Kutlu Doğum Toplantıları

Nisan 21, 2010

in Burç FM - Günlük Yorumlar

Dinlemek için: Kutlu Doğum – 21 Nisan 2010

Memleketimiz Kutlu Doğum coşkusu yaşıyor.

Her ilde, her ilçede, geceler – gündüzler, Rasulullah Efendimiz’e yönelik muhabbet iklimine tanıklık ediyor.

Geçtiğimiz pazar günü Kırıkhan’da bu coşkuyu paylaştık. Müftülüğün daveti ile, salonu dolduran kadın, erkek, genç yaşlı, çocuk bini aşkın insan, Allah Rasulünün ruhaniyet iklimini soludu. Bu akşam Erzurum’da İlahiyat öğrencilerinin düzenlediği bir Kutlu Doğum’u paylaşacağım.Cumartesi günü, Yozgat’ın Sorgun ilçesinde olacağım. Orada Kutlu Doğum çerçevesinde “Ailede mutluluk” üzerine bir konuşma yapacağım.

Kutlu Doğum deyince, Anadolu, tarih sınırlaması falan dinlemiyor. Toplumun gönlüne baktığınızda bütün mevsimler Kutlu Doğum gibi duruyor. Hep gül koksun, hep Rasulullah’ın ruhaniyet iklimi solunsun. Bir başka şey, Kutlu Doğum’un sadece bir anma faaliyeti olmamasıdır… Yadettik, işimiz bitti. Bu değil. Rasulullah’ın ruhaniyet iklimi dediğim şey var ya, işte o iklim, insanları yepyeni bir kişilik inşası sürecine çağırmış oluyor.

Diyelim, Allah Teala, size elçi olarak gönderdiği insanı “Rahmeten lil alemin – yani – Alemlere rahmet” olarak nitelemişse, sizden de “rahmet insanı” olmanız isteniyor demektir bu. Hayat içinde her nerede bulunuyorsanız, orada rahmet insanı olmak… Rasulullah nerede bulunduysa orada rahmet insanı olarak bulundu. İster ki, O’nun elinden tutanlar da, her bulundukları yerde rahmet insanı olarak bulunsunlar.

Kutlu Doğum, “Benim ne yüce bir Peygamberim var” demenin ve O’na sevgilerimizi ifade etmenin ötesinde, sizi – bizi, O’nun elinden tutan her insanı, “Rahmet insanı” olmaya davet etmektedir bu durumda.

Diyanet İşleri Başkanı sayın Bardakoğlu, “Kutlu doğumda, Peygamber Efendimizi ve Kur’an’ı, evimize konuk etmeliyiz” demiş. İşte tam da bu aranıyor Kutlu Doğum toplantılarında. Ya da, böyle olması doğru olur. Evimize konuk edilmiş bir Peygamber… Evimize konuk edilmiş bir Kur’an-ı Kerim… O iklimi tasavvur edebiliyor musunuz? Peygamber’in teşrifine hazırlanmış bir ev, ya da Kur’an teşrif ettiğinde yadırgamayacağı, kendisine yabancı bulmayacağı, kendisini kucaklayacağından emin olduğu bir ev…

Kırıkhan’da sordum: Evlerimiz, Hazreti Peygamber’i konuk etmeye hazır mı? O geldiğinde evlerimizde neleri görmesini istemezdik? Bu soruyu sorduğum salonda, gözlerde sımsıcak yaşlar vardı. Yani, meseleye, bizim canımıza dokunan boyutlarıyla bakmak gerekiyor. Hazreti Peygamber, önderliği, elçiliği, çağrısı, bütün zamanlarda, bütün coğrafyalarda ve bütün insanlığa devam etmekte olan bir Allah elçisidir.

Bu şu anlama gelmektedir: Hazreti Muhammed, fani varlığı ile ebediyyet alemine göç etmiş olsa da, Allah teala’dan getirdiği ilahi ölçülerle, insanlığı inşa etmeye devam etmektedir. Müslüman toplumlar, O’nun çağrısını yüreklerinde duymakta olan insanlardır. Bunun yanında O’nun çağrısı, tüm insanlığın yüreğine ulaşmayı talep etmektedir. Nasıl olacak bu? Müslüman toplumlar, Rasulullah’ın muazzez şahsiyetindeki güzellikleri kendi kişiliklerine taşıdıkları ölçüde olacak…

Bir Allah dostuna soruluyor: -Muhammed ümmeti ne zaman kurtulacak? O Allah dostunun cevabı şöyle oluyor: -Sen bana Muhammed ümmetini göster, ben sana kurtulduğunu göstereyim. Bundan anladığımız şu ki, Hazreti Muhammed aleyhissalatü vesselama aidiyet, bir kalite meselesi.

Belki de soru şudur: -O’na ne kadar benziyoruz? Yüzde kaç oranında O’yuz? O’ndan ne kadar farklılaşıyoruz? Ne kadarımız O’na yabancı? Bu sorular önemli değil mi? Bu soruların bir yanında “O’nu ne kadar tanıyoruz?” sorusu yok mu? Var elbet. O’nun nasıl gülümsediğini bilirseniz, O’nun gibi gülümsersiniz. O’nun ailesi ile, çocuklarla ilişkisini bilirseniz, ailenizle, çocuklarınızla O’na benzemeye çalışırsınız. O insandı. Onun nasıl bir insan olduğunu bilirseniz, O’nun gibi bir insan olmaya çaba sarfedersiniz.

Ne okuduk O’na dair? Kaç kitap? Ne dinledik? Ne biliyoruz? Kutlu Doğum’lar, içimize bir Hazreti Peygamber’i öğrenme aşkı düşürüyor. Çocuklarımıza O’nu öğretme sorumluluğu yüklüyor. Ben buna “O’nun yokluğunda O’nunla beraber olma” gayreti diyorum. Diyanet, Kutlu Doğum geleneği ile, gerçekten çok kutlu bir işi başlatmıştır. Her mevsim, milyonlarca insan, bir kalb irtibatı sağlıyor, Rabbin “Güzel örnek” diye tanımladığı muzazzez insanla… İnanıyorum ki Rasulullah Efendimizi çağıra çağıra, O’nu yaşayaşa yaşaya farklı bir toplum olacağız. O’na yakışan, O’nun yanında durduğunda yabancı kalmayan, O’nun ahlakıyla ahlaklanmış bir toplum…

İnsanlık o toplumu gördüğünde, hiç tereddüt etmeden söyleyebiliriz ki, yepyeni bir çağ başlayacak. Başka değil, İslam’ın çağı olacak o. Hazreti Muhammed’in izi ile buluşan çağ…

Previous post:

Next post: