindeki yeri tartışma konusu. Genelkurmay Başkanı, siyasetin en yoğun olduğu bir dönemde siyasî bir demeç verebilir mi? Türkiye’de bu durum ne kadar olağan kabul edilirse edilsin, sorumlu hiçbir siyasetçinin, demecin elde etmek istediği sonuç çerçevesinde yorumlanmasından yana olmadığı anlaşılmıştır. Cumhurbaşkanı Demirel “‘Canım ağzımız dikili’ mi deselerdi?” diyerek, Başbakan Ecevit, “kamuoyunun düşüncelerini paylaşma” tarzında yorumlayarak demeci düşük profil zeminine çekmeye çalışıyor. Kimi politikacılar susuyor, kimileri “Meclis’in en üstün irade olduğunu” vurguluyor, kimileri de demeci “demokratik teamüle aykırı” buluyor.

Yani ortaya, eğer almak istediği sonuca bakılırsa “meşruiyyeti tartışılır” bir demeç çıkıyor, profili düşürüldüğü takdirde de herhangi bir kıymet-i harbiyesi kalmamış oluyor.

Olaya Demirel ve Ecevit gibi baktığınız takdirde, Kıvrıkoğlu’nun demecini, herhangi bir vatandaştan, diyelim küskünlerden herhangi birinin demecinden farksız mütalaa etmeniz gerekiyor. Bu mümkün mü? O zaman gazetenin manşetinde ne işi var? Eğer filmde kamera tabancaya zoom yapıyorsa, onun bir işlevi olacak demektir. O zaman bu demeci veren de, onu gazete manşetine taşıyan da yapılan işin kıymet-i harbiyesini düşünmüş olmalıdır. O demeç, seçimlerin yapılıp yapılmamasının ve demokratikleşme yolunda kimi adımların atılıp atılmamasının tartışıldığı bir ortamda verilecek ve gerekli etkiyi yapacak. Gerekli etki ne?

1- Ordu seçimlerin yapılmasını istiyor.
2- Ordu demokratikleşme konusunda farklı düşünüyor.
3- Ordunun gelişmeleri takip etmediği sanılmamalı. İş oluruna bırakılmamıştır. Meclis’te olan biten gözleniyor.

Acaba son olarak, bu demeçten, ordunun seçim sonuçlarıyla da yakından ilgili olduğu sonucu çıkarılmamış mıdır?

Bu sonuçlar demecin kamuoyunda algılanış biçiminden çıkıyor… Eğer Demirel ve Ecevit, demeci sistem içine sığdırma telâşına kapılıyorsa, politikacılar zora giriyorsa, demeç Meclis’e bomba gibi düşüyorsa, Meclis operasyonunu yürüten parlamenterler “çözülüyor”sa, 28 Şubat’a yatırım yaparak gelen sivil (?) kesimlerde belirli bir heyecan yükselişi gözleniyorsa, demeç “asker tavrı” olarak yerini buluyor demektir. Bu çerçeve ne yazık ki, Demirel ve Ecevit’in “normalleştirme” girişimini boşta bırakıyor. Bu konuda sadece şu yorum yapılabilir: Ecevit propaganda sürecinde demeçten yararlanıyor. Demirel, bir ucu da kendi konumunu zora sokan demeci hazmetmeye çalışıyor.

Demeci doğru algılayıp bunun “sisteme aykırı” olduğunu vurgulayan çevrelerin de yapacağı pek bir şey yok… Onlar olayın demokrasi ile bağdaşmadığını sözleriyle tesbit etseler bile, bu fiilî durumu kabullenmek zorunda olduklarını biliyorlar.

Sonuçta Ordu, bir müessir güç olarak seçim sürecine girmiş oluyor.

Bu, ülke ve bizzat TSK açısından sağlıklı mıdır?
Biz sağlıklı olmadığını düşünüyoruz.
Bir kere Meclis’te tartışılan, siyasî tarafları oluşan ve seçim propagandalarının bir parçası haline dönüşen bir konuda Türk Silâhlı Kuvvetleri’nin taraf haline getirilmesi, hem TSK’yı siyasî tartışmaların içine çeker, hem TSK’nın Meclis üstü bir kurum gibi görülmesi intibaını besler, hem de TSK’yı seçim sonuçlarına ilişkin riskleri taşıma durumuna iter…

Öteki konu… Yani TCK 312 vs’nin değiştirilmesi konusu… Bunların tartışılma zemini TBMM’dir. Şayet ülke güvenliği ile ilgili bir konu varsa, bu da MGK’da görüşülür ve hükümet kanalıyla Meclis’e sunulur. Kaldı ki bu konuda hükümetin sunduğu bir tasarı da mevcut. Buna rağmen, şimdi hükümeti de by pass eden farklı bir hamle söz konusu… Tıpkı Başsavcı Vural Savaş’ın kural dışı girişimleri gibi…

Dün Cumhuriyet’te Cüneyt Arcayürek soruyordu:

-Acaba sayın Kıvrıkoğlu’nun demecinden sayın Başbakan’ın haberi var mıydı?

Acaba sayın Ecevit, kamuoyunda böylesine sancı oluşturacak bir demeci önceden görmek ister miydi? Bunu demokratik teamülün bir gereği sayar mıydı? İçinden “Bu demeç biraz başbakanlığın by pass edilmesidir ama neyse, sonucu bize yarıyor” gibi bir değerlendirme geçmiş midir? Yoksa sayın Ecevit, sayın Kıvrıkoğlu’na “Şöyle bir demeç verseniz de Meclis’teki sıkıntıyı aşsak” gibi bir ricada mı bulunmuştur? Sayın Genelkurmay Başkanı, haftalık olağan görüşmesinde bu demecinden söz etmiş miydi? Bu demeç her iki devlet yöneticisi tarafından onaylanmış mıydı? Yoksa onlar için de sürpriz mi olmuştur?

Aslında durum normal değil. Bu belli. Bu, sadece “Canım bizde demokrasi biraz böyle olur” mantığı ile hazmedilecek bir hadise. Sayın Genelkurmay Başkanı, böyle bir görüntüyü vermek ister miydi, doğrusu tahmin etmiyoruz. Görevi devraldığından bu yana sergilediği itinalı tutum, bugünkü durumu daha yadırgatıcı hale sokuyor. Hürriyet’in manşeti, Doğan Grubu’nun seçim stratejisine uygun düşüyor. Ama acaba TSK’yı tartışmalı bir zemine çekmiyor mu? Biz, sayın Kıvrıkoğlu’nun konuyu bir kere daha düşünmesinin sağlıklı olacağı kanaatindeyiz.

Previous post:

Next post: