<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Ahmet Taşgetiren &#187; Bugün &#8211; Günlük Yazılar</title>
	<atom:link href="http://www.ahmettasgetiren.com/category/bugun-gunluk-yazilar/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.ahmettasgetiren.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Wed, 11 Jan 2012 11:02:33 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Uludere&#8217;de 35 kuzu parçalanınca&#8230;</title>
		<link>http://www.ahmettasgetiren.com/2012/01/uluderede-35-kuzu-parcalaninca/</link>
		<comments>http://www.ahmettasgetiren.com/2012/01/uluderede-35-kuzu-parcalaninca/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 11 Jan 2012 11:02:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ahmet Taşgetiren</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bugün - Günlük Yazılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ahmettasgetiren.com/?p=4711</guid>
		<description><![CDATA[İktidar olmak zor iştir. Hani şu, Akif&#8217;in mısralarına yansıyan işi yapmak&#8230; &#8220;Kenar-ı Dicle&#8217;de bir kurt aşırsa bir koyunu, Gelir de adl-i ilahi Ömer&#8217;den sorar onu&#8221; denen şeyi yapmak zor iş. Hazreti Ömer, bir kocakarının serzenişleri karşısında &#8220;Ömer, Ömer, nasıl aldın bu barı sırtına sen&#8221; der. &#8220;Bar&#8221; yük demektir. Yani &#8220;Nasıl aldın bu yükü sırtına sen&#8221; diye dövünür. Vefatı sırasında oğlunu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p></p><div id="ctl00_ortayer_haberOzet">İktidar olmak zor iştir.</div>
<div>
Hani şu, Akif&#8217;in mısralarına yansıyan işi yapmak&#8230;<br />
<strong>&#8220;Kenar-ı Dicle&#8217;de bir kurt aşırsa bir koyunu,</strong><br />
<strong>Gelir de adl-i ilahi Ömer&#8217;den sorar onu&#8221;</strong><br />
denen şeyi yapmak zor iş.<br />
Hazreti Ömer, bir kocakarının serzenişleri karşısında <strong>&#8220;Ömer, Ömer, nasıl aldın bu barı sırtına sen&#8221;</strong> der. &#8220;<strong>Bar&#8221; </strong>yük demektir. Yani <strong>&#8220;Nasıl aldın bu yükü sırtına sen&#8221;</strong> diye dövünür.<br />
Vefatı sırasında oğlunu halifeliğe aday göstermek isteyenlere ise <strong>&#8220;Bir evden bir kurban yeter&#8221;</strong> diye itiraz eder.<br />
Böyle bir devlet başkanı ya da yöneticisi olmak, gerçekten tahammül ötesi bir meseledir.<br />
Açı duyacaksınız, açıkta kalanı göreceksiniz, üşüyenle üşüyeceksiniz&#8230;<br />
Aslında ben Başbakan Erdoğan&#8217;ın bu yapıda bir insan olduğunu düşünmüşümdür.<br />
Memlekette çok büyük çapta insan topluluğunun da aynı tarzda düşündüğünü sanıyorum.<br />
İnsanlarımız Cumhurbaşkanı Gül&#8217;ü de büyük ölçüde böyle görürler.<br />
Onun için de Erdoğan&#8217;dan ya da Gül&#8217;den çok şey beklerler.<br />
Başı sıkışanın onlara yönelmesi bu yüzdendir.<br />
Ve bu yüzden, şu veya bu sebeple azıcık ihmal gibi bir durum olsa, insanlar sızlanmaya başlıyorlar.<br />
Deprem gecesi Başbakan Erdoğan&#8217;ı Van&#8217;da, insanlarla kucaklaşırken görmek şaşırtıcı olmamıştır. Beklenendir.<br />
Daha sonra çadır vs. işinde ortaya çıkan aksaklıklara insanların gönül koyması da çok şey beklendiği içindir.<br />
Asıl beklenmese korkmak lazımdır.</p>
<p><strong>Bakanların ziyareti kesmedi</strong></p>
<p>O yüzden, Başbakan&#8217;ın ya da onun her alandaki yardımcılarının, onu temsil edenlerin, çok hassas davranmaları gerekiyor. İnsanların gözlerinden, sözlerinden duygu dünyasına girmek, kırgınlığını, serzenişini, yakınmasını anlamak ve çare olmak gerekiyor.<br />
Ülkemiz ezilmişlerin milyon milyon olduğu bir ülke. Evet, hükümet yara sarararak geliyor ama sarılacak daha o kadar çok yara var ki&#8230; Onların ağıtları yetiyor afakı doldurmaya&#8230;<br />
Daha duyarlı olmak gerekiyor, evet&#8230;<br />
Aklıma gelen soru şu:<br />
Acaba hükümet, Başbakan ve arkadaşları, Uludere olayında beklenen hassasiyeti gösterdiler mi?<br />
Oraya bakanlar gitti, kaymakam gitti, müftü evet, onlar da hükümeti, devleti temsilen gittiler&#8230;<br />
Ama belli ki kesmedi.<br />
35 canın devletin bombaları altında, yanlışlık, kaza ne olursa olsun, paramparça edilmesi karşısında, gencecik çocukların dizi dizi cenazeleri karşısında, devlet yüreğinin tepkisi yeterli bulunmadı.<br />
Vardır eminim, Cumhurbaşkanı&#8217;nın, Başbakan&#8217;ın ajandasında Uludere ziyareti veya özrü ama şu ana kadar, yani acının en katmerli olduğu şu günlerde beklenirdi, birkaç sıcak söz, sıcak bir kucaklaşma, anaların yüreğini dindirme&#8230;</p>
<p><strong>Yaralar başka türlü sarılmayacak</strong></p>
<p>Yazılar yazılıyor.<br />
Çok acı yazılar.<br />
<strong>&#8220;Bir özrü bile çok gördüler&#8221;</strong> diye yazılıyor kaç zamandır.<br />
Şu satırlar <strong>Orhan Miroğlu&#8217;</strong>na ait.<br />
<strong>&#8220;O yoksul köylüleri, özür dilememekle bir değil iki kez öldürdünüz!</strong><br />
<strong>&#8220;Kürt halkının vicdanını, onurunu yaraladınız!&#8221;</strong><br />
Ben<strong> Orhan Miroğlu</strong>&#8216;nu itidalli, sağduyulu bir Kürt aydını olarak bilirim.<strong> </strong><br />
O ki, terör örgütünün tehdit ettiği insanlardandır.<br />
Evet, onun kaleminden çıkmış o feveran yüklü kelimeler.<br />
Bence önemsemek lazım bu duyguları&#8230;<br />
Eminim bu ifadeler Cumhurbaşkanı&#8217;nın da Başbakan&#8217;ın da içini acıtacaktır.<br />
Ama Uludere&#8217;de insanların yüreğinde hangi yangının depreştiğini de dikkate almak gerekiyor.<br />
Başbakan olmuşsanız, hastalık sayrılık düşünmeyecek, tütmeyen ocakları görecek, sönmeyen yürek yangınlarına deva olacaksınız.<br />
