1977 Taksim…
1978 Kahramanmaraş.
1980 Çorum.
2 temmuz 1993 Sivas – Madımak.
Ve
5 temmuz 1993 Erzincan – Başbağlar…
Bunlar, Türkiye’nin 15 yılı içine sığmış, karanlık ve kanlı senaryo uygulamaları…
Kanlıydı, gerçek anlamda açığa çıkarılamadı, bir çok yönüyle karanlıkta kaldı.
Türkiye, geçmişte yaşanan kanlı – karanlık dosyaları sorguluyor.
Şimdi, 115 Ak Partili milletvekilinin başvurusu ile, şu sayılan 5 olayla ilgili Meclis Araştırması yapılacak.
Türkiye, bir yandan Ergenekon davalarını izliyor.
Kafes eylem planı, Balyoz eylem planı, Sarıışık, Eldiven, Yakamoz darbe planları….
Ergenekon yargısı önüne gelen her dava dosyası, bir yığın karanlık senaryoyu içeriyor.
12 Eylül öncesinde, darbeye zemin hazırlamak amacıyla, belirli bir sürenin geçmesinin planlandığı ortaya konmuştu.
Danıştay davası, ortaya çıkan yepyeni bilgilerle, kotarılmış bir senaryoyu gözler önüne seriyor.
Sünni – Alevi ekseni.
Laik – İslamcı ekseni.
Türk – Kürt ekseni.
Bunlar, fesat odaklarında, Türkiye’nin hareketli fay hatları olarak görülebiliyor ve oralara yapılacak müdahalelerle derin toplumsal kırılmaların meydana geleceği tasavvur ediliyor.
Kırılma olmadı mı?
Oldu…
Türkiye bugün rahat değilse, toplum kesimlerinin birbirlerine karşı buruklukları, kuşkuları, güvensizlikleri varsa, iletişim kanalları sık sık tıkanıyorsa… herkes birbirine karşı gardını almış bir pozisyon içinde görülüyorsa…. bunun arka planında, toplum üzerinde oynanan oyunlar bulunmaktadır.
Maraş’ı kaşıdınız, topluma bir bomba koydunuz.
Çorum’la bir başka bomba, Madımak’la başka, Başbağlar’la başka bombalar…
Taksim, 33 yıldır işçiler için korkulu bir meydan…
Bakın, ancak 33 yıl sonra, yeni bir işçi gösterisine açılabiliyor.
Aslında, Türkiye’nin yakın geçmişindeki örtülü operasyonlar, bu beş olayla sınırlı değil.
Türkiye daha ne Eşref Bitlis‘in ölümünü çözebildi, ne Susurluk’u, ne Gazi olaylarını, ne 17 bin faili meçhulü….
İşte, bakın, Gaffar Okkan‘ın öldürülmesi ile ilgili dava sonuçlandı.
Mahkeme gerekçeli kararı açıkladı.
Bir Hizbullah üyesi mahkum oldu.
Ama, mahkeme öyle bir karar açıkladı ki, sanki, olayın üstünde hala kalın bir sis perdesi bulunduğunu ifşa etmiş oldu.
Mahkeme kararında özetle deniyor ki:
“Tamam, Hizbullah üyesi Bedran Salamboğa, Gaffar Okkan‘ın öldürüldüğü olaya, tetikçi olarak katılmıştır. Bu sebeple de kendisine müebbed hapis cezası verilmiştir.”
“Ama” diyerek başlıyor gerekçeli karar ve devam ediyor:
“Örgütün eylem taktiklerinden farklı olarak saldırıda çok sayıda uzun namlulu silahın kullanılması
OHAL uygulaması devam eden Diyarbakır’da, adım başı bir polis memuru bulunmasına karşılık, bu kapsamda bir eylemin gerçekleştirilebilmesi,
Ayrıca bölgede yaygın şiddet eylemlerinde bulunan PKK tarafından bile bu kapsamda bir eylemin gerçekleştirilememiş olması,
Olay yerinde bulunan cep telefonu şirketlerine ait baz istasyonlarından, olay saatinde ve öncesinde yapılan tüm görüşmelerin listesi çıkarılmasına rağmen saldırganların kendi aralarında iletişim kurmadıklarının tesbit edilmesi,
Saldırganların kısa sürede olay yerinden kaçıp yoğun operasyonlara rağmen olay yerinde yakalanamamaları, ve
Yakın mesafeden atılan 20 kadar merminin maktulün başına isabet etmesi, olay mahallinde bulunan 469 adet boş kovanın 16 ayrı Kalaşnikof marka uzun namlulu silahtan atılması, ve
Bu silahlardan sadece bir tanesinin güvenlik güçlerine, diğerlerinin ise saldırganlara ait olması birlikte değerlendirildiğinde eylemin profesyonel suikast birimlerince, uzun hazırlıklar sonucu planlandığı ve aralarında Bedran Selamboğa’nın da bulunduğu Hizbullah örgütü üyelerince gerçekleştirildiği kanaatine varılmıştır.”
Kararın sonunda şu not bulunyor:
“Ancak profesyonelce gerçekleştirilebilecek olan bu eylemin dış bağlantıları ile genel talimatı verip planlayanlara ulaşılamamıştır.”
Yani dava bitiyor, karar veriliyor ama, karanlık bitmiyor.
İşte bu, Türkiye’nin yakın geçmişinin görüntüsüdür.
Dileyelim, 5 alana yönelik Meclis Araştırması, bu karanlık ve kanlı dosyadan, en azından bir bölümünü gün yüzüne çıkarsın.
facebook
twitter