Sabah tekbirlerle çıkıyorsunuz evinizden… Çocuklarınızın elinden tutup, camiye yöneliyorsunuz… Adımbaşı tekbir getiriyorsunuz… “Allahü ekber, Allahü ekber, Lailahe illallahü vallahü ekber, Allahü ekber ve lillahil hamd. En yüce kudret Allah’tır, en yüce kudret Allah’tır. Allah’tan başka ilah yoktur ve en yüce kudret Allah’tır. En yüce kudret Allah’tır ve tüm övgüler onun içindir.”
Aynı anda kutlu topraklarda bir adanış yaşanıyor; farklı renklerde, ırklarda, cinsiyette milyonlarca insan, kıblede buluşup aynı yüreği-aynı imanı seslendiriyor. “Lebbeyk Allahümme lebbeyk… La şerike leke lebbeyk. İnnel hamde ve nimete leke velmülk.. La şerike lek… Çağrına uydum, geldim Ya Rabbi. Buyur Ya Rabbi. Senin ortağın yoktur Ya Rabbi. Bütün övgüler senin içindir, nimet sendendir, mülk senindir Ya Rabbi… Senin eşin ortağın yoktur Ya Rabbi…”
Camide, önümüzdeki safta 5 yaşında bir çocuk… Yanınızda kendi çocuğunuz… Dillerinizde nesilden nesile intikal eden bir tekbir…
İmam efendi namazda Kevser Suresi’ni okuyor. “Nesli tükenen odur” diye sona eriyor bu sure… Peygamber çığırı ebediyyen devam edecek. İslam’ın nesli tükenmeyecek… Oruçlarla, kurbanlarla, bayramlarla elele tutuşurken nesiller, İslam bir ebediyyet çığırı halinde akıp gidecek…
Sonra kurbanlarla buluşuyorsunuz. Siz osunuz, ya da o sizin izdüşümünüz… Kurban duası ediyorsunuz; “Benim namazım, kurbanım, hayatım ve ölümüm alemlerin Rabbi olan, eşi ortağı bulunmayan Allah içindir.” Bu bir adanış. Varlığınızı Allah için kılma idraki bu… “Canım kurbandır” demek bu…
Kurban Bayramı’nın arefe günü sabah namazından dördüncü günü ikindi namazına kadar her farzdan sonra tekbir getiriyorsunuz. Allah’ın yüceliğini nakşediyorsunuz kalbinize…
Kurbanların etleri ve kanları çıkmaz Rabbin katına… Niyetlerimiz çıkar. Sadakatimiz çıkar, samimiyetimiz, Allah’a bağlılığımız çıkar… Niyetleri “tekbir” iklimine göre terbiye edemediğimiz takdirde, yani kurbana bıçağı çalarken “Bismillahi Allahü ekber- Allah’ın adıyla kesiyorum. En yüce olan Allah’tır” demediğimiz, “Nefsimi ve sahibi göründüğüm her şeyi Allah için kurban ediyorum” şuuruna ermediğimiz takdirde henüz terbiyemiz tamamlanmamış, kurban iklimine girmemişiz demektir.
Bütün bunlar bir kulluk terbiyesinin ders saatleri.. Günlük namaz, Ramazan, hacc, zekat, kurban…
Yüreğimizi bir tevhid imbiğinden geçirmek istiyor tüm bu dersler…
Yaratılış gayesini idrak etmemizi, Allahla bağlılığımızı, irtibatımızı şuur haline getirmemizi istiyor…
Kurban bir adet değil. Hacc bir seyahat değil.
Bir dünya bu; tevhid şuuru etrafında inşa edilmiş bir dünya… “Biz Allah’a aitiz ve O’na döneceğiz” idraki ile dokunmuş bir dünya… Tevhid idrakinden uzaklaşmak, tüm hayatın içini boşaltmak demek. Telbiyeler ve tekbirler bu tevhid bilincini dokuyan besteleri İslam’ın.
Her kurban “bıçağı nefsine çal” diye seslenir son bakışında…
Her kurbanda bir tevhid çiçeği açar toprağa düşen kanda…
Kurban teslimiyeti öğütler bize, son nefesi verirken… “Niçin yaratıldığını unutma” der…
Bu kurban ikliminde, gönüllerimize İsmailce bir adanmışlık, İbrahimce Allah dostluğu Muhammed’in (s.a.) ırmağından beslenen bir tevhid idraki diliyorum. Mazlumları, mahzunları selamlıyorum. Her kurban “dönüş Allah’adır” der bize lisanı hal ile… En çok mazlumların bayram yapma hakkı var, çünkü onlar Allah için bedel ödediler… Selamlarımız, sevgilerimiz, dualarımız onlarla birlikte…
Kurban kelime olarak yakınlık anlamına geliyor. Rabbe yakınlık bağı kurban… O yakınlığa erişmek dileği ile bütün okuyucularımın bayramını tebrik ediyorum.
Dilerim kurbanlarımız Kosova’nın kurtuluşu için dua niteliğinde olsun…
facebook
twitter