Uzlaşmaz çelişki

Mart 30, 1999

in Yeni Şafak - Günlük Yazılar

elirli kesimlerin seçimlerle ilgili ikili bir beklentisi var: 1. DSP seçimlerden birinci parti çıksın. 2. CHP barajı geçsin.

DSP’nin birinci parti çıkması, hükümetin kurulması ile ilgili. Bu, “Ya Fazilet birinci parti çıkarsa…” gibi bir korkudan kurtuluşu sağlıyor.

CHP’nin barajı geçmesi ise, sistemle özdeşleşen bu partinin Meclis dışı kalmasının sembolik anlamı itibariyle önem taşıyor. “CHP cumhuriyettir, laikliktir, demokrasidir” diyen bir parti Meclis dışına düşerse, CHP’ye ve bu kavramlara birlikte sahiplenen kesimlerde derin moral çöküşü yaşanmaz mı? Bu kavramlar adına sistem dışı müdahalelerin yapıldığı bir ülkede, kendisini bu değerlerle bütünleştiren bir parti halktan oy alıp Meclis’e giremiyorsa…

İşte bu ikili beklenti hem DSP’nin seçimlerden birinci parti çıkmasını, hem de CHP’nin barajı aşıp Meclis’e girmesini bir tutku haline getiriyor.

Yani kaymaklı kadayıf…

Yalnız burada hem takım elbise hem de yelek çıkarmaya mevcut kumaş kafi gelmiyor; seçmen kumaşı…

Uzlaşmaz çelişki dediğimiz de bu…

Böyle bir sonuç için, hem DSP’nin yüzde 25-26′larda oy alması hem de CHP’nin yüzde 10′nun üzerine çıkması gerekiyor.

Yani toplam olarak yüzde 36-37′lerde bir oy oranı…

Geçen seçimde bu iki partinin aldığı oy nispeti yüzde 25′i zor bulmuş…

Burada DSP’nin yüzde 12 civarında oy artırması, CHP’nin de en azından geçen seçimde aldığını koruması gerekiyor.

Nasıl olacak bu?

DSP bu oyu nereden alacak?

CHP nasıl oy kaybetmeyecek?

Kaldı ki aynı kulvarda koşan başka iddialı partiler de var. ÖDP iddialı, BP iddialı, İP iddialı… Hatta seçimlerde başka bir misyon için heyecan üretmeye çalışacak olan HADEP oylarının bile CHP ve ÖDP ile ilgisi var. HADEP’in oylarını artırması, bu partilerde kısmen de olsa oy azalması anlamına geliyor.

Acaba tüm bu partilerin oy oranı yüzde kaç olur? Yüzde 40 mı?

Geriye ne kalıyor? Yüzde 60…

Bir de yüzde 60′ı paylaşacak partilere bakalım:

FP, ANAP, DYP, MHP, BBP, MP, YDP, LDP…

Bunlardan en azından dördü barajı kesin aşabileceğini düşünüyor. FP birinci parti olma amacında… ANAP, DYP en azından ikinci parti olma mücadelesinde… MHP barajı kesin olarak aşacağını düşünüyor ve “Bu defa iktidar” sloganıyla seçime giriyor. Diğer partiler de belirli misyonlarla seçmen karşısına çıkıyorlar ve oy istiyorlar. Daha önemlisi içinden geçilen şartlar gereği, bu partilerle seçmen arasında duygu alışverişleri oluştuğu da kesin. Beklentileri toplayın bakalım yüzde 60 kafi geliyor mu?

Partilerin beklentisi açısından uzlaşmaz çelişki ayan beyan ortada…

Peki bu uzlaşmaz çelişkiyi çözmek için ne yapmalı?

DSP’yi ve CHP’yi özel koruma altına almalı… Birini mutlaka birinci parti haline getirecek, diğerini de yüzde 10′un üzerine çıkartacak bir sihirli koruma gerçekleştirmeli… Yoksa belirli çevrelerdeki duygusal yıkılışı tamir pek güç görünüyor.

Bu iki parti ile ilgili “temel içgüdü”yü tatmin ettikten sonra, geriye kalan oyları da diğer partiler arasında taksim ederiz, olur biter… Onların tatmin olması diye bir dert yok zaten…

Hasan Cemal’in “Kimse Kızmasın Kendimi Yazdım” isimli kitabında en dikkat çekici ifadelerden birisi şuydu, hatırlayacaksınız:

“Devrimin yayın politikasındaki hedeflerimizden biri üniversite gençliği, öbürü irtica demiştin…

“Gençliğin çengellenmesi, kışkırtılması da Uluç’un görevleri arasındaydı. Ben ise “şeriatçı” basını tarardım. Onlardan yaptığım alıntılarla “askeri kışkırtma” işlevini üstlenmiştim.” (s. 213)

Hesap neydi Devrim grubu için? 9 Mart’ta sivil-asker aydınlar marifetiyle devrim yapmak…

Halkla devrim olmazdı.

Gençlik kışkırtılacak, ortam kızıştırılacak, asker “irtica” aleyhine tahrik edilecek ve idareye el konacaktı… Ondan sonra demir yumruk…

Ben merak ediyorum, acaba şu sıralar Hasan Cemal, Uğur Dündar’ın programlarını seyrettiğinde neler hissediyor. Zaman tünelinde seyahatler yapıp, kendisi ile Dündar arasında şaşırtıcı benzerlikler görüyor mu?

Gene merak ediyorum, acaba Uğur Dündar, Hasan Cemal’i okudu mu? Tam da 213′üncü sayfanın 7-11′inci satırlarını okurken neler hissediyor? “Aaa, Hasan Cemal beni mi tarif ediyor burada?” gibi bir duygu karmaşası yaşıyor mu?

Birçok TV kanalı yıllardan bu yana “9 Mart sendromu”na tutulmuş bir “Devrim” misyonu üstlendiğinin farkında mı?

Hasan Cemal, “28 Şubat’ı desteklemek bir tür 9 Martçılık değil mi?” soruları karşısında bir hayli sıkıntıya düşüyor. Ceviz Kabuğu programında, eski THKO militanı Mustafa Yalçıner’in “Hasan Cemal’de bir değişiklik yok. O 28 Şubat’ı desteklemekle hâlâ 9 Mart öncesinde yaşadığını ortaya koydu” yollu sözleri karşısında cevap vermekte epeyce zorlandı… Oysa kendisini kitabındaki şablona yerleştirse, arada çok cüzi renkn farkları olduğunu açıkça görecek…

Bu da bir başka çelişkinin ürünü: Halkla bir siyasi-ideolojik çizgi arasındaki çelişki… Halktan kendi şablonları için oy alamayan, tepeden inme devrim arayışına giriyor… Hatta zaman zaman azıtıp “Jakobenlikse jakobenlik” diyor…

Hasan Cemal bir özeleştiri yaptı, ama bu tam bir tevbe sayılacak kıvamı yansıtmıyor. Zaman zaman nüksediyor. Sonra benzeri sendrom bir salgın halinde yayılıyor kimi yüreklere… Türkiye’nin temel sorunlarından birisi bu. DSP-CHP ile ilgili beklentiler de biraz bu sorundan kaynaklanıyor…

Previous post:

Next post: