Prizren’i görseydiniz… Bursa gibi bir şehir… Şar dağlarının eteğine kurulmuş, camileri, köprüleri, çeşmeleri, hamamları, kiremit çatılı evleri, Anadolu köylüsünün insan yüzleri ile dolu semt pazarları, hatta kalesi ve Ramazan topu ile tam bir Osmanlı şehri… İnsanlarına sorsanız “Biz Osmanlı yetimiyiz” derler size… Prizren yüzde yüz bir Müslüman şehri… Arnavut’u, Türkü ile, Boşnağı ile… Göç etmiş Prizrenliler… Onlardan bazılarını tanımıştım, şimdi nasıl bir acı içindedirler anlayabiliyorum.
İpekliler de göçetmiş… Akif’in hemşehrileri… Sırplar, el koymuş o güzelim şehre…
Priştine kuşatma altında…
Şehirler yerle bir edilmiş…
Acaba Prizren’de neler ayakta kaldı… Kimler?
Acaba Sultan Murad’ın türbesine ne oldu?
O türbeyi bekleyen Türk aile, onun güzel küçük kızı nerede? Türbenin yanıbaşındaki asırlık ağaça kıydılar mı Sırplar?
Bütün bunlar, Bosna’da denenen ve Kosova’da çok daha vahşi biçimde ortaya çıkan Sırp insafına mı terkedildi?
Onbinlerce insan yollarda… Kadın, çocuk ve yaşlılar… Soğuk ve çamurun, bilinmez, tahmin edilmez bir geleceğin içine can havliyle dalış bu…
Kaçamayan, kendisini nasıl bir sonun beklediğini biliyor. Bosna’dan biliyor… Tarihten biliyor…
Cinayet Sırp’ın karakteri… Hatta cinayetten öte bir şey… Ölümü özleten bir vahşet söz konusu Sırp denince…
Onun için Sırp’ın vahşeti Pol Pot’un “Ölüm tarlaları” ile kıyaslanıyor ancak… Cinayetin iğrenç bir zevk haline gelmesi bu… Sadizmin ötesi… Öldürmek, cesetleri dövmek, cesetlere tecavüz etmek, ailesinin önünde tecavüz etmek genç kızlara… Ölmemişse utançtan ölsün diye…
Göç haberleri, Sırp’ın cinayet haberlerine eşlik ediyor. Kosova’dan tanınmış simaların ölüm haberleri yansıyor medyaya… Bu gibi durumlarda, bu cinayetler, büyük kitlesel cinayetlerin sembolü gibi algılanmalı gerçekte… Bir toplu imha, soykırım yaşanıyor Kosova’da… Köy köy, kasaba kasaba yok ediyor Sırp canileri…
NATO bombardımanı zaman içinde savaşı kazanacak belki, ama geride bir Kosova kalacak mı?
Acaba NATO bunu hesaplamış mıydı?
Hava bombardımanının Sırplar’a altta bir etnik arındırma cüreti vereceğini hesaplamış mıydı?
Yarını nedir Kosova’nın?
Çağdaş dünya! 2000′e bir kala!
Medeni Avrupa!
Ve farklı inançta bir Avrupalı kavim, etnik arındırmaya maruz kalıyor…
Müdahale etmiyor yanıyor insanlar, müdahale ediyor yanıyorlar…
İnsanı kurtaracak bir formül! Farklı bir kültürü, inancı, medeniyeti kurtaracak bir formül! Nerede bu?
Batı, kendi kasabının elini tutamıyor. Ne Hazreti İsa’nın merhameti etkiliyor, ne hümanizmin insan önceliği… Bir tükeniş bu…
Kosova gün ortasında korkunç bir vahşet ile öldürüldükten sonra, bana ne sizin merhametinizden, insan önceliğinizden, çağdaş uygarlığınızdan…
Kosovalı Müslüman, Kurban Bayramı’nda kurban kesemiyor, çağdaş dünyanın kurbanı oluyor…
Henüz son söz söylenmiş değil şüphesiz…
Ama yaşanan süreç herkesi tedirgin ediyor. Arkasında en gelişmiş savaş teknolojisine sahip ülkelerin bulunduğu NATO’nun savaşı galip bitireceği kesin… Ama ne anlama gelecek bu galibiyet?
Ba’de harab-i Basra… Basra yıkıldıktan, bittikten sonra…
Ya da Kosova can verdikten sonra…
Savaşı kazanıp Kosova’yı kaybetmek budur.
Bunu istemiyoruz. Bu, Batı’nın kendi canisinin elini tutması demek olmaz. Bu, sadece vahşete tanıklıktır.
Eğer savaş, Prizren’de, İpek’te, Priştine’de 500 yıllık bir hesabın görülmesi ve Müslüman bir toplumun izlerinin silinmesi ile sonuçlanacaksa, bu, Avrupa tarihinin de kara bir sayfası olacaktır. Böyle bir sonuç ne Amerika için onur verici olur, ne de bizim için yüz güldürücü! Minareleri biçilmiş bir Kosova’yı düşünmüyoruz, insanı tükenmiş bir Kosova olmamalı savaş sonrasında… Bu tüm çağdaş dünya için utanç olur…
SEÇİMİN FLAŞ JESTİ:
Melih Gökçek, seçim kampanyasının en çarpıcı jestini gerçekleştirdi. Melih Gökçek’in TV’lerdeki tartışma üslubunu eleştirebilirsiniz ama, Emin Çölaşan’ın kesesinden “döner ekmek” ziyafeti çekerek attığı golü ayakta alkışlamamanız mümkün değil. İnsanların nasıl keyifle güldüğünü gözledim her yerde… Fazilet camiasına yönelik bunca kuşatılmışlık içinde müthiş bir nefeslenme oldu bu.. Emin Çölaşan’ın yerinde kim olmak ister? Keskin sirke küpüne zarar demişler… Emin Çölaşan’ın “döner-ekmek ziyafeti” ile ilgili ilk yazısını sizler de merak etmiyor musunuz?
facebook
twitter