Kırılma anı olmasın…

Temmuz 15, 2010

in Aksiyon

28 Mayıs 2010 tarihli yazımın başlığı “Ah biri Tayyip Erdoğan’ı dövse…” şeklindeydi.

Yazı şöyle devam ediyordu:

“-Ah biri Tayyip Erdoğan’ı dövse…

Bir kesimde böyle bir beklenti var.

Ve onlar böyle bir şeyi başardığı takdirde şeytanı bile alkışlamaya teşneler.

Tayyip, İran konusunda bir yanlış yapsın ve Amerika dövsün Tayyip’i.

Tayyip, Filistin konusunda bir yanlış yapsın ve İsrail – olmadı Yahudi lobisi- dövsün Tayyib’i.

Medya dövsün Tayyib’i.

Büyük sermaye dövsün Tayyib’i.

Asker dövsün Tayyib’i.

Şehit aileleri, madenci aileleri, tekel işçileri dövsün Tayyib’i.

Ve mümkünse halk dövsün Tayyib’i.

Yani bir insani ideal noktasında durup da, siyasal – ideolojik mücadele değil söz konusu olan, Tayyip düşman ve “Düşmanımın düşmanı dostumdur” ilkesi egemen.”

Bu değerlendirmenin son cümlesi şöyle kurulmuştu:

“Ben bir kesimdeki Kılıçdaroğlu’na bakışı da, idealist bir yaklaşımın ürünü olarak değil, aynı tutkunun eseri olarak görüyorum.”

…..

Acaba Kılıçdaroğlu ile Tayyib’i dövmek mümkün mü?

Orada yazmak aklıma gelmemiş.

Belki şimdi birileri, PKK ile Tayyib’i dövmek, hatta kendi partisinden milletvekilleri ile, bazen kendi tabii toplumsal tabanından malzeme devşirerek dövmek hesapları yapıyorlar…

Bu iş böyledir.

Siyaset bir mücadeledir.

Her mücadele gibi kuvvet değerlendirmesi yapılması gereken bir alandır.

Yürüttüğünüz mücadele, ülkeniz adına ulaşmak istediğiniz hedefler, birilerini rahatsız edecektir ve onlarda ellerinden geleni artlarına koymayacaklardır.

Tayyip Erdoğan ve AK Parti, ikinci iktidar döneminin sonlarında, gerçekten çetin bir karşı koalisyonla hesaplaşma noktasına doğru ilerlemektedir.

Gazete sütunlarında “Tayyip Erdoğan karşıtları”nın çetelesi çıkarılıyor, alt alta birçok isim ve odak yazılıyor ve bunların tamamının nasıl tek bir mecrada toplanabileceğinin hesabı yapılıyor. Siyasi anlamda olmasa bile, en uçuk koalisyon formülleri dikkate alınıyor.

“Kılıçdaroğlu’na kim destek verebilir?” şeklindeki soruya verilen cevaba bakınız?

- Demirel verebilir.

- Mesut Yılmaz, verebilir.

- Cindoruk verebilir.

- 28 Şubatçılar verebilir vs…

Bu birkaç isim bile, nasıl uçuk ittifaklar olgusu ile karşı karşıya kalınabileceğini ortaya koyuyor.

Buraya hemen yeni sorular eklemek mümkün;

- Acaba İsrail de Kılıçdaroğlu iktidarını destekler mi?

- Acaba Amerika’daki Yahudi lobisi bile Kılıçdaroğlu iktidarını destekler mi?

Burada tabii ki, Kılıçdaroğlu’nun veya CHP’nin İsrail’i çok hoşnut edecek politikalar içine gireceğini kastetmiyorum. Bu haksızlık olur.

Buradaki hesap, “Tayyip Erdoğan’ın devrilmesi”dir.

Gelen kim olursa olsun, eğer Tayip Erdoğan’la yaşanan hesaplaşmada, onu alta düşürmeye imkân veriyorsa, o kutsanacaktır.

Ben asıl, İsrail’in ya da Yahudi lobisinin oyunlarıyla Tayyip Erdoğan’ın yere kapaklanması ihtimalinin, içerde kimilerinin yüreğinde sevinç çığlıkları oluşturmasını kahredici bulurum.

Ama, bir kesimin, “Türkiye’nin çıkarı” vs. gibi şeyleri çok kolayca ıskalayabileceğini ve “Yeter ki Tayyip biçilsin” beklentisine her şeyi feda edebileceğini düşünüyorum.

Buraya kadar yazılanlar, “Birileri Tayyib’i dövsün” beklentisinin ortaya çıkardığı çirkin koalisyona işaret etmek ve herkesi, el ele tutuştuğu ortaklarının farkında olmaya çağırmak amacına yönelikti.

Eğer bir de bakmışsınız, Netanyahu’nun, Lieberman’ın elinden tutuyor iseniz, ellerinizin kirlendiğini hissetmeniz için yazdım onları. Bir de bakmışsınız, politikalarınız, İsrail’i güçlendiriyor, durun orda, diye…

Durun ve “şeytan”la el ele tutuşmayın.

…..

Bu noktada ben, Tayyip Erdoğan ve  yol arkadaşlarının da ciddi bir muhasebe yapmasına işaret etme ihtiyacını duyuyorum.

Bana göre Tayyip Erdoğan başarılı olmalı.

Bu, Türkiye’nin başarısı olacaktır.

İçerdeki ve dışardaki projelerin tamamı, Türkiye’yi 20’nci yüzyılın başlarında koparıldığı zamanın içine yeniden taşımak ve “Türkiye’nin potansiyeli”ni hayata geçirmektir.

Bazen kader, sizin taşıma kapasitenizi artırır ve “Anadolu’nun saf çocuğu”nun omuzlarına yeniden ayağa kalkış misyonunu yükler.

Ben AK Parti’nin taa yola çıkıştan başlayarak geldiği şu sekiz – on yılı, basiretle, ince hesapla, titiz adımlarla, akılla, sağduyu ile yürüdüğünü düşünürüm. Sırtlarında yumurta küfesi taşıyanlar böyle yaparlar.

Ama bütün titizliğinize rağmen, zaman zaman iç – dış statükoya dokunursunuz.

Şöyle düşünürüm ben:

Statüko geniş bir dairedir, Türkiye söz konusu olduğunda, küresel bağlantıları da olan bir dairedir statüko.

Siz, bir süre o dairenin içinde yol alırsınız. Statüko sizi gözetler.

“Bu adamlar ne yapıyor?” sorusunun cevabını arar. Zaman zaman “Takıyye yapıyor bunlar” der, zaman zaman “Yok canım, bu dünyada bunlardan başkasını mı bulacaksınız?” der, zaman zaman “Ancak bunlarla kontrol edebiliriz bu dünyayı” der, zaman zaman, “Bunlar olmazsa kim?” der, zaman zaman, “Halk bunları seçiyor, bunlarla uzlaşmaktan başka çıkar yolumuz yok” der, zaman zaman, “Tepeden inme kadrolarla yürütülemez artık” der…  Der, der ve size tahammül eder.

Ama siz, ülkenizin çıkarları adına, adımlar atarsınız.

Bu adımlar bir gün, ülkeniz ve coğrafyanız için belirlenen statüko çemberinin sınırlarına dokunmaya başlar.

“N’oluyor” derler önce. “Ayağımıza bastın” derler sonra… “Bunu kabul edemeyiz” derler akabinde… “Çok oldun ama…” derler daha sonra… Sonra külahları değişme tehditleri gelir, sonra eksen kaymaları sorgulamaları, sonra vuruşlar… Sonra vuran odakların seslerini birleştirmeler vs…

Şu sıralar, AK Parti hükümetinin iç – dış münasebetleri noktasında, parça parça bütün bunları gözlemleyebiliyoruz.

Acaba bunların AK Parti’nin geleceği adına anlamı nedir?

Ben AK Parti kadrolarının, oturup, çok sağlıklı bir durum değerlendirmesi yapması gerektiğini düşünüyorum.

Türkiye bir kırılma yaşamamalı.

“Kırılma” deyince şu anda, AK Parti dışında bir iktidar oluşumunu kastediyorum.

Bunu Türkiye için, ülkemin selameti için böyle değerlendiriyorum.

Türkiye’nin, Türkiye’nin yükseliş – tırmanış seyri ile birebir alakalı olan tüm coğrafyanın iyiliği için istiyorum bunu.

Abdullah Gül, Tayyip Erdoğan ve Ahmet Davutoğlu çok emek verdi Türkiye’nin yeniden tırmanış – yükseliş yolculuğuna… Kim ne derse desin bu en başta bir zihnî formasyon meselesi… Türkiye’de birçok çevrenin halen bu zihnî performansı yakaladığını söylemek mümkün değil. “Macera” gibi bakılıyor hâlâ bu yükseliş trendine ve her an “Düşecekler” beklentisi sergileniyor.

AK Parti içerde – dışarda düşmemenin, ayak sürçmemenin, yere kapaklanmamanın yolunu bulmalı. Siyasi zekâ bunu gerektirir. Ve o siyasi zekânın işletilmesi, bugün artık  hayat – memat meselesi halindedir.

Previous post:

Next post: