<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Ahmet Taşgetiren &#187; Aksiyon</title>
	<atom:link href="http://www.ahmettasgetiren.com/category/aksiyon-haftalik-yazilari/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.ahmettasgetiren.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Wed, 11 Jan 2012 11:02:33 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Gazze mi kuşatma altında, İsrail mi?</title>
		<link>http://www.ahmettasgetiren.com/2011/09/gazze-mi-kusatma-altinda-israil-mi/</link>
		<comments>http://www.ahmettasgetiren.com/2011/09/gazze-mi-kusatma-altinda-israil-mi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 12 Sep 2011 02:42:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ahmet Taşgetiren</dc:creator>
				<category><![CDATA[Aksiyon]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ahmettasgetiren.com/?p=4700</guid>
		<description><![CDATA[İsrail, Amerika için bile taşınamaz bir yük haline gelmiştir, dersem abartmış olur muyum, sanmıyorum. Amerika ki Demokratı, Cumhuriyetçisi ile hiçbir devlet çizgisinin İsrail’in güvenliği konusunda tarafsız kalamayacağı bir ülke; ama Amerika bile Ortadoğu politikalarında İsrail yüzünden ciddi bir tıkanma yaşıyor ve bu ilişkiyi taşımakta zorlanıyor. Daha ötesini söyleyelim: Bazı kanatları ile Yahudi lobisi bile Netanyahu-Liberman [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p></p><p>İsrail, Amerika için bile taşınamaz bir yük haline gelmiştir, dersem abartmış olur muyum, sanmıyorum.</p>
<p>Amerika ki Demokratı, Cumhuriyetçisi ile hiçbir devlet çizgisinin İsrail’in güvenliği konusunda tarafsız kalamayacağı bir ülke; ama Amerika bile Ortadoğu politikalarında İsrail yüzünden ciddi bir tıkanma yaşıyor ve bu ilişkiyi taşımakta zorlanıyor.</p>
<p>Daha ötesini söyleyelim:</p>
<p>Bazı kanatları ile Yahudi lobisi bile Netanyahu-Liberman yönetimindeki İsrail’i taşımakta zorlanıyor.</p>
<p>İşte, BM Raporunu sızdırarak son gerilimin fitilini ateşleyen ve İsrail yanlısı çizgisi ile tanınan New York Times’ın köşe yazarı Musevi asıllı Roger Cohen, “İsrail’in gittikçe daha izole hale geldiği”ni belirterek “Netanyahu doğrusunu yapıp Türkiye’den özür dilemeli” çağrısında bulundu.</p>
<p>İsrail’de birçok politikacı, birçok yazar, aydın, Türkiye’nin Musevi cemaatinden birçok insan, bir yandan Mavi Marmara’ya yapılan baskından ve 9 kişinin katledilmesinden utanç duyduğunu belirtirken; bir yandan da İsrail hükümetini özür dilemeye çağırdı. Bu insanlar da İsrail’in varlığını önemserken, özellikle Türkiye ile gelinen noktayı kabul edilemez, taşınamaz buluyorlar.</p>
<p>İsrail için en dramatik durum, Türkiye tarafından taşınamaz hale gelmiş olmasıdır.</p>
<p>Türkiye, bölgenin Müslüman karakterine mukabil,  İsrail’i ilk tanıyan ülkelerden biri olmuş.</p>
<p>AK Parti kadroları, Kudüs, Mescid-i Aksa, Filistin gibi kalbî duyarlılıklarına, bu kalp coğrafyasının on yıllarca işgal gibi bir duruma maruz kalmasına rağmen, İsrail’le barışçı bir ilişki geliştirmeye yönelmiş.</p>
<p>İsrail’in Filistin’le, Suriye ile ilişkilerini, barışa doğru evriltmeye çaba sarf etmiş.</p>
<p>Bunun için tabanındaki İsrail muğberiyetini göğüslemek zorunda kalmış.</p>
<p>Ve bu Türkiye, uluslararası sularda, 9 insanını, İsrail’deki çarpık koalisyonun askerî saldırganlığına kurban vermiş.</p>
<p>Aradan aylar geçmiş, Türkiye’nin özür, tazminat ve Gazze’ye ablukanın kaldırılması taleplerine, meydan okuyucu üsluplarla “hayır” cevabı verilmiş.</p>
<p>Böylesine saldırgan bir kadronun yönetimindeki ülke ile barışçı ilişkiyi sürdürmek mümkün müdür?</p>
<p>Gelinen nokta, Türkiye’nin tabii tepkisidir.</p>
<p>Hatta kamu vicdanında “az bile” diye nitelenebilecek bir tepkidir.</p>
<p>“Bir sivil vatandaşının öldürülmesine karşılık tonlarca bomba gönderen, ardından işgal güçlerini bindiren, öldürmenin hesabını yapmayan İsrail, 9 sivil vatandaşı, uluslararası sularda, diyelim Türk birlikleri tarafından katledilseydi ne yapardı?” sorusunun cevabı düşünüldüğünde, Türk talebi, çok çok çok barışçı, hatta birçok şeye göz yummuş, hatta ürkek kalıyor.</p>
<p>Başbakan Erdoğan, İsrail’i “Şımarıklık”la suçladı.</p>
<p>“Şımarıklık” rolü, çok özel muamele gören bir ülke resmi çıkarıyor önümüze.</p>
<p>Bu rolün lojistiği ne yazık ki Amerika tarafından hazırlanıyor.</p>
<p>Ama bu da dünya kamuoyu önünde sürdürülebilir bir destek değildir.</p>
<p>İsrail, Amerika’nın kendi evinde kollayıp gözettiği bir yapı olsa, bu şımarıklığa sürdürülebilir gibi bakmak mümkün olabilir. Amerika o durumda, şımarık bir yapının her türlü yanlışına müsamaha gösterebilir.</p>
<p>Ama İsrail, Ortadoğu’dadır.</p>
<p>Şımarıklığı, başka toplumların canını acıtmaktadır.</p>
<p>Amerika, İsrail’in o topraklardaki şımarıklığına kol kanat germek durumundadır. Bunu yaparken, bir yandan da, kendi itibarını koruma ihtiyacını hissetmektedir.</p>
<p>Nasıl olacak bu?</p>
<p>Filistin dövüldü, Suriye’ye boyun eğdirildi, Mısır pusturuldu, Irak bitirildi. Türkiye bir süre, Amerika ve Batı ile ilişkiler hesabına, sustu, görmezden geldi, olmadı, düşük profilli tepki verdi.</p>
<p>Sonra, ya sonra?</p>
<p>Şimdi Türkiye diyor ki “Bu coğrafya bu şımarıklığı taşıyamaz.”</p>
<p>Türkiye’nin tepkisi bir yana, İsrail’den bir ses, Haaretz’in yazarı Zvi Bar El, İsrail’in bu politikalarının, bizzat İsrail’e yönelik bir ablukaya dönüştüğünü yazıyor. Şu satırlar, ablukaya alanın kendi kendisini abluka kurbanı haline getirmesinin tahlili anlamında ne kadar ilginçtir:</p>
<p>“Gazze ablukası, İsrail’i diplomatik açıdan boğuyor.</p>
<p>‘Gazze zarfı’ sadece coğrafî bir terim veya güneydeki bir grup topluluğun etrafındaki tehlikeli bölgeyi belirleyen hayalî bir sınır çizgisi değil. Doğruluk adına, Gazze’nin yerine İsrail’i koymamızı gerektiren bir siyasi durumun da ifadesi aynı zamanda. Gazze Şeridi, İsrail’i zarfa koyuyor; İsrail, Gazze’yi değil. Bir kuşatma veya abluka, boğucu bir ‘zarfın’ diğer adıysa, büyük ölçüde kendi hesabına en az Gazze raddesinde boğulmakta olan İsrail’dir diyebiliriz.</p>
<p>Mesele, İsrail’in kendinden menkul haklılığı içinde kendisini giderek izole ettiği, gerçek ve hayalî tehditleri üzerine çektiği, bir kez daha ‘yüksek’ veya ‘düşük’ savaş ihtimalinden dem vuran militer dili kullandığı, artık ABD’nin kendisine yönelik tavrından emin olmadığı ve Avrupa ülkelerinin çoğunu siyasi rakipler olarak gördüğüne dair hissiyat.” (7 Eylül 2011, Radikal’in tercümesinden naklen)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ahmettasgetiren.com/2011/09/gazze-mi-kusatma-altinda-israil-mi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dış politika çöktü mü?</title>
		<link>http://www.ahmettasgetiren.com/2011/09/dis-politika-coktu-mu/</link>
		<comments>http://www.ahmettasgetiren.com/2011/09/dis-politika-coktu-mu/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 05 Sep 2011 02:43:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ahmet Taşgetiren</dc:creator>
				<category><![CDATA[Aksiyon]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ahmettasgetiren.com/?p=4702</guid>
		<description><![CDATA[“Dış politika çöktü!” Bu ifade, şu sıralar, Türkiye’de, Amerika’da, Avrupa’da, medyada, özel ortamlarda birçok odakta seslendiriliyor. Benim gözlemime göre bu ifade, bir çevre için, bir gerçeğin tespitinden ziyade belli odakların temennisini oluşturuyor. Yani “çökmeli bu dış politika” gibi bir temenni. “Çökmeli, çünkü bu başka bir Türkiye inşa ediyor!” Bu görüşte olanların, içerdekileri, “Çökmeli, çünkü bu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p></p><p>“Dış politika çöktü!”</p>
<p>Bu ifade, şu sıralar, Türkiye’de, Amerika’da, Avrupa’da, medyada, özel ortamlarda birçok odakta seslendiriliyor.</p>
<p>Benim gözlemime göre bu ifade, bir çevre için, bir gerçeğin tespitinden ziyade belli odakların temennisini oluşturuyor. Yani “çökmeli bu dış politika” gibi bir temenni. “Çökmeli, çünkü bu başka bir Türkiye inşa ediyor!”</p>
<p>Bu görüşte olanların, içerdekileri, “Çökmeli, çünkü bu kadro bir başka Türkiye’yi inşa ederse, Türkiye’de daha kalıcı hâle gelir.” endişesi ile hareket ediyor.</p>
<p>Dışarıda olanları ise, bu dış politikanın sadece Türkiye’yi değil, büyük bir coğrafyayı yeniden inşa sürecine soktuğunu görüyor ve bunun yeni bir dünya anlamına geldiğini düşünüyor. Bu yüzden “Çökmeli” diyor.</p>
<p>“İyi niyetli” bir çevre için bu, yürek yetmezliği anlamına geliyor, onlar, gördükleri ilk tıkanmada dizlerinin bağı çözülen ve neredeyse 100 yıl öncesinin mağlubiyet günlerinin şoklarını henüz atlatamamış olanlardan oluşuyor.</p>
<p>Yine “iyi niyetli” bir çevre için bu, dış politika inşasının, üç-beş gün içinde sonuç verecek bir mesele gibi algılanmasından kaynaklanıyor ve ilk tıkanmalarda tırsmak anlamına geliyor.</p>
<p>Evet, Amerika ile ilişkilerde sorunlar ortaya çıkıyor. İsrail ile ilişkileri 2. Katip seviyesine indirme, askeri anlaşmaları bütünüyle askıya  alma ölçüsünde büyüyen sıkıntı, Amerika ile ilişkiye yansıyor. Bölge ile ilgili değerlendirmelerde de önemli farklılıklar var.</p>
<p>Evet, Avrupa Birliği ile ilişkiler sancılı. Müzakereler askıda ve neredeyse tıkanma noktasında.</p>
<p>Evet, “komşularla sıfır sorun” politikasında Suriye pürüzü, belki İran pürüzü, Irak – Kuzey Irak pürüzü var.</p>
<p>İslam coğrafyası dediğimizde, Mısır, Libya, Tunus, Yemen, Bahreyn, Suudi Arabistan, Suriye, İran, Afganistan vs&#8230; güllük gülistanlık değil&#8230; Türkiye’nin bu ülkelerle ilişkileri de tekdüze bir insicamı yansıtmıyor.</p>
<p>Buralardan bakınca da Gül-Erdoğan-Davutoğlu, hele Davutoğlu diplomasisinin “iddialı” duruşu, yara alıyor!</p>
<p>Böyle mi düşünmeli?</p>
<p>Yoksa, “Duran bir saat bile günde iki kere doğruyu gösterir” özdeyişinden yola çıkarak, “Türk dış politikası hiçbir şey yapmasaydı hiçbir sorun da yaşamazdı” sonucuna varılmayacağını, böyle bir ataletin hiçbir ülkeye hayat hakkı vermeyeceğini, aksine, müthiş bir devinim içindeki dünyada, böyle bir ataletin, ancak her güçlünün kendi çıkarına göre kullanacağı bir ülke ortaya çıkaracağını mı düşünmeli?</p>
<p>Belli ki Abdullah Gül, Tayyip Erdoğan, Ahmet Davutoğlu, bir “Yeni Türkiye ufku”na doğru ilerlemek istiyor.</p>
<p>Bunun ekonomi ayağı var, demokrasi ayağı var ve dış politika ayağı var.</p>
<p>Bu kadro, “Türkiye, şu anda olduğundan çok daha büyük bir potansiyele sahip, bunu kinetik hâle getirmek için canımızı dişimize takmalıyız, bunun çok engelleri vardır, olacaktır, düşmanlıklar olacaktır, kıskançlıklar olacaktır, ancak her şeye rağmen bu başarılamaz değildir”  diyorsa, gecesini gündüzüne katıp canhıraş bir gayretle bu ufku yakalamak için çırpınıyorsa, iyi niyetli bir duruş, bunu “Asla başaramazsınız” demek değildir. İyi niyetli bir duruş, her başarısızlığı nihai başarısızlık gibi görüp “İşte çöktünüz” demek değildir. İyi niyetli duruş, muhtemel aksamaları işaret etmek ve yolun açılmasına yardımcı olmaktır, iyi niyetli duruş, en azından dua etmektir, hiç olmazsa sessiz kalıp olan biteni seyretmek ve başarılarda sevinme hakkını saklı tutmaktır.</p>
<p>Kötü niyetli duruş ise, hep muhtemel bir yere kapaklanışı beklemek, hatta çıkarı zedelenmiş güç odaklarının yolculuğu darbelemesinden gizli gizli memnuniyet duymaktır. Ve hep “Dış politika çöktü” cümlesini kuracağı zamanı beklemektir.</p>
<p>Sancılı bir coğrafyadayız.</p>
<p>Bu coğrafya, böyle sancılı olsun diye, böyle tanzim edildi Birinci ve İkinci Dünya Savaşları sonrasında.</p>
<p>Ahmet Davutoğlu bir ara, bölgedeki hareketlenmeyi “Tarihin normalleşmesi” diye tanımlamıştı.</p>
<p>Tarih normalleşirken, güç dengeleri yeniden harmanlanırken, birçok çıkar odağının, bu arada anormal tarihe göre yapılanmış sistemlerin, yönetim kadrolarının ayağına basılmaması mümkün mü?</p>
<p>Türkiye ne yapıyor?</p>
<p>Bu coğrafyada olan biten her şeyin kendisini ilgilendirdiği bilinci içinde, “normalleşme”nin sağlıklı gerçekleşmesi yolunda çaba sarf ediyor. Davutoğlu bugün Bingazi’de, yarın Bosna’da ise bunun içindir.</p>
<p>Onun için Bosna Müftüsü Dr. Mustafa Ceriç, bayram namazını Hacı Hüsrev Camii’nde omuza omuza kıldığı Davutoğlu için, bizde birçok insanın dudak bükeceği sözü söylemekten geri kalmaz:</p>
<p>“Allah onu tarih yazması için yaratmış!”</p>
<p>Bence “çöküş” dış politikada değil, umutsuzların yüreğinde. Dilerim o yürekler de ayağa kalksın.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ahmettasgetiren.com/2011/09/dis-politika-coktu-mu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>“Kürt siyasetinde ahlaki sorun”</title>
		<link>http://www.ahmettasgetiren.com/2011/08/%e2%80%9ckurt-siyasetinde-ahlaki-sorun%e2%80%9d/</link>
		<comments>http://www.ahmettasgetiren.com/2011/08/%e2%80%9ckurt-siyasetinde-ahlaki-sorun%e2%80%9d/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 28 Aug 2011 23:53:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ahmet Taşgetiren</dc:creator>
				<category><![CDATA[Aksiyon]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ahmettasgetiren.com/?p=4677</guid>
		<description><![CDATA[Şubat başında, Bediüzzaman’ın Hutbe-i Şamiyesi’nin 100’üncü yılı için düzenlenen toplantı için Şam’a gitmiştik. Şam’ın Kasiyun Tepesi, geceleyin şehri bütünüyle ve bambaşka gösteriyordu. O tepede çay içerken, Berat Özipek’le biz, “Kürt sorunu” üzerine sohbet etmiştik. O, etkili biçimde devleti suçluyor, ben de, devlet adına yapılan yanlışların altını çizmekle birlikte, terör örgütü ile iç içe olan Kürt [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p></p><p>Şubat başında, Bediüzzaman’ın Hutbe-i Şamiyesi’nin 100’üncü yılı için düzenlenen toplantı için Şam’a gitmiştik.</p>
<p>Şam’ın Kasiyun Tepesi, geceleyin şehri bütünüyle ve bambaşka gösteriyordu. O tepede çay içerken, Berat Özipek’le biz, “Kürt sorunu” üzerine sohbet etmiştik. O, etkili biçimde devleti suçluyor, ben de, devlet adına yapılan yanlışların altını çizmekle birlikte, terör örgütü ile iç içe olan Kürt siyasetinin oluşturduğu risklere dikkat çekiyordum.</p>
<p>Geçen hafta Berat Özipek’in Star’daki yazısını okuyunca o sohbeti yeniden hatırladım.</p>
<p>Elhak Berat Özipek, çizgisi hiç kırılmadan, bir aydın olarak Kürtlerin hakkını savundu ve devletin politikalarını suçladı. Bu noktada AK Parti iktidarını bile suçlamaktan geri durmadı.</p>
<p>Ama o yazısının başlığı “Bu kez haksız sizsiniz” şeklindeydi ve haksızlıkla suçladığı kesim, Kürt hareketi idi.</p>
<p>Benzeri bir yazı, Zaman’da, Etyen Mahçupyan tarafından yazılmıştı.</p>
<p>Benzeri yazılar Taraf’ta, Ahmet Altan, Yıldıray Oğur, Kurtuluş Tayiz, Melih Altınok ve Orhan Miroğlu imzalarıyla çıkmaya başlamıştı.</p>
<p>Ahmet Altan ki, yazılarının bizzat Başbakan’a karşı nasıl biçici mahiyet taşıdığını herkes bilir. Ama o da, Kürt hareketinin artan ölçüde “savaşçı” nitelik kazanmasına isyan etmekteydi.</p>
<p>Gelinen noktada, “ahlaki bir sorgulama” yapılması ilginçti.</p>
<p>“Ahlaki sorgulama” dediğimiz şeyin, bir terör örgütü için, hele Stalinist karakterde bir terör örgütü için anlamı var mı, diye sorulabilir. Ama, davanıza destek veren aydınların size yönelik bu anlamdaki sorgulaması, onlar açısından kaçınılmaz bir tutarlılık hamlesi olurken, belli ki sizi de çok hayati bir yalnızlaşmanın içine itecektir.</p>
<p>Kaldı ki, bizzat BDP cenahında siyasete soyunmuş ve milletvekili seçilmiş bulunan iki sosyalist aydının (Sırrı Süreyya Önder ve Ertuğrul Kürkçü) BDP’den bağımsız olarak “TAK’ın cinayetleri”ni açıkça kınayan bir bildiri yayımlamaları, bu ahlaki duruş zaruretinin bir uzantısı olmuştur.</p>
<p>Şimdilerde bu çıkışları da, ırkçılığın, faşizmin, devlet ağzının, milliyetçiliğin hortlaması olarak görecek olan var mıdır bilmem, ama bence Kürt siyaseti, şapkasını önüne alıp bu “ahlaki uyarılar”ı derin derin düşünmelidir.</p>
<p>Buraya, Kürt sorunu konusunda son derece duyarlı insanların yaşadığı sorgulamayı gözlemek bakımından Berat Özipek’in ve Mahçupyan’ın yazılarından bir bölümü almak istiyorum.</p>
<p>Şöyle yazıyor Özipek:</p>
<p>“Ben Kürt Sorununda hep taraf oldum.  “Siyasi taraf” olmanın çok ötesinde, ondan çok daha önemli olarak, “ahlaki bakımdan taraf” oldum.</p>
<p>“Bugüne kadar devleti eleştirirken hiç dilimi evirip çevirmedim. Lafı dolandırmadım. Kürt meselesinde asıl suçlunun devlet olduğunu, inkar, asimilasyon ve katliamlarla sorunu onun başlattığını, “ilk günah”ı tamamen ona ait olduğunu açıkça söyledim.</p>
<p>Herhangi bir siyasi hesapla değil, adaletin gereği bu olduğu için&#8230;. bunu yaptım.</p>
<p>&#8230;&#8230;Bugün ise adil olmanın gereği, Öcalan’ın “Devletle, Barış Konseyi konusunda anlaştık” açıklamasına rağmen kanlı saldırılarla bu süreci baltalayan PKK’nın ve hiçbir şey olmamış gibi havaya bakıp ıslık çalan BDP’nin haksız olduğunu açıkça söylemektir.</p>
<p>Her halükarda hükümeti destekleyen koronun bir parçası olarak görülme pahasına söylüyorum bunu: Haksızsınız. Alenen, çok açık biçimde, bu kez haksız sizsiniz.</p>
<p>Ortada bütün eksikliklerine rağmen Öcalan’ı muhatap almış bir hükümet var; bizzat Öcalan tarafından yapılan tarihi açıklamalar var; ve birden dereden tepeden saldırıp, barış iradesini kana boğanlar var, bunu görüp susanlar var. Gerisi laf-ı güzaf. Bugün PKK, elindeki bütün imkanlarla cinayet işleyip çözüm iradesini kırıyorsa, ki öyle  yapıyor, bize düşen, bu hakikatin şahitliğini yapmaktır. Ahlaki bakımdan taraf olmanın anlamı budur ve ancak bundan  sonra çözüm için söylenen sözün  bir değeri olabilir. Şimdi bu ahlakı paylaşan  Kürtlerle Türklerin birlikte  ses vermesi gerek.” (Star, 25 Ağustos 2011)</p>
<p>Ve şu satırlar da Etyen Mahçupyan’dan:</p>
<p>“Kürt siyaseti bugün kaygan bir zeminde irtifa kaybederek manen düşüyor. Kandil bombalamasının sonucu bunun yanında son derece önemsiz. Devletin yeniden şiddete dönmesini eleştirmek, daha yaratıcı ve demokrat bir çizgi tutturmasını istemek meşru&#8230; Ama sorun şu ki, PKK’nın bu siyasi adımı daha ‘iyi’ bir muhatap hak etmediğini gösteriyor. Kürt siyasetinin hızla ahlaki bir zemine dönmesi gerek ve maalesef henüz bu bilinci göremiyoruz&#8230;” (Zaman, 25 Ağustos 2011)</p>
<p>Bence Kürt siyaseti bu ahlaki sorgulamayı küçümsememeli.</p>
<p>Çünkü bu sorgulamaya katılanların sayısı gün geçtikçe artacak ve eli kana bulananlar dramatik biçimde yalnızlaşacaklar. Mesela, Sırrı Süreyya Önder ile Ertuğrul Kürkçü iki kişi olarak kalmayacak, ayrıca birçok Kürt aydın ve siyasetçi de ahlaki çıkışlar yapacaklar.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ahmettasgetiren.com/2011/08/%e2%80%9ckurt-siyasetinde-ahlaki-sorun%e2%80%9d/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İçerden-Dışardan</title>
		<link>http://www.ahmettasgetiren.com/2011/08/icerden-disardan/</link>
		<comments>http://www.ahmettasgetiren.com/2011/08/icerden-disardan/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 22 Aug 2011 17:37:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ahmet Taşgetiren</dc:creator>
				<category><![CDATA[Aksiyon]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ahmettasgetiren.com/?p=4657</guid>
		<description><![CDATA[Ele almak istediğim şey “İçerden konuşmak” ve “Dışardan konuşmak” la ilgili. “İçerden”i, “İslam’ın içinden” diye anlıyorum,“Dışardan”ı da, “İslam’ın dışından” şeklinde ifade etmek istiyorum. Hayrettin Karaman Hoca’nın yazısı ile başlayan tartışma üzerine, geçen haftaki yazımdan sonra, tartışmanın gelişme seyrine bakarak birkaç şey daha söylemek gerektiğini düşünüyorum. Şöyle bir sorun görüyorum: Böyle bir tartışmada, özellikle “İçerden” konuşması beklenen insanlar, sanki “Dışardan” konuşuyormuş gibi bir savruluş içine giriyorlar. Bunun, “İçerden”lik konusunda ciddi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p></p><pre><span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', 'Bitstream Charter', Times, serif; font-size: 13px; line-height: 19px; white-space: normal;">Ele almak istediğim şey “İçerden konuşmak” ve “Dışardan konuşmak” la ilgili. “İçerden”i, “İslam’ın içinden” diye anlıyorum,“Dışardan”ı da, “İslam’ın dışından” şeklinde ifade etmek istiyorum.</span></pre>
<p>Hayrettin Karaman Hoca’nın yazısı ile başlayan tartışma üzerine, geçen haftaki yazımdan sonra, tartışmanın gelişme seyrine bakarak birkaç şey daha söylemek gerektiğini düşünüyorum.</p>
<p>Şöyle bir sorun görüyorum:</p>
<p>Böyle bir tartışmada, özellikle “İçerden” konuşması beklenen insanlar, sanki “Dışardan” konuşuyormuş gibi bir savruluş içine giriyorlar. Bunun, “İçerden”lik konusunda ciddi bir zaaf oluşturduğunu, İslam’la aidiyet problemi ortaya çıkardığını düşünüyorum.</p>
<p>Somut olay üzerinde değerlendirirsek&#8230;</p>
<p>Hayrettin Karaman Hoca, hemen hemen Türkiye’nin en tanınmış İslam hukukçusu. Mü’min bir insan. Yargılarını, her İslam hukukçusunun yapması gerektiği gibi, İslam’ın ana kaynaklarına, yani Kur’an ve Sünnet’e  dayandırmak durumunda. Mü’min bir İslam hukukçusu, herhangi bir konuda bir hüküm açıklamışsa, bunun “Şari-i Hakiki &#8211; Gerçek hüküm koyucu” diye nitelenen, Allah Teala’nın hoşnutluğunu kazanmasını ister.</p>
<p>Eğer Hayrettin Karaman, diyelim Müslüman &#8211; Toplum ilişkisi üzerine bir görüş açıklamışsa, buna mesela “Dışardan” bir değerlendirmede bulunulabilir.</p>
<p>“Dışardan” değerlendirme, Hayrettin Karaman’ın görüşlerini de, onun dayandığı Kur’an ve Sünnet bilgisini de reddedebilir. “Hangi kaynaktan alırsan al, bunları kabul etmiyorum, yanlış buluyorum, bırak artık bunları” vs gibi tepkiler ortaya konabilir. Bu duruş zaten İslam’ın dışından olduğu için, yani peşinen İslam kabul edilmediği için, tabii karşılanabilir. Bunun cevabı da ayrıdır.</p>
<p>Ama İslam’ın içinde bulunan birisinin, bu “Dışardan” değerlendirmelere iştirak etmesi ortaya İslam’la aidiyet sorunu çıkarır.</p>
<p>Diyelim Hayrettin Karaman Hoca’ya, İslam’ın içinden yapılacak bir itiraz, ancak, öncelikle İslam’ın ana kaynaklarının meşruiyyetini kabul ile mümkün olabilir.</p>
<p>Yani Kur’an’ın ve Sünnet’in bağlayıcılığını öncelikle kabul edeceksiniz.</p>
<p>Sonra, itirazınız varsa şöyle formüle edeceksiniz:</p>
<p>-Karaman’ın hükmüne dayanak edindiği ayet Kur’an’da, hadis Peygamberimizin sahih sünneti içinde yok.</p>
<p>Bunu söyleyecek ve ispat edeceksiniz.</p>
<p>Ya da şöyle diyeceksiniz:</p>
<p>-Evet Hayrettin Karaman Hoca’nın hükmüne dayanak edindiği bilgi Kur’an’da veya Sünnet’te var ama, yorumu yanlış. O ayet veya hadis o anlamda değerlendirilemez. Çünkü o ayetin veya hadisin bağlamı farklı vs&#8230;</p>
<p>Belki bundan sonra, o ayet veya hadisin, geçen 14 asırlık süreçte nasıl anlaşıldığına dair bilgiler sunacaksınız.</p>
<p>Belki bundan da sonra, aynı konudaki farklı hükümleri ortaya koyacaksınız.</p>
<p>İnsanlar sizin tavrınıza baktığında, diyecekler ki: “Tamam, bu zat, İslam’ı temel bir referans olarak kabul ediyor, İslam’ın ana kaynaklarını başvuru mercii olarak görüyor, artı yaşanan sorunu önemsiyor, ama Kur’an’dan ve Sünnet’ten farklı sonuçlar çıkarıyor. Onun vardığı sonuçlara katılmasam bile, onun yönteminin yanlış olduğunu söyleyemem.”</p>
<p>Hayrettin Karaman Hoca’nın gündeme getirdiği sorun, İslami önceliklere göre düzenlenmemiş bir toplum &#8211; kültür vasatında, Müslüman’ın kişiliğini nasıl koruyacağı sorunu&#8230;</p>
<p>Aslında, şu anlatmaya çalıştığım, içerden &#8211; dışardan duruşların birbirine karışması da, tamHayrettin Karaman Hoca’nın gündeme getirdiği sorunla ilgili.</p>
<p>İçerden &#8211; dışardan duruşlar birbirine karışıyorsa ve özellikle “İçerde” durduğunu zanneden insanların önemli bir kısmı dışardan bir duruşun içine savruluyorsa, ortada çok ciddi bir bilinç aşınması var demektir.</p>
<p>Mesela, insan İslam’ın içinde yer alıyor, Müslümanlığını önemsiyor, ama bakıyorsunuz, somut bir güncel tartışma konusunda, Kur’an veya Sünnet kaynaklı bir bilgiyi bir kalemde devre dışı bırakabiliyor.</p>
<p>Hayrettin Hoca tam da burada diyor ki:</p>
<p>-Kendine dikkat et. Kişilik değerlerine dikkat et. Müslümanlığının en ince çizgilerini önemse. Neyi kaybettiğine, kişiliğinde hangi İslami değerin kaldığına dikkat et. Aşınma. Aşınmaya karşı bilinç geliştir. İçerdeysen içerde kalmaya itina et. Dışardan kişiliğine kirler bulaşmasına engel ol.</p>
<p>Bence İslam’la ilişki, özellikle, derin kültürel kuşatmaların yaşandığı bir zamanda, böylesine bir hassasiyeti gerekli kılıyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ahmettasgetiren.com/2011/08/icerden-disardan/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kürt militarizmi hangi yılda yenilecek?</title>
		<link>http://www.ahmettasgetiren.com/2011/08/kurt-militarizmi-hangi-yilda-yenilecek/</link>
		<comments>http://www.ahmettasgetiren.com/2011/08/kurt-militarizmi-hangi-yilda-yenilecek/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 07 Aug 2011 21:23:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ahmet Taşgetiren</dc:creator>
				<category><![CDATA[Aksiyon]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ahmettasgetiren.com/?p=4628</guid>
		<description><![CDATA[Peygamberimizin (a.s.m), toplumsal yönelişlerin seyrine ilişkin çok önemli tespitler ihtiva eden hadis-i şerifleri vardır. Onlardan birisinde şöyle buyurur: “Sizler, kendinizden önce gelen ümmetlerin sünnetine kulacı kulacına, arşını arşınına ve karışı karışına muhakkak tıpa tıp uyacaksınız. Hatta onlar, daracık bir keler deliğine girseler oraya siz de gireceksiniz.” “Kürt sokağı”nda olan bitenlerin militarizm alanında geldiği noktaya baktığımda, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p></p><p>Peygamberimizin (a.s.m), toplumsal yönelişlerin seyrine ilişkin çok önemli tespitler ihtiva eden hadis-i şerifleri vardır. Onlardan birisinde şöyle buyurur:</p>
<p>“Sizler, kendinizden önce gelen ümmetlerin sünnetine kulacı kulacına, arşını arşınına ve karışı karışına muhakkak tıpa tıp uyacaksınız. Hatta onlar, daracık bir keler deliğine girseler oraya siz de gireceksiniz.”</p>
<p>“Kürt sokağı”nda olan bitenlerin militarizm alanında geldiği noktaya baktığımda, Kemalist militarizmle ne kadar benzeştiğini görüyor, adeta, “keler deliğine girme” ölçüsünde kulaç kulaç, arşın arşın, karış karış bir taklidin hayata geçirildiğini düşünüyorum.</p>
<p>Şu tespit, uzunca bir süredir “Balıkçı” diye bilinen ve Öcalan’ın, PKK’nın ruhunu okuduğu farz edilen, bu arada Devlet &#8211; Öcalan görüşmeleri hakkında basına açıklamalar yapan İlhami Işık’a ait:</p>
<p>“Kandil, ‘Ben öldürdüm. Ben 40 bine yakın ölü verdim. Ben savaştım. Bunun fedakârlığını ben yaptım, ceremesini ben çektim. Bunun siyasetini de ben yapmalıyım. Ben yönetmeliyim.’ ruh hali içinde.”</p>
<p>Bu ifadeler, size de tanıdık geliyor ve bir çağrışım yapıyor mu?</p>
<p>Mesela şu değerlendirmeyi hatırlayalım:</p>
<p>“Milli mücadeleyi veren, vatanı kurtaran, Cumhuriyet’i kuran güç, yani silahlı kuvvetler, ülke üzerine en yetkili söz sahibi olma hakkına sahiptir. Sivilleri denetleme, onların muhtemel ihanetlerini önleme, bunun için de sürekli teyakkuz halinde bulunma hakları vardır. ‘Cumhuriyeti koruma ve kollama’  misyonu da, buna bağlı olarak yapılan askeri müdahaleler de “vatanı kurtarmış olma”nın getirdiği bir haktır.”</p>
<p>Bu değerlendirme, Mustafa Kemal Paşa’nın  “kurtarıcılığı”, onun “asker kişiliği” ve bütün bunların içinden çıkan “Kemalizm” ile birleşince, ortaya Türkiye Cumhuriyeti’nin tarihi çıkıyor.</p>
<p>Bu tarihin militer karakteri, tam da şu yukarda verdiğimiz mantık çerçevesinin ürünüdür.</p>
<p>Tek parti dönemi, çok partili hayat içinde tek parti ideolojisinin derinden etkileyiciliği, sistem kayması bulunduğuna inanıldığı zaman, bir yeniden tanzim iradesi olarak askerî müdahalenin devreye girmesi, hep o ana mantık çerçevesinin ürünü olmuştur.</p>
<p>2011 yılına gelindiğinde, sivil iradenin belirleyicilik hamlesinin bir “demokrasi hamlesi” olarak görülmesi de, bu çerçeveden çıkmanın ne kadar zor olduğunun göstergesidir.</p>
<p>Burada işaret edilmesi gerekli bir husus da, militer mantığın, kendini onaylayan bir halk iradesi üretmiş olmasıdır. Bu halk iradesi çoğunluk değildir, ama vardır. Ben buna “sera üretimi”  ya da “GDO’lu irade” diyorum. Türkiye’de, “işleri asker düzeltir” tarzında hiç de azımsanmayacak bir halk iradesi oranı vardır ve bu irade, ağırlığı tek parti döneminde olmak üzere geçen 80 küsur yıl içinde “milli eğitim”in özel laboratuarları sayesinde oluşturulmuştur.</p>
<p>Başlığı “Kürt militarizmi” diye koydum, oysa, Türkiye örneğini uzun uzun anlattım.</p>
<p>Kürtlere vaat edilen yapının Türkiye’nin geçmiş on yıllarda yaşadığı ve aşmaya çalıştığı süreçle “derin” benzeşmesini, Kürt sokağında yaşayanların daha net görmesi için&#8230;</p>
<p>Şu anda, “Kürt coğrafyası” diye ifadelendirilen bölge Türkiye sınırları içindedir, Türkiye Cumhuriyeti’nin kanunları ve güvenlik güçleri hâkimdir; ama gelin görün ki, bu üst yapı içinde, derinden derine bir yapı oluşmaktadır.</p>
<p>“Demokratik özerklik” adı verilen bu yapının parametrelerine baktığınızda, kurulması hedeflenen sistemin işaretleri ortaya çıkıyor, o da, Kürtlere “militarist bir sistem” vaat ediyor.</p>
<p>-Efsaneleştirilen bir “Önderlik” var.</p>
<p>-İllegal silahlı güç var.</p>
<p>-Vergi toplayan, yargılama yapan, infazda bulunan, tehdit eden, esir alan, öz savunma gücü diye nitelenen paramiliter yer altı yapılanması var.</p>
<p>-Çatışmalar ortamında, yer yer oğullarını, kızlarını kaçırarak oluşturulmuş bana göre özel bir kitle tabanı var.</p>
<p>Bizde tek parti dönemi 27 yıl sürdü.</p>
<p>Biz hâlâ, sistemi, militer dokulardan arındırmak için çaba sarf ediyoruz.</p>
<p>Bir başbakan, iki bakan asmışız. Cumhurbaşkanını yargılamışız. Başbakanları, parti başkanlarını sürgüne göndermişiz. Meclisleri kapatmışız.</p>
<p>Sebep: Derinden akan askerî irade, halkın seçtiklerinden memnun olmadığı için&#8230;</p>
<p>Şu anda, Kürt sokağında “Tek parti” olmaya oynayan siyasi kadro, halkın ancak yüzde 25-30’unun oyunu alıyor. Geriye kalan halk, bu iradeye muhalif. Muhalif ama, silahlı gücü yok. Yarın o çoğunluk iradesi, kendini var kılmaya çalıştığında karşısına “Biz savaştık, 40 bin kayıp verdik, Kürt coğrafyası hakkında son sözü biz söyleriz” gibi bir silah dayatması ile çıkılacak mı?</p>
<p>Türkiye’nin 2011’de kurtulmaya çalıştığı şeyden, Kürtler hangi tarihte kurtulacaklar?</p>
<p>Sorum saçma mı?</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ahmettasgetiren.com/2011/08/kurt-militarizmi-hangi-yilda-yenilecek/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Cumhuriyet’in evrimi &#8211; Kürt özerk bölgesi!</title>
		<link>http://www.ahmettasgetiren.com/2011/08/cumhuriyet%e2%80%99in-evrimi-kurt-ozerk-bolgesi/</link>
		<comments>http://www.ahmettasgetiren.com/2011/08/cumhuriyet%e2%80%99in-evrimi-kurt-ozerk-bolgesi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 01 Aug 2011 02:27:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ahmet Taşgetiren</dc:creator>
				<category><![CDATA[Aksiyon]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ahmettasgetiren.com/?p=4614</guid>
		<description><![CDATA[Cumhuriyet kurulalı 88 yıl oldu. Osmanlı gibi bir arka plana sahipti ama, “devrim”yapılmıştı, hatta “Osmanlı’yı yıktık da kurduk Cumhuriyet’i” gibi bir “başarı hikâyesi”ne yaslanılmıştı. 88 yıl sonra bugün geldiğimiz noktada ne oluyor? Biz hâlâ Cumhuriyet’i restore etmekle meşgulüz. Gündemimizde yeni anayasa yapımı var. Gerçek hukuk devleti olmaya çalışıyoruz. Cumhuriyet’i demokratik hâle getirmeye çalışıyoruz. İktidar partisinin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p></p><p>Cumhuriyet kurulalı 88 yıl oldu. Osmanlı gibi bir arka plana sahipti ama, “devrim”yapılmıştı, hatta “Osmanlı’yı yıktık da kurduk Cumhuriyet’i” gibi bir “başarı hikâyesi”ne yaslanılmıştı.</p>
<p>88 yıl sonra bugün geldiğimiz noktada ne oluyor?</p>
<p>Biz hâlâ Cumhuriyet’i restore etmekle meşgulüz.</p>
<p>Gündemimizde yeni anayasa yapımı var.</p>
<p>Gerçek hukuk devleti olmaya çalışıyoruz.</p>
<p>Cumhuriyet’i demokratik hâle getirmeye çalışıyoruz.</p>
<p>İktidar partisinin seçim beyyanamesinde anayasa için ana vurgu “Üstünlerin hukuku değil, hukukun üstünlüğü” idi.</p>
<p>Yani hâlâ “üstünlerin hukuku” diye bir olgu vardı ve toplum onu değiştirmek için motive edilmekteydi.</p>
<p>88 yılın 27’si tek parti dönemi idi.</p>
<p>Kalan 61 yıl içinde 5 kere askerî müdahale yaşanmıştı.</p>
<p>Askerî müdahaleler de sistemi yeniden tanzim amacına yönelikti, askerî müdahalelerden kurtulma dönemleri de.</p>
<p>Şu an yargı safhasında olan davalara bakalım. Hemen hepsinin bir ucu devlet gücünün yanlış kullanıldığı iddiası ile ilgilidir.</p>
<p>Hâlâ güçler ayrılığı yeterince oturmuş değil.</p>
<p>Buna rağmen, devlet adına hareket edenlerin en güçlüleri olarak kabul edilen, zaman zaman sivil iradeyi devre dışı bırakan askerlerin bile yargılanabiliyor olması, gene de hukuk devleti noktasında epeyce yol alındığının işaretidir.</p>
<p>&#8230;</p>
<p>Buradan, PKK &#8211; KCK &#8211; BDP &#8211; DTK örgütlenmeleri etrafında gelişen Kürt hareketinin öngördüğü sistem yapılanmasının tahliline gelmek istiyorum.</p>
<p>Hedeflenen şey, Türkiye’nin “Kürdistan” diye tanımlandıkları bir bölgesinde, “Demokratik Özerlik”diye ilan ettikleri şeyi hayata geçirmek.</p>
<p>Nasıl bir şey olacak bu? Acaba bizim Cumhuriyet’e bakıp, bir değerlendirme yapılabilir mi?</p>
<p>Kutsanan bir önderlik var.</p>
<p>Bir Kürt işçi partisi var.</p>
<p>Marksist &#8211; Leninist hareketlerden örneklenmiş, köyleri de avucuna alan bir yer altı örgütlenmesi var.</p>
<p>“Dindarlar” dahil farklı toplum kesimleriyle “Kürtçülük” ortak paydasında bir süre ortak cephe hâlinde hareket etmek var.</p>
<p>Muhalifleri her türlü baskı ile sindirmek var. Başka partiye hayat hakkı tanımamak var.</p>
<p>Silahlı milisler var.</p>
<p>&#8230;</p>
<p>Şimdi soralım:</p>
<p>Acaba böyle bir alt yapı ile kotarılan “Özerk Kürt bölgesi”, nasıl bir takvim içinde, diyelim, bizim Cumhuriyet kadar bir evrim geçirebilir?</p>
<p>Acaba, bu yapının İstiklal Mahkemeleri olacak mıdır?</p>
<p>Acaba bu yapı, nasıl bir “Kürt uluslaşma modeli” uygulayacaktır?</p>
<p>Bu yapının da, “Kâbe Arabın olsun&#8230;” türünden bir söylemi olacak mıdır?</p>
<p>Bir güneş dil teorisi, bir kafatas ölçümü olacak mıdır?</p>
<p>Bir İzmir suikastı, bir Menemen olayı, bir Şeyh Said ya da Dersim uygulaması olacak mıdır?</p>
<p>Çok partili hayata ne zaman geçilecektir?</p>
<p>Çok parti bünyesinde tek parti ideolojisinin takibini hangi silahlı güç yapacaktır?</p>
<p>Kürt toplumu, tek parti iktidarından kurtulmak istediğinde, elinde silah bulunan birileri devreye girip, toplumu hizaya getirecek midir?</p>
<p>Acaba Kürt özerk bölgesinde kaç yıl içinde kaç askerî müdahale yapılacaktır?</p>
<p>Önderliği koruma kanunu gibi bir uygulama olacak mıdır?</p>
<p>Önderliğin yanlış yapması ihtimal dahilinde midir, önder yanlış yaptığında denetleme nasıl olacaktır? Yoksa önderlik, kutsallığın bir uzantısı mıdır?</p>
<p>Kürt Ergenekonculuğunu yargı önüne çıkarmak için kaç yıl gerekecektir?</p>
<p>Kürt JİTEM’leri de, “Bazan devletin rutin dışı işleri olabilir” mantığı ile hareket ettiğinde, bunun önü alınabilecek midir?</p>
<p>Şu an, Kürt İşçi Partisi (Pe Ke Ke)’nin dışladığı insanlar parti kurabilecekler midir?</p>
<p>Kürt özerk bölgesinde, laik uygulama içinde dinin yeri ne olacaktır?</p>
<p>Şu an icrayı faaliyet eden yer altı mahkemeleri nasıl denetlenecek, bu mahkemeler, diyelim, Pe Ke Ke liderlerini yargılayabilecek midir?</p>
<p>Pe Ke Ke, şu anda, diyelim Te Ce’nin askerî gücü karşısında direnebildiğine göre, Kürt özerk bölgesinde bu örgütü denetleyebilecek hukuk sistemi olacak mıdır ve bunu hangi iktidar gücüyle yapacaktır?</p>
<p>Kürt özerk yönetimi, evet, hangi takvimde, en azından Türkiye Cumhuriyeti kadar bir hukuk devleti nosyonuna kavuşabilecektir?</p>
<p>&#8230;</p>
<p>Ben bu tür yapıların nasıl kanlı despotlar ürettiğini görmek bakımından Kamboçya modelini incelemek gerektiğini söylemek istiyorum sadece.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ahmettasgetiren.com/2011/08/cumhuriyet%e2%80%99in-evrimi-kurt-ozerk-bolgesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kıbrıs yılı</title>
		<link>http://www.ahmettasgetiren.com/2011/07/kibris-yili/</link>
		<comments>http://www.ahmettasgetiren.com/2011/07/kibris-yili/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 25 Jul 2011 02:27:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ahmet Taşgetiren</dc:creator>
				<category><![CDATA[Aksiyon]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ahmettasgetiren.com/?p=4615</guid>
		<description><![CDATA[2012 yılı temmuz ayında AB dönem başkanlığı, “Kıbrıs’ı temsilen” Rum yönetimine geçecek. Böylece, zaten büyük sancı yaşayan Türkiye – AB ilişkisi, en akut sancı noktasına gelmiş olacak. Çünkü ortaya çıkan tablo şöyle şekillenecek: -Türkiye, AB adına tanımadığı bir devletle müzakere masasına oturtulmuş olacak. AB, Rum yönetimini “Kıbrıs’ı temsilen”  tam üye olarak alırken, zaten Türkiye’ye karşı bir emr-i vaki gerçekleştirmişti. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p></p><p>2012 yılı temmuz ayında AB dönem başkanlığı, “Kıbrıs’ı temsilen” Rum yönetimine geçecek.</p>
<p>Böylece, zaten büyük sancı yaşayan Türkiye – AB ilişkisi, en akut sancı noktasına gelmiş olacak.</p>
<p>Çünkü ortaya çıkan tablo şöyle şekillenecek:</p>
<p>-Türkiye, AB adına tanımadığı bir devletle müzakere masasına oturtulmuş olacak.</p>
<p>AB, Rum yönetimini “Kıbrıs’ı temsilen”  tam üye olarak alırken, zaten Türkiye’ye karşı bir emr-i vaki gerçekleştirmişti. Türkiye’nin itirazları dinlenmemişti. Kuzey Kıbrıs Türk yönetimi, fiilen gözden çıkarılmıştı. Üstelik Türkiye’ye, Rumların tanınması yönünde baskılarda bulunulmuş, Rum yanlısı baskılar sonuç vermeyince de, görüşülmekte olan fasılların askıya alınması, yani fiilen Türkiye &#8211; AB ilişkilerinin “donması” sonucu doğmuştu. Evet, belki mevcut duruma hiç kimse “donma” demiyordu ama, kimi fasıllar hiç açılmıyor, açılanlar kapanmıyordu, böylece zımni bir donma süreci yaşanıyordu.</p>
<p>2012’de Rumların Türkiye karşısına AB Dönem Başkanı olarak çıkarılması, tam bir aşağılama idi. Türkiye bunu yerse, büyük bir zokayı yutmuş olacaktı. Muhtemelen AB patronlarının beklediği bu idi.</p>
<p>Bir süredir Türkiye adına sergilenen hamle, bunun “yenmediği”nin işaretidir.</p>
<p>Önce Dışişleri Bakanı Ahmet Davut- oğlu hamleyi başlattı.</p>
<p>Pozitif bir hamle idi bu: Kıbrıs’tan herkese çağrıda bulundu:</p>
<p>-Gelin, dedi, sorunu 2012 başına kadar çözelim, mülkiyet ve toprak konuları dahil her şeyi konuşalım. Sonra referanduma gidelim. 2012 temmuzunda, dönem başkanlığı geldiğinde de, Kıbrıs, hem Türkleri hem Rumları temsil eden bir devlet olarak bu görevi üstlensin.</p>
<p>Kimseden ses çıkmadı. Davutoğlu ikinci adımı attı. Dedi ki:</p>
<p>-Şayet çözüm gerçekleşmez, Rumlar oyalama taktiğini sürdürür, 2012 temmuzunda, Türkiye’nin karşısına tek başına Rum yönetimi olarak Kıbrıs’ı temsilen oturtmaya kalkarlarsa, herkes bilsin ki, görüşmeler tıkanır, Türkiye -AB ilişkileri donar.</p>
<p>Davutoğlu bunu söyleyince, AB patronlarında, Rumlarda, Yunanistan’da ve bizdeki AB lobisinde olmak üzere herkeste şafak attı.</p>
<p>Ardından Başbakan Erdoğan’ın Kıbrıs gezisi geldi. Başbakan, Kıbrıs gezisi münasebetiyle yaptığı açıklamalarda, Davutoğlu’nun sözlerini çok daha pekiştiren ifadeler kullandı. Bir anlamda “Artık yeter, dedi. Gelin federatif  bir yapıda anlaşalım. Elimizi uzatıyoruz, elimizi sıkın. Anlaşmayacaksanız, mevcut yapı kalıcı hale gelir. Ne Güzelyurt’tan, ne Karpaz’dan bir milim vermeyiz. Maraş üzerinde pazarlıkları da unutun!”</p>
<p>Başbakan’ın Rumlara çağrısının, ikinci adresinin AB merkezleri olması kaçınılmazdı.</p>
<p>O da tıpkı Dışişleri Bakanı Davutoğlu gibi net konuştu:</p>
<p>-Karşımıza AB adına dönem başkanı olarak Rumları çıkarırsanız, bunu kabul etmeyiz. Tanımadığımız devletle masaya oturmayız. Böyle biline!</p>
<p>O sırada, AB Konyesi’nin Genişlemeden Sorumlu Üyesi Stefan Fule Türkiye’de idi ve sorulan sorulara “Şimdi donmayı konuşmanın zamanı değil” cevabını verdi.</p>
<p>Evet, AB, Rumları tam üye alarak Kıbrıs’ı çözdüğünü düşünüyor ve bunu Türkiye’ye dayatıyordu. Anlaşılan, Türkiye’nin itirazları çok da umurlarında değildi. Fasıl açmamak, açılanı kapatmamak, çok normal gözüküyor, bunun Türkiye’de oluşturduğu dışlanma psikolojisi hiç mi hiç önemsenmiyordu. Onlara göre, Rumların dönem başkanlığı da, Türkiye’nin onlarla masaya oturması da, çok olağan bir süreçti. Gide gide Türkiye, bu dayatmayı içine sindirecekti!</p>
<p>Ne oldu?</p>
<p>Türkiye, iyi niyetinin zaaf halinde algılandığını gördü. Ve “Bu işe bir dur deme zamanı geldiği”kanaatine ulaştı.</p>
<p>Yapılan açıklamalar, tabii ki bir “özgüven”i yansıtıyor.</p>
<p>Gerçekten, hem diplomatik anlamda dünyada etkinliği artan bir ülke, hem de AB ortamında kendisine Rumlar adına dayatmada bulunulan bir ülke&#8230;</p>
<p>Bu ikisinin yanyana durması kabul edilemezdi.</p>
<p>“Tıkanır, donar” ifadeleri, tabii ki bir ya herru ya merru anlamı ihtiva ediyor.</p>
<p>Böyle bir yaklaşım, içimizde AB’yi kutsayanları da sarsıyor.</p>
<p>Ama, bu iş böyledir. Tavrınız zaaf gibi algılanmaya başlamışsa, diplomaside alabileceğiniz şeyleri bile kaybedersiniz. AB muhitleri, Kıbrıs konusunda Türkiye’nin böyle bir zaaf noktasına itildiği duygusuyla oynuyor oyunu.</p>
<p>Türkiye de bu oyuna “Dur” demiş oluyor.</p>
<p>Türkiye’ye de, bugünkü şartlarda bu özgüven yakışıyor.</p>
<p>Ustalık dönemini, Kıbrıs yılını açarak başlatmak asla yanlış değil. Hükümeti kutlamak gerek.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ahmettasgetiren.com/2011/07/kibris-yili/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yeniden, yeniden, yeniden&#8230;</title>
		<link>http://www.ahmettasgetiren.com/2011/07/yeniden-yeniden-yeniden/</link>
		<comments>http://www.ahmettasgetiren.com/2011/07/yeniden-yeniden-yeniden/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 18 Jul 2011 02:37:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ahmet Taşgetiren</dc:creator>
				<category><![CDATA[Aksiyon]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ahmettasgetiren.com/?p=4617</guid>
		<description><![CDATA[Şu satırları, Başbakan Erdoğan tarafından Meclis’e sunulup kabul edilen Hükümet programının“Milli Eğitim”le ilgili bölümünden aldım: “Okul öncesinden üniversiteye uzanan eğitim basamaklarında milli değerlerimizi ve uluslararası standartları esas alarak eğitim sistemimizi tamamen gözden geçirecek ve kaliteyi merkeze alan birdönüşüm programı uygulayacağız. “Kaliteyi yükselten, okulu öne alıp sınava hazırlık süreçlerini azaltan, şekle ve törenselliğe değil, içerik ve işlevselliğe önem veren, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p></p><p>Şu satırları, Başbakan Erdoğan tarafından Meclis’e sunulup kabul edilen Hükümet programının“Milli Eğitim”le ilgili bölümünden aldım:</p>
<p>“Okul öncesinden üniversiteye uzanan eğitim basamaklarında milli değerlerimizi ve uluslararası standartları esas alarak eğitim sistemimizi tamamen gözden geçirecek ve kaliteyi merkeze alan birdönüşüm programı uygulayacağız.</p>
<p>“Kaliteyi yükselten, okulu öne alıp sınava hazırlık süreçlerini azaltan, şekle ve törenselliğe değil, içerik ve işlevselliğe önem veren, öğrenciyi ve aileleri rahatlatan bir anlayışla eğitim sistemini yeniden yapılandıracağız.</p>
<p>“Tüm okullar, öğretmenler ve öğrenciler arasında kesintisiz bir elektronik iletişim ortamı sağlayacağız. Fatih Projesiyle eğitim ve öğretim teknolojilerinde çağın gerektirdiği teknolojik gelişmelere uygun vedünyaya örnek olacak yeni bir uygulamaya geçeceğiz. Her öğrencimize eğitim müfredatını da içeren birer elektronik kitabı ücretsiz dağıtacağız.</p>