Bir insanın taşıyacağından daha fazladır belki bu yük. Ama bekler insanlar, yaralarını sizin sarmanızı beklerler.<br />
Onun için özür çağrısını da yadırgamamalı Tayyip Bey veya Abdullah Bey, gidip Uludere&#8217;nin yarasını sarma talebini de&#8230;<br />
Bunu acilen yapmalı üstelik. Yaralar başka türlü sarılmayacak çünkü&#8230;</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ahmettasgetiren.com/2012/01/uluderede-35-kuzu-parcalaninca/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Öcalan&#8217;a tarihi çağrı</title>
		<link>http://www.ahmettasgetiren.com/2011/09/ocalana-tarihi-cagri/</link>
		<comments>http://www.ahmettasgetiren.com/2011/09/ocalana-tarihi-cagri/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 30 Sep 2011 06:38:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ahmet Taşgetiren</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bugün - Günlük Yazılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ahmettasgetiren.com/?p=4705</guid>
		<description><![CDATA[Benim bazen uçuk tekliflerim vardır. Bugün de öyle bir teklif yapacağım. Yazımın başlığı o uçuk teklifi içeriyor: &#8220;Öcalan&#8217;a çağrı.&#8221; Göreceksiniz ki, sadece &#8220;çağrı&#8221; uçuk değil, çağrının içeriği, çağrıdan daha uçuk. Ama bu uçuk teklif, tamamen boş bir kanaate dayanmıyor. Bir umut taşıyorum ve oradan yola çıkıyorum. Umudum iki şeye dayanıyor. Bir: Ne kadar kötü de olsa, insanın bir yerlerinde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p></p><div id="ctl00_ortayer_haberOzet">Benim bazen uçuk tekliflerim vardır.</div>
<div>
<p>Bugün de öyle bir teklif yapacağım. Yazımın başlığı o uçuk teklifi içeriyor: <strong>&#8220;Öcalan&#8217;a çağrı.&#8221;</strong></p>
<p>Göreceksiniz ki, sadece <strong>&#8220;çağrı&#8221;</strong> uçuk değil, çağrının içeriği, çağrıdan daha uçuk.</p>
<p>Ama bu uçuk teklif, tamamen boş bir kanaate dayanmıyor. Bir umut taşıyorum ve oradan yola çıkıyorum.</p>
<p>Umudum iki şeye dayanıyor.</p>
<p><strong>Bir: </strong>Ne kadar kötü de olsa, insanın bir yerlerinde bir insanlık damarının kalabileceğine ve bir zeminde o insanlık damarının ortaya çıkabileceğine. Ben şimdi, Öcalan&#8217;da o insanlık damarının harekete geçebileceği bir zemin oluştuğuna inanıyorum.</p>
<p><strong>İki: </strong>Oslo görüşmelerinde <strong>Hakan Fidan</strong>&#8216;ın, Öcalan&#8217;la ilgili olarak yaptığı değerlendirmeden yola çıkarak, hapishane şartlarının oluşturduğu <strong>&#8220;Bir başka Öcalan&#8221;</strong> bulunabileceği ümidini önemsiyorum.</p>
<p><strong>Hakan Fidan</strong>&#8216;ın o sözleri şöyle:</p>
<p>&#8220;Hapishanede geçen on senenin ve okumanın verdiği çok ciddi bir transforme edici gücü var. Zihinsel manada çözümleme manasında onu görüyorsunuz. Ve tabi yıllar boyu belli olayları yaşamış, belli noktalara gelmiş, belli dersleri çıkarmış. Şimdi bulunduğu yerden çok daha sağlıklı, çok daha objektif, çok daha nesnel, var olan sıcak şartlardan etkilenmeyen çözümlemelere ulaşıyor. Bunu sürekli satır aralarında felsefi olarak görmek beni memnun etti. En azından orada geçen süre gerçekten verimli bir süre olmuş. Bu noktada şunu da yakından takip etmeye çalıştık belli düşünce dönüşümleri zihinsel atlamaların hangi noktadan nereye geldiğini görmek de şahsen benim düşünce olarak bulunduğum yer açısından önemliydi.&#8221;</p>
<p>Hapishanenin transforme edici gücü&#8230; Belli derslerin çıkarılmış olması&#8230; Sağlıklı, objektif, şartları aşan çözümlemelere ulaşma&#8230; Düşünce dönüşümleri, zihinsel atlamalar&#8230; Felsefi arayışlar&#8230;</p>
<p>Yani <strong>&#8220;Yeni bir Öcalan profili&#8221;</strong> ümidi&#8230;</p>
<p>Eğer gerçekten böyleyse diyorum, Öcalan benim burada yapacağım çağrıya muhatap olacak ve benim teklifimi <strong>&#8220;uçuk&#8221; </strong>olmaktan çıkaracak simadır.</p>
<p>Hareketin babası odur.</p>
<p>Silahlı mücadeleyi o başlatmıştır.</p>
<p>Silahlı mücadelede bir çıkış imkânı görmüştür.</p>
<p>1979&#8242;lardan bugüne, çeşitli istihbarat kuruluşlarıyla ve dünya güçleriyle içli dışlı bir hareketi yürütmüştür.</p>
<p>Sonunda, belki de çok güvendiği dünya güçlerinin eliyle Türkiye&#8217;ye teslim edilmiştir.</p>
<p>12 yıldan bu yana içeridedir.</p>
<p>Teslim edildiği günlerde <strong>&#8220;Türkiye için görev yapmaya hazır olduğu&#8221;</strong>nu bildirmiştir.</p>
<p>İçeri girdikten bu yana, dışarıdaki hareket üzerinde sınırlı bir etkinliği söz konusudur.</p>
<p>Ama <strong>&#8220;önder&#8221;</strong> olarak nitelendiğine göre, dışarıdaki karar vericiler, onu bütünüyle dışlama tavrı sergileyememektedir.</p>
<p>Bugünlerde silahlı hareketin geldiği nokta, <strong>&#8220;halk savaşı&#8221;</strong> noktasıdır ve orada da, sivillerin kurban edildiği bir tırmanış söz konusudur.</p>
<p>Yapılan açıklamalara bakıldığında, kontrolsüz ve <strong>&#8220;cinayet işleyen&#8221;</strong> güçler de oluşmuştur.</p>
<p>Diyorum ki:</p>
<p>Eğer bu cinayetlerin altında Öcalan&#8217;ın kararı ve imzası yoksa&#8230;</p>
<p>Öcalan, <strong>Hakan Fidan</strong>&#8216;ın dediği gibi ciddi dönüşümler yaşamışsa ya da <strong>&#8220;Bu savaşı bitirse bitirse Öcalan bitirir&#8221;</strong> şeklinde hemen tüm Kürt siyasetçilerin dilinde dolaşan kanaat doğru ise&#8230;</p>
<p>Ve Öcalan, kendisine yeni bir tarih oluşturma gibi bir noktaya gelmişse, hiçbir kişisel hesap yapmadan devreye girmesi gereken bir zamanı yaşıyor Türkiye&#8230;</p>
