Burç FM’de geçen haftanın son yorumu, Cumartesi günü idi ve Siirt’teki utanç verici zincirleme tecavüz olaylarını konu almaktaydı.
Aynı gün akşam, “Ailede sancı ve mutluluk arayışı” başlıklı bir konferans vermek için Yozgat’ın Sorgun ilçesine gittim.
Konferansa başlarken, önce “Ailede sancı var mı, bunun ülkemizdeki ve dünyadaki görüntüleri nasıl?” sorusu üzerinde durdum.
Aklıma önce, Siirt’te yaşananlar geldi. Cumartesi günü söylediklerimi hatırlayın. Siirt’te olan biteni hatırlayın. 100′e yakın insanın, içinde her toplum kesiminden insanların bulunduğu tecavüzcü güruhu hatırlayın ve mağdure olan iki kız çocuğunu hatırlayın…
Sorgun’da bunları anlatırken içim yandı, özürler diledim. Karşımda anneler, babalar, kız – erkek çocuklar, büyük anne, büyük babalar vardı. Onlara olayın ne kadarını anlatabilirdim, bir yandan utanç verici gerçeğin tamamını bilsinler ve sarsılsınlar istiyordum, bir yandan da, bu gerçeğin gönüllere yükleyeceği kahredici yükü düşünüyordum.
Şimdi önümüzde, Pervari’de yaşanan bir olay var.
Bu defa, herkes çocuk. Özne de nesne de çocuk. Mütecaviz de, katil de, maktul de, mağdur ve mağdure de çocuk.
Çocukların kendi arkadaşlarına tecavüzü var, onun görüntüsü ile şantaj yapmaları var, sonra şantajcılara tevacüz için üç – dört yaşlarında çocuk bulmak var, o masumlara çocuk tecavüzü var, boğma var, çamura bulama var….
Pislik namına, vahşet namına, insanlıktan başka her şey olmak namına her şey var. Bir gazete “Çocuk vahşeti” diye vermiş olayı.
Bir başkası şöyle vermiş:
“8 çocuk, iki bebeğe tecavüz edip, ölüme terketti.”
Bundan sonra başka ne denebilir ki?
Gazetelerin üçüncü sayfa haberleri arasında, büyük şehirlerde, “Liselerde Aşk cinayeti” başlıklarını görmeye alışmıştık.
Hukuk açısından çocuk sayılan birisi, tırnak içinde “Sevgilisi”ni testere ile boğazlayıp, valiz icinde çöp konteynirına atmıştı.
Bir başka cinayetin failinin kemik yaşına bakılmıştı cinayeti işlediğinde 18 yaşını geçmiş miydi, geçmemiş miydi diye…
Oysa Pervari’de, çok net olarak çocuklar rol alıyor vahşetin icrasında…
Her şeyi çocuklar kurguluyor.
Belki de, işin en vahim tarafı bu.
Bir kere, vahşeti kurgulamak çocuk dünyasına inmişse, ondan korkmak lazım.
Çünkü onun dizgini olmaz.
Belki de oyun gibi icra eder vahşeti.
Öldürür ve güler, tecavüz eder ve güler…
Cezadan korkmaz, yaptırımdan anlamaz.
Çocuk ve suç….
Masumiyet ve günah denklemi gibi uzlaşmaz iki dünya bu.
Ama, işte, bizde buluştular.
Uyuşturucu kullanma yaşının 11′lere indiğini bildirmekteydi narkotik şube araştırmaları…
Bir şeyler olmaktaydı çocuklarımızın dünyasında…
“Suçlu çocuk”, “Evden kaçan çocuk” gibi kavramlara alışmıştık.
Gele gele nereye geldik?
İşte şu hepimizin utançla paylaştığımız tecavüz ve cinayet noktasına…
Şimdi, eğri otursak da doğru konuşalım:
Çocukta bir şey varsa, bilmeli ki annede, babada bir şey vardır.
Bilmeli ki, eğitimcilerde bir şey vardır.
Bilmeli ki eğitim sisteminde bir şey vardır.
Ve bilmeli ki devlette bir şey vardır.
Bunlar, alarm niteliğinde hadiselerdir.
Anne – babanın yakasından tutar sarsar, eğitimcinin yakasından tutar sarsar, güvenlikçinin, siyasetçinin yakasından tutar sarsar.
Türkiye, genç nüfusa sahip bir ülke.
Bu genç nüfus bizi ya zirvelere tırmandırır, ya çamurlara batırır.
Bu genç nüfusa kafa yormak lazım.
Nasıl yetişiyor çocuklarımız? Kim giriyor onların yüreğine, beynine?
Ahlak dediğimiz şey, sevgi dediğimiz şey, değer dediğimiz şey, inanç, maneviyat, buluşuyor mu çocuklarımızla?
Ben diyorum bazen, çocuklarımız cam kırıkları üzerinde yürüyor. Çamurun içinden geçiyor. Yüreği talan ediliyor çocuklarımızın.
Nerede, çocuklara karşı “Allah emaneti” sorumluluğu?
Allah Teala, “Kendinizi ve çocuklarınızı ateşten koruyun” diyor Kitab-ı Keriminde…
İşte ateşin içine düşmüş çocuklarımız. O çocuklar yanıyorsa, anne – baba yanmaz mı?
Şimdi hangi anne – baba yanmıyordur ki… Mütecavizin anne – babası da ateşin içindedir, tecavüze uğrayanın, can verenin anne – babası da….
Böyle durumlarda, Milli Eğitim Bakanlarımız ne düşünür, Aileden Sorumlu Devlet Bakanlarımız ne düşünür, tüm toplumun anne – babası mesabesinde olan Cumhurbaşkanlarımız, Başbakanlarımız ne düşünür?
Belki “Nasıl gözlerine uyku girer” diye sorulabilir.
Bu soruya, valileri, emniyet müdürlerini, milli eğitim müdürlerini, okul müdürlerini, öğretmenleri dahil etmek mümkün?
Bu çocuklar cani olarak, mütecaviz olarak doğmadılar değil mi?
Yaradan onları bizlere, tertemiz olarak emanet etti değil mi?
N’oldu, kim ne yaptı da masumiyetin içinden cinayet ve tecavüzler çıktı?
Gelin kendi kendimizi hesaba çekelim?
Yüreklerimizi Siirt acısı ile, Pervari acısı ile dağlayalım da, benzeri bir musibetle bir daha karşılaşmayalım.
facebook
twitter