<p>“Yüksek öğretim sistemimizi bu dönemde tüm yönleriyle reforme edeceğiz. Üniversitelerimizin daha özerk olacağı ve kendi özgün gelişme alanları içerisinde yarışacağı rekabetçi bir ortam oluşturacağız. Özel sektörün üniversite kurmasının önünü açacağız. Yeni kurulan üniversitelerimizin öğretim üyesi açığını hızla kapatmak için öğretim üyesi yetiştirme programlarını yaygınlaştıracağız.”</p>
<p>Görüleceği gibi heyecan duyduğum ifadelerin altını çizdim. Altı çizili yerler, eğitimde yeni bir hamleyi vadeden ifadeler.</p>
<p>AK Parti hükümetleri ekonomide, dış politikada, sağlıkta, ulaşımda önemli hamleler gerçekleştirdi. Bence AK Parti’nin en iddialı alanının “Eğitim hamlesi” olması gerekirdi, ama orada, ekonomiye, dış politikaya, sağlığa, ulaşıma muvazi (paralel) bir hamle gerçekleşmedi.</p>
<p>Evet, altyapı anlamında epeyce ilerleme sağlandı. Ama bu, AK Parti gibi bir “misyon yapılanması”nın performansından beklenenin çok gerisinde idi.</p>
<p>Bunda, taaa başından beri Eğitim için hazırlanmış bakan liderliğinin oluşmamasının, ama belki de daha çok, kurulu düzen açısından kilit bakanlıklardan biri olan Milli Eğitim’i “zamana bırakma”yaklaşımının etkisi olabilir.</p>
<p>İşte üçüncü AK Parti dönemi&#8230;</p>
<p>Ve “Hâlâ zamanı gelmedi mi?”, “Fatih Projesi hâlâ bir altyapı projesi olmaktan ileri gidemeyecek mi?” diye düşünme durumundayken, gerek bakan tercihi ve gerekse hükümet programındaki ifadeler, artık zamanının geldiği inancını yansıtıyor.</p>
<p>Bakan Ömer Dinçer.</p>
<p>Ve programa yansıyan, “eğitim sistemimizi tamamen gözden geçirme, dönüşüm programı, yeniden yapılandırma, tüm yönleriyle reforme etme, dünyaya örnek bir uygulama gerçekleştirme&#8230;”ifadeleriyle bir irade beyanı&#8230;</p>
<p>Ömer Dinçer’in Milli Eğitim Bakanı yapılması, hem organizasyon – işletme bilgi birikimi hem de ana perspektifler itibariyle çok önemli bir tercih. Ömer Dinçer’in, sadece, Türkiye’nin evrensel misyonu ve ülkenin genç nüfusunu geleceğe hazırlama noktasındaki bilinç diriliği, ana perspektifleri besleyecek zemin olarak yeterli.</p>
<p>Bu bakanlığın hayati değerini, Ömer Dinçer kadar anlayacak insan az bulunur.</p>
<p>Türkiye, eğitim alanında kimlik erozyonuna sürüklendi, o alandaki dirilişle dirilecek. Bu çok net.</p>
<p>Ben Ömer Dinçer’in gecesini gündüzüne katarak, “hayatının oyunu” diye nitelenebilecek bir görevi ibadet aşkıyla yerine getireceğine inanıyorum.</p>
<p>Bir bakanlık değil bence üstlenilen, bir liderlik.</p>
<p>6 yaşından 18 yaşına milyonlarca çocuğa &#8211; gence liderlik, milyonlarca anne – babaya liderlik, yüz binlerce öğretmene liderlik, idareciye liderlik&#8230;. böyle kutsal bir görev onunkisi&#8230;</p>
<p>Her sabah mesela 16 milyon çocuğun sizin uyumadığınızı bilerek okul için yola çıktığını düşünün&#8230; Nasıl uyursunuz?</p>
<p>Bir çocuk düşmüş ve dizi kanamış&#8230; İçinizde bir yerler acıyacaktır Milli Eğitim Bakanı olarak.</p>
<p>Bir çocuk, dünya çapında yıldızlaşmış; sizin alnınız ışıyacaktır. Bir anne kadar, bir baba kadar.</p>
<p>Liderlik bu bence. Kanat takacaksınız bu ülkenin tüm çocuklarına ve uçabilecekleri kadar uçurmak için çırpınacaksınız.</p>
<p>Eminim ki Cumhurbaşkanı da, Başbakan da, sizinle el ele bu liderliğe eşlik edeceklerdir.</p>
<p>Ben, asıl bu dönem, Milli Eğitim’de oluşturacakları heyecanla AK Parti’nin AK Parti olarak tarihe geçeceğini düşünüyorum.</p>
<p>Sevgili Ömer Dinçer, Şırnak’ta bir çocuk okula giderken ayağı üşüdüğünde, onun gelip sizin yüreğinizde bir acı biriktireceğini bilerek, size başarılar diliyorum. “Türkiye’nin geleceğini inşa” gibi bir iş yüklendi üzerinize, kutlu olsun.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ahmettasgetiren.com/2011/07/yeniden-yeniden-yeniden/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Krizin terbiye ediciliği</title>
		<link>http://www.ahmettasgetiren.com/2011/07/krizin-terbiye-ediciligi/</link>
		<comments>http://www.ahmettasgetiren.com/2011/07/krizin-terbiye-ediciligi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 11 Jul 2011 02:39:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ahmet Taşgetiren</dc:creator>
				<category><![CDATA[Aksiyon]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ahmettasgetiren.com/?p=4620</guid>
		<description><![CDATA[CHP, “Tek Parti” döneminden sonra millet iradesi ile tek başına iktidara gelememişti. Demokrat Parti iktidarı ile birlikte girilen süreçte, oylar, ilk planda yüzde 65-35 tarzında DP lehine bölünmüş, üstelik bu farklılık, zaman içinde yüzde 75-25 oranlarına kadar gelmişti. Bir yanda CHP çizgisinin temsil ettiği “Resmî devlet ideolojisi”, diğer yanda, onunla uyum arz etmeyen “millet çizgisi” vardı. Tek parti döneminde “millet çizgisi”ne [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p></p><p>CHP, “Tek Parti” döneminden sonra millet iradesi ile tek başına iktidara gelememişti.</p>
<p>Demokrat Parti iktidarı ile birlikte girilen süreçte, oylar, ilk planda yüzde 65-35 tarzında DP lehine bölünmüş, üstelik bu farklılık, zaman içinde yüzde 75-25 oranlarına kadar gelmişti.</p>
<p>Bir yanda CHP çizgisinin temsil ettiği “Resmî devlet ideolojisi”, diğer yanda, onunla uyum arz etmeyen “millet çizgisi” vardı.</p>
<p>Tek parti döneminde “millet çizgisi”ne rağmen, resmî ideolojiyi empoze etmek mümkündü.</p>
<p>Ama çok partili hayata, yani demokrasiye geçildiğinde, ister istemez millet iradesi belirleyici olacaktı, bu da, resmî ideolojinin irdelenmesi, buna karşılık millet çizgisinin tayin edici hâle gelmesi demekti.</p>
<p>Türkiye siyasi tarihi, bu farklılaşmanın mücadelesine sahne olmuştur, denebilir.</p>
<p>Askerî müdahaleler, millet iradesine karşı resmî ideolojinin terbiye mekanizmaları olarak devreye girmiştir.</p>
<p>Bu dönemde “devlet ağzı”, millet iradesini “çarıklılar” diye, “Ağzı çorba kokanlar” diye, “Çobanın iradesi” diye küçümseme eğilimindedir.</p>
<p>Sonraki dönemde ise, “Çoğunlukçu rejim” veya “Çoğunluk diktası” suçlamaları devreye girer.</p>
<p>Millet iradesi alanında bu farklılaşma kapatılamadığına göre ne yapmak gerekir?</p>
<p>Askerî müdahale tehdidi bunlardan birisidir. O TSK 35’inci madde marifetiyle bir kenarda durmalıdır.</p>
<p>Sonra?</p>
<p>Sonra, millet iradesi üzerinde yargı denetimi devreye girer.</p>
<p>1961 Anayasası ile, Anayasa Mahkemesi kurulur ve ona yasama iradesini denetleme misyonu verilir.</p>
<p>Artı Danıştay ile, yürütmenin iradesi denetlenir.</p>
<p>Artı, Anayasa Mahkemesi, parti kapatma yetkisi ile donanır ve statükonun ölçüleriyle çeliştiği düşünülen partiler idam edilir.</p>
<p>Ve artı, “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” şeklindeki anayasa hükmüne, “Türk milleti egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır” şerhi düşülerek, millet iradesinin sadece Meclis tarafından temsil edilmesinin önü kesilir, yargı kurumları da millet hâkimiyetinin temsilcisi hâline getirilir.</p>
<p>Bütün bu düzenlemelerde, “resmî ideoloji” adına politika yapan CHP zihniyetinin talebi,  inisiyatifi, desteklemesi vardır.</p>
<p>CHP, darbelerde hınk deyici olur. Çünkü Askerin ideolojisi ile CHP’nin ideolojisi ve misyonu iç içe geçer.</p>
<p>CHP, Anayasa Mahkemesi’nin genellikle dinî alan ve etnik alana yönelik parti kapatmalarında hınk deyici olur.</p>
<p>CHP, Meclis’te çıkarılan kanun ve anayasa değişikliklerinin Anayasa Mahkemesine götürülmesinde hep başrolü oynar.</p>
<p>Danıştay, CHP’nin resmî ideoloji adına yürütmeyi denetleme noktasında el ele tutuştuğu bir yargı kurumu rolüne sevk edilir.</p>
<p>Çünkü uzunca bir süre, gerek Anayasa Mahkemesi’nin üye yapısı, gerekse Danıştay – Yargıtay üye yapısı, CHP’nin dünya görüşünün renklerini taşır.</p>
<p>Geçen 60 küsur yıllık çok partili hayat, CHP’nin, resmî ideoloji adına “millet iradesi”ni kontrol hamlelerine tanık olmuştur.</p>
<p>Krizin terbiye ediciliği&#8230;</p>
<p>CHP, iki Ergenekon sanığını aday göstermekle bir krizi başlattı.</p>
<p>İki Ergenekon sanığını aday göstermek, bir “Dava delme” operasyonu idi. Diğer ifadeyle “Silivri’den Meclis’e tünel kazma” operasyonu.</p>
<p>CHP ve darbeci odaklar, Ergenekon yargısını hiç sevmediler. Yargıyı severlerdi, bunları sevmediler. 12 Eylül’de Anayasa Mahkemesi ve Hâkimler Savcılar Yüksek Kurulu’nun yapısı değişti, bir süredir bu kurumlara karşı da kuşkucu bakıyorlar.</p>
<p>12 Haziran seçimlerini, Ergenekon yargısına karşı kullanmaya yöneldiler. Seçimden, tutuklu iki Ergenekon sanığı milletvekili olarak çıktı. (Buna bir Balyoz sanığı ile 5 KCK sanığını ilave etmek lazım.)</p>
<p>İşte bu noktada kriz başladı. Tutuklu olanlar ne olacaktı?</p>
<p>CHP’nin klasik misyonu, yargıya öncelik vermekti ama bu defa öyle olmadı. CHP, ateşli bir “millet iradesi”savunucusu oldu. HSYK’ya, Ergenekon yargıçlarına veryansın etti. Yakında Anayasa Mahkemesi’ni de topa tutabilir diye düşünüyorum.</p>
<p>Bu da bir savruluş hâli.</p>
<p>Ama bunu ne kadar içselleştirdiler, bilemiyorum. Mesela bu “millet iradesi” saygısı, AK Parti’nin aldığı yüzde 50’lik oyu da kapsıyor mu bakmak lazım.</p>
<p>Ama terbiye terbiyedir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ahmettasgetiren.com/2011/07/krizin-terbiye-ediciligi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>CHP’de liderlik zaafı</title>
		<link>http://www.ahmettasgetiren.com/2011/07/chp%e2%80%99de-liderlik-zaafi/</link>
		<comments>http://www.ahmettasgetiren.com/2011/07/chp%e2%80%99de-liderlik-zaafi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 04 Jul 2011 00:31:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ahmet Taşgetiren</dc:creator>
				<category><![CDATA[Aksiyon]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ahmettasgetiren.com/?p=4567</guid>
		<description><![CDATA[BDP cenahının bu krizi, bütün sonuçlarını göğüsleme niyetiyle çıkarttığını düşünmek mümkün. MHP’nin, Meclis’e gelip yemin ederek, krizin kendi üzerine düşen payını bir hamle ile bertaraf ettiğini düşünmek mümkün. Peki ya CHP ne yapıyor? Başbakan’ın sorusu yanlış değil: -Memlekette başka kimse mi kalmamıştı da, bu şahısları aday gösterdiler? Yanlış mı? -CHP, Haberal ve Balbay’ı aday gösterirken [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p></p><p>BDP cenahının bu krizi, bütün sonuçlarını göğüsleme niyetiyle çıkarttığını düşünmek mümkün.</p>
<p>MHP’nin, Meclis’e gelip yemin ederek, krizin kendi üzerine düşen payını bir hamle ile bertaraf ettiğini düşünmek mümkün.</p>
<p>Peki ya CHP ne yapıyor?</p>
<p>Başbakan’ın sorusu yanlış değil:</p>
<p>-Memlekette başka kimse mi kalmamıştı da, bu şahısları aday gösterdiler?</p>
<p>Yanlış mı?</p>
<p>-CHP, Haberal ve Balbay’ı aday gösterirken bir sorun çıkmayacağını hesaplamamış olamaz. Hesaplamamışsa zaten ortada büyük bir problem var demektir. Ergenekon gibi bir dava, sapır sapır generaller tutuklanıyor, davanın dalı-budağı büyümeye devam ediyor ve siz, o davanın iki sanığını seçilecekleri yerden aday gösteriyorsunuz. Bu belanın içine bodoslama gitmek değil de nedir?</p>
<p>-CHP memlekette başka kimse kalmadığı için bu iki ismi aday göstermek zorunda kalmış olamaz.</p>
<p>-CHP’nin, bu iki ismi partinin hiçbir zaman ulaşamayacağı toplum kesimlerinden oy getireceğini düşündüğü için aday gösterdiğini söylemek son derece zordur.</p>
<p>-Ve CHP, bu isimler seçildikten sonra hiç sorunsuz Meclis’e gireceklerini düşünmüş de olamaz.</p>
<p>Peki, neden yaptı bunu CHP?</p>
<p>Bir: Balbay’ı Cumhuriyet gazetesi vs gibi fikrî yakınlık sebebiyle aday göstermiş olabilir.</p>
<p>İki: Ama, Balbay’ı aday göstermekteki saik ile Haberal’ın adaylığını izah etmek mümkün değildir.</p>
<p>Üç: Haberal, ya CHP zirvesinin asla reddedemeyeceği bir isimden, bir odaktan talep geldiği için reddedilememiştir.</p>
<p>Ya da, CHP zirvesi, Haberal ile aynı dünyanın ve aynı misyonun insanlarıdır.</p>
<p>Sonuçta CHP’ye taşıttırılan bir yük vardır.</p>
<p>CHP, Meclis’te yemin etmemek gibi, en azından krizin önemli bölümünün yükünü taşımak gibi bir konuma sürüklenmiştir.</p>
<p>CHP, yerine başkası çok kolay ikame edilebilecek bir isim için böyle yükü neden taşır ki? Yoksa Haberal, yerine başkası ikame edilemeyecek bir isim mi?</p>
<p>Neresinden bakılırsa bakılsın, şu anda CHP’de çok net bir liderlik krizi yaşanmakta ve “Cumhuriyet’i kurmak”la övünen bu parti, dalgalı denizde dümensiz şekilde savrulmaktadır.</p>
<p>Soru şu:</p>
<p>Kılıçdaroğlu olan bitene hâkim midir?</p>
<p>Haberal’ın adaylığı sırasında böyle bir seçici gücü var mıydı, şu anda, parti politikaları savrulurken, dümeni kontrol edebilmekte midir?</p>
<p>Naci Bostancı, geçen ilginç bir tespitte bulundu:</p>
<p>-CHP’nin görünümü, 1968’lerin öğrenci forumlarını andırıyor, dedi.</p>
<p>Evet, tam o kakofoni hâkim CHP’ye&#8230;</p>
<p>Öylesine başka iklimlerde sivrilmiş insan, CHP adına konuşuyor ki, Kılıçdaroğlu, bunların hangisine ne kadar hâkimdir, doğrusu ölçmek kolay değil.</p>
<p>Bu çeşitlilik, bir zenginlik olarak da değerlendirilebilir.</p>
<p>Ama liderliğin, o zenginliği, bir ahenge dönüştürebilmesi şartıyla&#8230;</p>
<p>Şu an, o görünmüyor CHP’de&#8230;</p>
<p>Radikalizmde birbirini sollamaya çalışan bir yığın geç gençlik duyguları yaşayan insan&#8230;</p>
<p>Kim bilir, CHP’nin şu son olayda, içinden kolay çıkamayacağı bir Meclis’i boykot noktasına sürüklenmesi, bu liderlik zaafı ile birebir alakalı olmalıdır.</p>
<p>-Meclis’e girmeyelim canım. Girip yemin etmeyelim canım. Nasıl olsa sinerler, boyun eğerler canım. O Ergenekon savcılarının hâlini görmek lazım o zaman canım.</p>
<p>Bunları söylemek kolay, belki bir iki adım da atarsınız, ama sonra&#8230; Tıkanır kalırsınız.</p>
<p>Ardından, leşi başkaları kaldırsın diye, AK Parti’ye yüklenirsiniz.</p>
<p>Kahramanmaraş taraflarında bir söz vardır:</p>
<p>-İti öldürene sürükletirler, denir.</p>
<p>Bu bataklığı bilerek ürettiler, şimdi başka suçlu aramaya çalışıyorlar.</p>
<p>Kılıçdaroğlu liderlik göstersin ve çözsün. Grubuna hâkim olsun.</p>
<p>Ben diyorum ki:</p>
<p>-Madem tutarlılık içindesiniz, Oktay Ekşi’yi neden yemin etmekten vazgeçirmediniz?</p>
<p>O politika “Yan canibime koy politikası” oluyor değil mi?</p>
<p>Derim ki:</p>
<p>Bu liderlik zaafı ve ‘ene’leri tavan yapmış kadrolar, CHP’yi daha çoook, siyasi bataklık içine sürükleyeceklerdir</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ahmettasgetiren.com/2011/07/chp%e2%80%99de-liderlik-zaafi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

<!-- Performance optimized by W3 Total Cache. Learn more: http://www.w3-edge.com/wordpress-plugins/

Minified using disk: basic
Page Caching using disk: enhanced
Database Caching 8/42 queries in 0.081 seconds using disk: basic
Object Caching 590/660 objects using disk: basic

Served from: www.ahmettasgetiren.com @ 2012-02-04 13:09:55 -->