<p><strong>&#8220;Bebek katili&#8221;</strong> tanımlamalarını hatırlıyorum. Gazetelere kurşunlanmış bebek fotoğrafları yansımıştı o zamanlar. Ve şimdi, yine katledilmiş bebekler var.</p>
<p>Öcalan ve bebek cesedi daha kaç yıl yan yana basılacak?</p>
<p>PKK&#8217;nın babasına sesleniyorum:</p>
<p>-Net olarak bir çağrı yap. Silahlı tüm militanların Türkiye&#8217;yi terk etmesini, silahları bırakmasını, artık bir tek cinayet işlenmemesini söyle.</p>
<p>Böylece PKK nezdinde hem kendi önderliğini sınamış hem de o önderlik hâlâ devam ediyorsa, yeni bir tarih yazmış olursun.</p>
<p><strong>Hakan Fidan</strong> Oslo&#8217;da diyor ki:</p>
<p>&#8220;Hükümetin çok ciddi niyeti var. Bu iyi niyeti Türkiye&#8217;deki reel şartların izin verdiği ölçüde hayata geçirmeye, realize etmeye çalışıyor.&#8221;</p>
<p>Haydi Öcalan, bir hamle yap, hükümetin elini rahatlat.</p>
<p>Söz veriyorum, bu çağrıyı yaptığında Öcalan&#8217;ı kutlayacağım.</p>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ahmettasgetiren.com/2011/09/ocalana-tarihi-cagri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Başka eş başkanlık</title>
		<link>http://www.ahmettasgetiren.com/2011/09/baska-es-baskanlik/</link>
		<comments>http://www.ahmettasgetiren.com/2011/09/baska-es-baskanlik/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 13 Sep 2011 02:29:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ahmet Taşgetiren</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bugün - Günlük Yazılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ahmettasgetiren.com/?p=4680</guid>
		<description><![CDATA[Pazar günkü yazımda, izin istemiştim sizlerden. Ama pazar gecesi bir gelişme oldu, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu gece geç vakit aradı, bir açıklama yaptı, onu sizlerle paylaşmam gerekti. Pazar günkü &#8220;Ne oluyor&#8221; başlıklı yazım, Hürriyet&#8217;te yayınlanan bir haberin değerlendirmesiyle başlıyordu. Hürriyet&#8217;teki haber &#8220;Eş Başkan Türkiye&#8221; başlığıyla verilmişti ve haberin giriş cümlesi şu şekildeydi: &#8220;11 Eylül olaylarının 10&#8242;uncu yıldönümüne iki gün [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p></p><div id="ctl00_ortayer_haberOzet">Pazar günkü yazımda, izin istemiştim sizlerden.</div>
<div>
<p>Ama pazar gecesi bir gelişme oldu, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu gece geç vakit aradı, bir açıklama yaptı, onu sizlerle paylaşmam gerekti.</p>
<p>Pazar günkü <strong>&#8220;Ne oluyor&#8221;</strong> başlıklı yazım, Hürriyet&#8217;te yayınlanan bir haberin değerlendirmesiyle başlıyordu. Hürriyet&#8217;teki haber <strong>&#8220;Eş Başkan Türkiye&#8221;</strong> başlığıyla verilmişti ve haberin giriş cümlesi şu şekildeydi:</p>
<p>&#8220;11 Eylül olaylarının 10&#8242;uncu yıldönümüne iki gün kala köktendinci terörizme karşı yeni bir girişim başlatıldı. ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton tarafından açıklanan &#8216;Küresel Terörizmle Mücadele Forumu&#8217; adlı yeni girişimin eş başkanlığını Amerika ve Türkiye üstlenecek. Clinton&#8217;a göre Forum&#8217;un en önemli amacı, otoriter rejimlerin pençesinden kurtulan Ortadoğu ülkelerinde köktendinci terörizmin zemin kazanmasını önlemek olacak.&#8221;</p>
<p>Ben de bu haber üzerine <strong>&#8220;Ortadoğu&#8217;da, bundan sonraki gelişmeleri yönlendirmek üzere BOP&#8217;takine benzer, türü yeni bir eş başkanlık mı başlatılıyor&#8221;</strong> sorusunu sormuştum.</p>
<p>Davutoğlu, bu konuya açıklık getirdi.</p>
<p>Onun verdiği bilgiye göre söz konusu edilen eş başkanlık, bölgedeki gelişmeleri Amerika ile birlikte yönlendirmek için değil, BM bünyesinde gerçekleştirilecek olan <strong>&#8220;terör&#8221;</strong>le ilgili bir forumda birlikte yer almak niteliğinde.</p>
<p>Bakan, <strong>&#8220;Terör bizim de sorunumuz ve onun için terörle ilgili tüm gelişmelerde paydaş olarak yer almayı ana görev telakki ediyoruz&#8221;</strong> şeklinde konuşuyor.</p>
<p>Bakan, Ortadoğu&#8217;daki tüm gelişmeler konusunda Türkiye&#8217;nin son derece duyarlı hareket etmesinin ana stratejileri gereği olduğunu ama tüm bunları &#8220;Türkiye&#8217;nin kendi önceliklerinden yola çıkarak yürüttükleri&#8221;ni belirtiyor. Yani yürütülen dış politikanın herhangi bir ülkenin stratejisine endekslenmesi yorumlarını asla kabul etmiyor. Bakanın bu duyarlılığına, CHP Genel Başkanı&#8217;nın <strong>&#8220;taşeron&#8221;</strong> suçlamasına gösterdiği tepki yansıyor.</p>
<p><strong>Davutoğlu</strong>, Ortadoğu&#8217;daki duyarlılıklarını anlatırken, Başbakan&#8217;ın, Mısır&#8217;dan başlayan Ortadoğu gezisine de temas etti ve <strong>&#8220;Risklerine rağmen Başbakan Mısır&#8217;a gidiyor, Libya ile temaslarımız bu hassasiyetle sürüyor&#8221;</strong> dedi.</p>
<p>Ben, <strong>&#8220;risk&#8221;</strong> ifadesine dikkat çektim ve <strong>&#8220;Toplumda da, Tahrir Meydanı&#8217;nda yapılacak bir konuşma için risk kaygısı var&#8221;</strong> dedim.</p>
<p><strong>Davutoğlu</strong>, <strong>&#8220;risk&#8221;</strong> kaygısı bulunduğunu belirtti ancak <strong>&#8220;Başbakan&#8217;ın konuşmayı Tahrir Meydanı&#8217;nda değil Arap Ligi huzurunda yapacağını&#8221;</strong> söyledi.</p>
<p><strong>&#8220;Ne oluyor&#8221; </strong>başlıklı yazımda,<strong> </strong>kuşkusuz başka sorular da vardı. Ve ben yazımda <strong>&#8220;Bir tek, &#8216;Bu iktidar bu konuda yanlış yapmaz&#8217; gibi bir hüsnü zan, o büyük endişeleri nispeten azaltıyor&#8221;</strong> şeklinde bir şerh düşüyor, yazıyı &#8220;Şu soruyu zihnimden atamıyorum: Şu anda dış politikada gerçekten kontrollü bir gidiş var mı? Keşke içimi rahatlatacak daha çok şey bilsem&#8221; diye bitiriyordum.</p>
<p>Davutoğlu ile <strong>daha geniş bir bilgilendirme</strong> için yeni bir buluşmada sözleşerek ayrıldık.</p>
<p>Sayın Bakan&#8217;ın gecenin bütün vakitlerinde ayakta olmasına ve özellikle <strong>&#8220;Ortadoğu&#8217;daki misyon&#8221;</strong>açısından bilgilendirme duyarlılığına teşekkür ediyorum.</p>
<p>Ve yeniden izin istiyorum.</p>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ahmettasgetiren.com/2011/09/baska-es-baskanlik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ne oluyor?</title>
		<link>http://www.ahmettasgetiren.com/2011/09/ne-oluyor/</link>
		<comments>http://www.ahmettasgetiren.com/2011/09/ne-oluyor/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 11 Sep 2011 02:32:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ahmet Taşgetiren</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bugün - Günlük Yazılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ahmettasgetiren.com/?p=4682</guid>
		<description><![CDATA[Hürriyet&#8217;te bir haber: &#8220;Eşbaşkan Türkiye.&#8221; Haberin ilk cümleleri şöyle: &#8220;11 olaylarının 10&#8242;uncu yıldönümüne iki gün kala köktendinci terörizme karşı yeni bir girişim başlatıldı. ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton tarafından açıklanan &#8216;Küresel Terörizmle Mücadele Forumu&#8217; adlı yeni girişimin eş başkanlığını Amerika ve Türkiye üstlenecek. Clinton&#8217;a göre Forum&#8217;un en önemli amacı, otoriter rejimlerin pençesinden kurtulan Ortadoğu ülkelerinde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p></p><div id="ctl00_ortayer_haberOzet">Hürriyet&#8217;te bir haber: &#8220;Eşbaşkan Türkiye.&#8221;</div>
<div>Haberin ilk cümleleri şöyle: &#8220;11 olaylarının 10&#8242;uncu yıldönümüne iki gün kala köktendinci terörizme karşı yeni bir girişim başlatıldı. ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton tarafından açıklanan &#8216;Küresel Terörizmle Mücadele Forumu&#8217; adlı yeni girişimin eş başkanlığını Amerika ve Türkiye üstlenecek. Clinton&#8217;a göre Forum&#8217;un en önemli amacı, otoriter rejimlerin pençesinden kurtulan Ortadoğu ülkelerinde köktendinci terörizmin zemin kazanmasını önlemek olacak.&#8221;Bu kurguyu bir yerlerden tanımamız lazım.</p>
<p>Soğuk savaş sona erip, NATO&#8217;ya yeni misyon arandığı 1990&#8242;lı günlerden.</p>
<p>O zamanlar gündemde <strong>&#8220;Varşova Paktı dağıldığına göre NATO niye var olsun&#8221;</strong> sorusu vardı ve bunun cevabı <strong>&#8220;Dünyanın enerji merkezi Ortadoğu&#8217;da kriz odakları var. Bu kriz odaklarına acil müdahale lazım. NATO bunu yapsın&#8221;</strong> şeklinde verilmişti. Kriz odaklarını ise köktendinciliğin, diğer ifadeyle radikal, siyasal İslam&#8217;ın beslediği değerlendirmeleri yapılıyordu.</p>
<p>Tam o sırada, Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) konuşulmaya başlanmıştı.</p>
<p>Tam o sırada BOP&#8217;ta Amerika ve Türkiye&#8217;nin eş başkan olması konuşulmaya başlanmıştı.</p>
<p>Ortadoğu&#8217;da demokrasi isteniyordu.</p>
<p>Ama aynı zamanda <strong>&#8220;İslam eksenli siyasi hareketler&#8221;</strong>e<strong> &#8221;Köktendincilik&#8221; </strong>damgası vurulup,<strong> </strong>kriz odağı olarak suçlanıyordu. <strong>&#8220;Bu ülkelerde demokrasiye geçilirse, iktidara hep siyasal İslam gelir&#8221;</strong> mantığı hakimdi ve bu yüzden otoriter yönetimlere göz yumuldu. Cezayir&#8217;de, İslami Selamet Cephesi&#8217;nin siyasi başarısına karşı darbenin <strong>&#8220;Demokrat!&#8221;</strong> Batı tarafından kollanması, Türkiye&#8217;de Refahyol&#8217;a karşı 28 Şubat operasyonunun yapılması bu niteliktedir.</p>
<p>2002&#8242;de AK Parti iktidara geldi.</p>
<p>Eşbaşkanlık bir süre AK Parti döneminde de devam etti, sonra BOP da, eşbaşkanlık da uyudu.</p>
<p>Sonra Türkiye&#8217;nin-Batı&#8217;nın birlikte desteklediği demokratikleşme hedefli Arap Baharı başladı.</p>
<p>NATO, <strong>&#8220;kriz odağı&#8221;</strong> mantığıyla askeri müdahalede bulundu.</p>
<p>Ve baştaki habere geldik: &#8220;&#8230;otoriter rejimlerin pençesinden kurtulan Ortadoğu ülkelerinde köktendinci terörizmin zemin kazanmasını önlemek için Amerika-Türkiye ortak forumu&#8230;&#8221;</p>
<p>Acaba nasıl bir konsept bu?</p>
<p>Bir yerlere akıyoruz.</p>
<p>Bir yanda Türkiye&#8217;nin Amerika tarafından onaylanan <strong>&#8220;Bölgesel liderliği&#8221;</strong> konuşuluyor, bir yanda<strong>&#8220;Amerika&#8217;nın bölgesel politikalarına uyum içinde bir Türkiye rolü&#8221;</strong> konuşuluyor.</p>
<p>Şu soru önemini kaybetmiş değil: Türkiye&#8217;nin Füze Kalkanı sistemine ilişkin rezervleri ortadan kalktı mı ki, bu sistemin hem de İran&#8217;ı rahatsız edecek nitelikte Türkiye topraklarına konuşlandırılmasına onay verildi?</p>
<p>Buradan çıkacak bir soru daha var: Bundan sonra İran&#8217;la ilişkiler nasıl seyredecek?</p>
<p>Bence, Türkiye adına <strong>Davutoğlu</strong>&#8216;nun mimarlığını yaptığı dış politika, özgün bir politika idi.</p>
<p>O sıralar <strong>&#8220;sıfır sorun&#8221;</strong> gibi özgün projeler devreye konmuştu. Türkiye&#8217;nin <strong>&#8220;Yumuşak Güç&#8221;</strong> niteliğinin altı çizilmişti. <strong>&#8220;Herkesle konuşabilen Türkiye&#8221;</strong> önemli bir dış politika dili olarak değerlendirilmişti.</p>
<p>Şimdi durum nasıl?</p>
<p>Gerçekten her dış politika hamlemiz, <strong>&#8220;Bölgede lider Türkiye&#8221;</strong> hedefine yönelik mi? Bölgede olan biteni hep biz mi güdüyoruz?</p>
<p>Böyle bir rolün, bizim tarafımızdan onaylansın onaylanmasın, yaygın biçimde altının çizilmesi isteğimiz bir şey midir? Böyle bir rolün altının çizilmesi, kimi yüksek tonlu söylemlerimizin inandırıcılığını zayıflatmaz mı?</p>
<p>Amerika ile ilişkilerimiz bölge ülkeleri için ne anlam taşıyor, Amerika için ne anlam taşıyor? Ve asıl Türkiye için, mesela İsrail&#8217;le yaşanan gerilim söz konusu olduğunda ne kadar güven verici?</p>
<p>Şunu söyleyeyim:</p>
<p>En başta <strong>Hürriyet</strong>&#8216;ten naklettiğim haber mesela bir 28 Şubat iktidarı döneminde olsaydı, tüm bölge için büyük tehlike diye niteleyebileceğim bir hadise olurdu. Bir tek, <strong>&#8220;Bu iktidar bu konuda yanlış yapmaz&#8221;</strong>gibi bir hüsnü zan, o büyük endişeleri nispeten azaltıyor.</p>
<p>Şu soruyu zihnimden atamıyorum:</p>
<p>Şu anda dış politikada gerçekten kontrollü bir gidiş var mı?</p>
<p>Keşke içimi rahatlatacak daha çok şey bilsem.</p>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ahmettasgetiren.com/2011/09/ne-oluyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Korucular, milisler&#8230;</title>
		<link>http://www.ahmettasgetiren.com/2011/09/korucular-milisler/</link>
		<comments>http://www.ahmettasgetiren.com/2011/09/korucular-milisler/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 09 Sep 2011 02:32:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ahmet Taşgetiren</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bugün - Günlük Yazılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ahmettasgetiren.com/?p=4683</guid>
		<description><![CDATA[Kamuoyu, KCK ile ilgili ilk haberler yansımaya başladığında &#8220;Bu KCK da ne ki&#8221; gibi bir şaşkınlık yaşamıştı. Oysa KCK davasında elde edilen bilgiler ortaya koydu ki, ortada &#8220;paralel devlet&#8221; diye nitelenebilecek dev bir yeraltı yapılanması var.Ben, BDP&#8217;nin bu kadar bağımsız adayın seçilmesini örgütleyebilmesinin de yeterince anlaşıldığı kanaatinde değilim. &#8220;Şu mahalle şu adaya, şu ilçe şu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p></p><div id="ctl00_ortayer_haberOzet">Kamuoyu, KCK ile ilgili ilk haberler yansımaya başladığında &#8220;Bu KCK da ne ki&#8221; gibi bir şaşkınlık yaşamıştı.</div>
<div>Oysa KCK davasında elde edilen bilgiler ortaya koydu ki, ortada &#8220;paralel devlet&#8221; diye nitelenebilecek dev bir yeraltı yapılanması var.Ben, BDP&#8217;nin bu kadar bağımsız adayın seçilmesini örgütleyebilmesinin de yeterince anlaşıldığı kanaatinde değilim. &#8220;Şu mahalle şu adaya, şu ilçe şu adaya, şu sokak şuna&#8221; gibi bir tanzim yapacaksınız ve bu aksamayacak. Aynı ilden birkaç bağımsız çıkarabileceksiniz. Bu nasıl bir örgütlenmeyi gerektirir?</p>
<p>Seçim döneminde bazı BDP&#8217;li sözcüler, <strong>&#8220;Korucu köylerinden bile BDP&#8217;ye tam oy çıkacağı&#8221;</strong>nı ifade ettiler. BDP ile PKK&#8217;nın iç içeliği dikkate alındığında nasıl bir şeydi korucu köyünün BDP&#8217;ye oy vermesi? Nasıl olmuştu da korucular BDP&#8217;li hale gelmişti ya da BDP-PKK ekseninde bir korucu grubu nasıl hâlâ korucu idi?</p>
<p>Şimdi Çukurca cinayeti ile ilgili arka plan yansıyor medyaya. Çukurca ile ilgili ilk bilgilerde ilk defa<strong>&#8220;teröristlere milislerin yardım ettiği&#8221;</strong>ne dair bir bilgi yansımıştı. <strong>&#8220;Milis&#8221;</strong> evet, ilk defa seslendiriliyordu. Neydi milis? Dağdaki silahlı güç <strong>&#8220;illegal ordu&#8221;</strong> ise şehirdeki gerektiğinde silahlanacak ve gerektiğinde silahlı mücadele yapacak güç milisti. Diyelim Yunan işgaline karşı silahlanan halk gücü, milis güçtü. Peki Kürt sorununda milis güç ne demekti?</p>
<p>Çukurca ile ilgili yargıya ulaşan son bilgiler, teröristlere, korucu ve milis güç desteği olduğu yönündeydi. 3 kilometrelik alana kablo döşemek ve yola 500 kiloluk patlayıcı gömmek, korucu ve milis güç kamuflajı ile gerçekleşmişti.</p>
<p>Acaba böyle bir bilgi devlet nezdinde dikkat çekecek mi ya da nasıl yorumlanacak?</p>
<p>Bir dönem bölgede halk iki güç arasında kalmıştı. Devletin gücü ve PKK&#8217;nın gücü. Mezralar bir, devlet adına basılıyor, <strong>&#8220;PKK&#8217;ya yardım ve yataklık yapılmaması&#8221;</strong> yönünde tehditler geliyordu. Ardından PKK militanları baskın yapıyor, <strong>&#8220;Devlete yardım ederlerse oğullarının, kızlarının kaçırılacağı, köyün yakılacağı tehdidi&#8221;</strong>nde bulunuluyordu. Köylü devletle PKK arasında gidip geliyordu. Bu dönemde çok eziyet çekti köylüler.</p>
<p>Sonra ne oldu?</p>
<p>Şimdilerde anlaşılıyor ki PKK, epeyce bir alan hakimiyeti sağladı. Askere alma, vergi toplama, illegal yargı sistemi oluşturma, yani paralel bir iktidar yapılanması&#8230; İktidar, gücünü etkin hale getirebilmekse, terör örgütünün belli alanlarda bu etkinliğe ulaştığı kesindir. O alanlarda devlet var mıdır ya da devlet ne oranda geri çekilmiştir, vakıanın doğru anlaşılması için bu sorunun sorulması kaçınılmazdır.</p>
<p>Mesela PKK&#8217;nın silahlı kadroları tahmin edilebiliyor ama acaba milis olgusu nedir? Silahlanmış bir yapı mıdır, ne kadarı, hangi ağırlıkta silahlanmıştır?</p>
<p>Mesela, daha vahimi, devlet adına <strong>&#8220;milis&#8221;</strong> konumunda olan, yani silahlandırılmış ve maaşa bağlanmış bulunan korucular ne durumdadır? Tehlikeli soruyu sorayım mı? Acaba korucuların en azından bir kısmı, diyelim, KCK-PKK-BDP&#8217;nin silahlı ideolojik çalışmaları ile, terörün uzantısı milis gücü haline gelmiş olabilirler mi? Onlara &#8220;Bakın bölgede işler tersine döndü. Yarının iktidarı biziz. Şimdiden safınızı belirleyin. Şimdi bizim safımıza geçerseniz, geleceğin şekillenmesinde söz sahibi olursunuz, yoksa sonunuz kötü&#8221; gibi bir tehdit söylemi işlemiş olabilir mi? Böyle bir söylem karşısında ne yapar korucular? Acaba bir kısmının iradesi çözülmüş olabilir mi? Ve onlar, devletin hâlâ korucu zannettiği insanlar iken, başka işbirliklerinin içine savrulmuş olabilirler mi?</p>
<p>27 yıllık bir süreçten söz ediyoruz.</p>
<p>Devletin hantal yapısı karşısında bölgede <strong>&#8220;Gerilla halkın içinde sudaki balık gibi olmalı&#8221;</strong> mantığı ile hareket eden, halk ile iç içe bir örgütün çalışmalarından söz ediyoruz.</p>
<p>Buna rağmen akıl ve zihin sağlığını koruyan büyük kitleler var. Bu Türkiye için bir imkândır. Gelinen noktada devlet hem bu sağduyu birikimini korumaya hem de bir kesimin zihnini maalesef etkilemiş olan ablukayı kaldırmaya özen göstermeli. Bu arada korucular özel bir çalışmayı gerekli kılıyor.</p>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ahmettasgetiren.com/2011/09/korucular-milisler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Liberal çizgiye içeriden itiraz</title>
		<link>http://www.ahmettasgetiren.com/2011/09/liberal-cizgiye-iceriden-itiraz/</link>
		<comments>http://www.ahmettasgetiren.com/2011/09/liberal-cizgiye-iceriden-itiraz/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 08 Sep 2011 02:35:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ahmet Taşgetiren</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bugün - Günlük Yazılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ahmettasgetiren.com/?p=4689</guid>
		<description><![CDATA[Legal-illegal Kürt siyasi hareketine dışarıdan bakışların, hareketin seyrini önemli ölçüde etkilediğini düşünüyorum. En azından Kürt siyasi hareketi, &#8220;Kim ne derse desin biz bildiğimizi okuruz&#8221; noktasına gelmediği, dışarıdan bakışları dost-müttefik-taraftar çerçevesinde önemsediği ölçüde, dış bakışlar, hareketin seyri açısından etkili de olabilir.Bu noktada Taraf&#8216;ın özel bir yeri olduğu da muhakkak. Taraf&#8216;ın, gerek faili meçhuller, gerek askeri erkin dışlanması, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p></p><div id="ctl00_ortayer_haberOzet">Legal-illegal Kürt siyasi hareketine dışarıdan bakışların, hareketin seyrini önemli ölçüde etkilediğini düşünüyorum.</div>
<div>En azından Kürt siyasi hareketi, &#8220;Kim ne derse desin biz bildiğimizi okuruz&#8221; noktasına gelmediği, dışarıdan bakışları dost-müttefik-taraftar çerçevesinde önemsediği ölçüde, dış bakışlar, hareketin seyri açısından etkili de olabilir.Bu noktada <strong>Taraf</strong>&#8216;ın özel bir yeri olduğu da muhakkak.</p>
<p><strong>Taraf</strong>&#8216;ın, gerek faili meçhuller, gerek askeri erkin dışlanması, gerek Kürtler&#8217;in hakkı konusunda sergilediği duyarlılık, &#8220;Kürt sokağı&#8221;nda etkili bir put kırıcı ve dost ses olarak algılanmıştır.</p>
<p>Ancak Kürt siyasi hareketinin neresine destek verilecektir? Legal-illegal ayrımı yapılacak mıdır, destek bir noktada illegalitenin güçlendirilmesi ve aranan <strong>&#8220;barış&#8221;</strong> ise <strong>&#8220;barış&#8221;</strong>ın ötelenmesi, Kürt hareketinin terörize olması gibi bir sonuç doğurmayacak mıdır?</p>
<p>Bu sorular da, yaşanan süreç içinde sorulur hale gelmiştir.</p>
<p>Bizzat Taraf yazarlarının, <strong>&#8220;PKK cinayetleri&#8221;</strong> karşısında böyle bir sorgulama içine girdikleri görülüyor.</p>
<p>Bu çerçevede, kendisini Taraf&#8217;ın <strong>&#8220;liberal çizgisi&#8221;</strong> dışında değerlendiren <strong>Emre Uslu</strong>&#8216;nun bir yazısı bence<strong>&#8220;Bizim kanat liberaller&#8221;</strong> diye nitelediği Taraf eksenine çok temel bir eleştiri sundu ki, eğer o yazı Taraf camiasına bir özeleştiri imkanı vermiş olursa, çok önemli bir görev ifa etmiş olur.</p>
<p>Herkes <strong>&#8220;barış&#8221;</strong> istiyor ya&#8230; <strong>Emre Uslu</strong>, 31 Ağustos tarihli yazısında tam da o alandaki görüşleri değerlendirmiş. <strong>Devlet</strong>in barış projesini, <strong>PKK</strong>&#8216;nın barış projesini ve <strong>&#8220;Liberaller&#8221;</strong>in barış projesini.</p>
<p><strong>Uslu</strong>&#8216;ya göre PKK&#8217;nın barış projesinin üç hedefi var. Şöyle ki: 1) PKK&#8217;yı muhatap alıp görüşmeler yapacaksınız; 2) Demokratik özerk Kürdistan&#8217;ı ilan edeceğiz; 3) Öz savunma gücü olarak PKK militanlarını bu gücün unsurları olarak konuşlandıracağız.</p>
<p>PKK, bu hedefler gerçekleşinceye kadar savaşı sürdürmekten yana.</p>
<p><strong>Uslu</strong>&#8216;ya göre <strong>&#8220;Devlet çevresinin &#8216;barış&#8217;ı Kürtler&#8217;e hakları verelim ama PKK&#8217;yı muhatap almayalım noktasında duruyor.&#8221;</strong></p>
<p>Ve<strong> Taraf</strong>&#8216;ın liberal çizgisine yönelik <strong>Uslu</strong>&#8216;nun tespitleri:</p>
<p>&#8220;Liberallerin istediği &#8216;barış&#8217; iki yaklaşımın da ortasında bir yerde duran barış. Liberaller muhatapsız barış olmaz noktasından hareketle PKK&#8217;nın muhatap alınması gerektiğini, görüşmeler yapılarak al-ver yöntemiyle bir barışın kazanılması gerektiğini ifade ediyorlar.&#8221;</p>
<p><strong>Uslu </strong>bu çizgiye öncelikle<strong> &#8221;ideal bir tutum ama gerçekçi değil&#8221; </strong>itirazını yapıyor.</p>
<p>Sonra şunları yazıyor:</p>
<p>&#8220;PKK ile barış masasına oturulabileceğine inanan liberaller &#8216;PKK&#8217;ya niye öldürüyorsun demek saçma geliyor. Sanki karşında uluslararası anlaşmalara imza atmış bir devlet varmış gibi&#8217; değerlendirmesini beraber yapıyor. Yani bir tarafın sorumsuzluğu kabul ediliyor ama o sorumsuzla barış yapılabileceği de kabul ediliyor. Yani barış için ilk şart olan &#8216;adam öldürme&#8217; sözünü bile söyleyemediğiniz bir örgütle barış masasına oturmanın mümkün olup olmadığı tartışılmıyor bile.</p>
<p>Dahası PKK kendi lideri Öcalan&#8217;ın koyduğu kurallara uymayan militanlardan oluşan bir örgüt. Örneğin seçimlerden önce ilan ettiği &#8216;çatışmasızlık&#8217; sürecinde militanlarına koyduğu şartlardan biri &#8216;militanlar yerlerini muhafaza etsin hareketli bulunmasınlar&#8217; önerisini hiçe sayıp Karadeniz Bölgesi&#8217;nin altını üstüne getiren militanları kim nasıl durduracak? Bu sorunun cevabını vermeden liberallerin istediği türden bir barışın da pratikte mümkün olduğunu sanmıyorum.</p>
<p>Bazı liberallerin &#8216;muhatapsız barış olmaz&#8217; argümanı da Öcalan&#8217;la görüşmelerin PKK tarafından yıkılmasıyla çökmüştür. Devlet yarın karar verse, Kandil&#8217;i muhatap alıp onlarla konuşsa bile</p>
<p>&#8216;Dersim&#8217; kanadı, Suriyeliler kanadı derken bu çatışmaları tamamen durdurması mümkün değildir.&#8221;</p>
<p>Ve<strong> Uslu </strong>barış için bence de kaçınılmaz olan öneriyi yapıyor:</p>
<p>&#8220;Eğer barışı gerçekten istiyorsak Kürt ve Türk halkının dinamiklerini harekete geçirip PKK&#8217;nın sınır dışına çıkmasını sağlamaktan başka çaremiz yoktur.&#8221;</p>
<p>Son söz: Ben, liberal çizginin doğru duruşunun, Kürt siyasi hareketi için karşıtlardan daha tanzim edici olacağına inanıyorum.</p>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ahmettasgetiren.com/2011/09/liberal-cizgiye-iceriden-itiraz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Stratejik sorular</title>
		<link>http://www.ahmettasgetiren.com/2011/09/stratejik-sorular/</link>
		<comments>http://www.ahmettasgetiren.com/2011/09/stratejik-sorular/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 07 Sep 2011 02:37:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ahmet Taşgetiren</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bugün - Günlük Yazılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ahmettasgetiren.com/?p=4693</guid>
		<description><![CDATA[Türkiye, uzunca müzakerelerden sonra, Füze Kalkanı sisteminin kendi topraklarına yerleştirilmesini kabul etti. Bu kararla Amerika&#8217;yı ve Avrupa&#8217;yı memnun etti. Türkiye&#8217;nin itirazı, bu sistemin İran&#8217;a karşı kullanılacak olmasına yönelikti. Türkiye, öteden beri, nükleer güç alanındaki baskılar dahil, İran&#8217;a yönelik Amerika-Avrupa taleplerine mesafeli durmaktaydı. Şimdi Füze Kalkanı meselesinde, İran hassasiyeti ortadan kalkmış mı oldu, yoksa İran&#8217;ın hassasiyetlerini [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p></p><div id="ctl00_ortayer_haberOzet">Türkiye, uzunca müzakerelerden sonra, Füze Kalkanı sisteminin kendi topraklarına yerleştirilmesini kabul etti.</div>
<div>Bu kararla Amerika&#8217;yı ve Avrupa&#8217;yı memnun etti. Türkiye&#8217;nin itirazı, bu sistemin İran&#8217;a karşı kullanılacak olmasına yönelikti. Türkiye, öteden beri, nükleer güç alanındaki baskılar dahil, İran&#8217;a yönelik Amerika-Avrupa taleplerine mesafeli durmaktaydı. Şimdi Füze Kalkanı meselesinde, İran hassasiyeti ortadan kalkmış mı oldu, yoksa İran&#8217;ın hassasiyetlerini de dikkate alan bir çözüm mü gelişti? Türkiye, Füze Kalkanı kararını İran&#8217;a nasıl yansıttı?-Türkiye-İran ilişkileri, Sünni-Şii nüfuz mücadelesi denklemine doğru akmaya mı başladı? Benim bildiğim AK Parti politikaları, İran&#8217;ın da içinde yer aldığı, daha barış eksenli bir İslam coğrafyası istikametindeydi ve Davutoğlu, İran&#8217;la, ilişkileri problemli ülkeler arasında yakınlaşma sağlama çabasındaydı.</p>
<p>-Suriye konusu, Türkiye-İran ilişkilerinde bir fay hattı oluşturdu mu?</p>
<p>-Türkiye&#8217;nin Suriye konusundaki tavrı, İsrail&#8217;in Suriye&#8217;nin zayıflatılması hesabı ile örtüşüyor, dolayısıyla İsrail&#8217;le yaşanan gerilimle tezat teşkil ediyor mu?</p>
<p>-Bölgeye yönelik Kürt stratejisi, Türkiye, İran, Suriye, Irak ekseninde nasıl bir uzlaşma-ayrışma sürecini işletiyor? İran&#8217;ın son zamanlarda PJAK&#8217;a yönelik operasyonları Türkiye&#8217;nin de işine geldiğine göre, acaba bu operasyonlar Türkiye&#8217;nin bilgisi dışında mıdır? Bu noktada Türkiye ile İran arasında iletişim varsa bu, Türkiye-İran nüfuz mücadelesinden farklı bir durum ortaya çıkarmıyor mu?</p>
<p>-AK Parti hükümetinin Filistin konusundaki duyarlılığı belli. Bu, İsrail ile ilişkileri, en temelde problemli hale getiriyor. Ancak bu kadro gene de İsrail ile ilişkileri en gerilimli noktaya taşımama hassasiyeti içinde bir tutumu benimsedi. Bunda kuşkusuz Amerika ile ilişkilerde İsrail politikalarının rolünün etkisi vardı. Filistin&#8217;de barışı aradı, Suriye-İsrail ilişkilerinde barışı geliştirmeye çalıştı. Ancak o temeldeki sorun çözülmeden İsrail&#8217;le ilişkilerin sağlıklı yürümeyeceği kesindi. Gazze ablukası ve Dökme Kurşun Harekâtı&#8217;nda, 20 gün içinde çoğu kadın ve çocuk 1400 civarında insanın katledilmesi en kanatıcı hadise oldu. Ardından Mavi Marmara geldi ve orada da 9 Türk vatandaşının can çekişirken kurşunlanmak, enseden ve yakın plan vurulmak ölçüsünde katledilmesi bardağı taşıran son damla oldu. İş bu noktaya geldikten sonra Türkiye&#8217;nin tepkileri sonuna kadar haklı. Burada sorulacak bir soru şu: Mavi Marmara seferi, hükümetle birlikte ve bütün sonuçları dikkate alınarak planlanmış bir sefer miydi?</p>
<p>-Arap Baharı konusunda Türkiye ile Batılı ülkeler paralel duruşlar içinde. 90&#8242;larda Batı dünyası, Ortadoğu&#8217;da demokratikleşmenin, ülke ülke <strong>&#8220;siyasal İslam&#8221;</strong>ın iktidara gelişiyle sonuçlanacağı kaygısını taşımaktaydı. Oysa şimdilerde, demokratikleşmeyi destekliyor görünüyor. AK Parti kadroları ise öteden beri, içeriden bir demokratikleşmeyi savunmaktaydı. Şu anda, başlangıçta Türkiye&#8217;nin itirazı ile karşılaşan<strong>&#8220;askeri müdahale&#8221;</strong> dahil dışarıdan destekle bir <strong>&#8220;alabora&#8221;</strong> süreci işliyor. Soru şu: Acaba şu andaki<strong>&#8220;alabora&#8221;</strong> sürecinde, belirleyici irade içeriden mi dışarıdan mı, Türkiye&#8217;nin bölgeye ilişkin öngörüleri ne kadar tutuyor?</p>
<p>-Türkiye, <strong>Davutoğlu</strong>&#8216;nun söylemiyle, bu coğrafyadaki her oluşuma müdahil olma iddiasında idi. Bu, dışarıdan, <strong>&#8220;bölgesel güç&#8221;</strong> rolüne adaylık gibi okunuyordu. Arap Baharı&#8217;ndaki belirsizlik, komşulardaki gerilim, İsrail&#8217;le ilişkilerin Amerika-Avrupa eksenine muhtemel yansımaları, içerideki sancı, bu rolde sarsılmaya yol açar mı?</p>
<p><strong>Davutoğlu</strong>&#8216;nun tüm coğrafyada yaşananları <strong>&#8220;tarihin normalleşmesi&#8221;</strong> diye nitelediği biliniyor. Bu, çok farklı güç kullanımlarının devreye gireceği sancılı bir sürecin yaşanacağı anlamına geliyor. Kamuoyunda,<strong>&#8220;normalleşme&#8221;</strong>nin, Türkiye&#8217;nin ve bu coğrafyanın lehine sonuçlanması noktasında <strong>&#8220;endişe&#8221;</strong> öne çıkıyor.</p>
<p>Bence <strong>Davutoğlu</strong>, yarını nasıl okuduğu noktasında kamuoyunu daha çok bilgilendirmeli.</p>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ahmettasgetiren.com/2011/09/stratejik-sorular/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Anneler ve barış</title>
		<link>http://www.ahmettasgetiren.com/2011/09/anneler-ve-baris/</link>
		<comments>http://www.ahmettasgetiren.com/2011/09/anneler-ve-baris/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 06 Sep 2011 02:40:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ahmet Taşgetiren</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bugün - Günlük Yazılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ahmettasgetiren.com/?p=4698</guid>
		<description><![CDATA[Kaç zamandır &#8220;Barış anneleri&#8221;ni yazmak istiyorum. Bir işin içine &#8221;anne&#8221; girdi mi, oraya sevgi girer, şefkat girer, yufka yüreklilik girer, bağışlama girer diye düşünürüm. Onun için annelikle &#8220;üvey&#8221;liğin yan yana kullanılmasına hep soğuk baktım.&#8220;Barış anneleri&#8221; deyince de, gerçekten gençlerin ölümüne karşı sesini yükselten, göğsünü kalkan eden anneyi anlamak istiyorum. Çukurca&#8217;da, 7 askerin şehit edildiği yere başörtülerini atan ve &#8220;Artık savaş [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p></p><div id="ctl00_ortayer_haberOzet">Kaç zamandır &#8220;Barış anneleri&#8221;ni yazmak istiyorum.</div>
<div>Bir işin içine<strong> &#8221;anne&#8221; </strong>girdi mi, oraya sevgi girer, şefkat girer, yufka yüreklilik girer, bağışlama girer diye düşünürüm. Onun için annelikle <strong>&#8220;üvey&#8221;</strong>liğin yan yana kullanılmasına hep soğuk baktım.<strong>&#8220;Barış anneleri&#8221;</strong> deyince de, gerçekten gençlerin ölümüne karşı sesini yükselten, göğsünü kalkan eden anneyi anlamak istiyorum.</p>
<p>Çukurca&#8217;da, 7 askerin şehit edildiği yere başörtülerini atan ve <strong>&#8220;Artık savaş dursun&#8221;</strong> mesajı veren annelerin davranışını da önemsemek istedim.</p>
<p>Ama içimde hep bir ukde var: Acaba orada bir yerde annelik hâlâ benim, içinde var olduğunu düşündüğüm dokuları saklıyor mu diye&#8230;</p>
<p>Daha doğrusu, <strong>&#8220;siyasal bilinçlenme&#8221;</strong> denen virüs, yürekleri annelikten militanlığa doğru savurdu mu?</p>
<p>Mesela, bazı annelerin zaman zaman <strong>&#8220;taş atan çocuklar&#8221;</strong>a eşlik eden yürüyüşlerinde, eylemlerinde çocuklarını kurtarmak mı ağırlıklı, bir siyasi hedefi gerçekleştirmek mi?</p>
<p>İlla şu ağırlıklı diye bir yargıda bulunmak istemiyorum ama böyle bir savruluş tehlikesi bulunduğundan endişe ediyorum.</p>
<p>-Oğlum dağa çıksın ve idealleri uğruna savaşsın, gerekiyorsa ölsün!</p>
<p>Bunu söyler mi bir anne?</p>
<p>Yürekten söyler mi?</p>
<p>Oğlunun uğruna öldüğü davaya yürekten inansa bile, yüreğinden bir parça kopmaz mı annenin?</p>
<p>Bir anne Öcalan posterini hangi annelik duygusuyla taşır?</p>
<p>Asker anneleri de <strong>&#8220;Beş oğlum olsa feda olsun&#8221;</strong> derken, yüreğinde gerçekten bir soğuma mı hisseder yoksa kavrulma mı?</p>
<p>Vaktiyle Mücadele Birliği içinde bulundum.</p>
<p>Bir mücadeleci, militan örgütün, gençlerden, gerektiğinde anne babaları bile aşıp davaya gönül vermelerini istediği kadar anne babalardan da &#8220;Evladım büyük bir dava için kendini adamış, yolu açık olsun, gerekirse canı feda olsun&#8221; gibi bir destek istediklerini, böyle babaları anneleri kutladıklarını bilirim.</p>
<p>Ama bir başka şeyi daha bilirim:</p>
<p>Bir baba, Mücadele kadrolarının çokça okuduğu Balıkesirli Hasan Basri Çantay&#8217;ın Kur&#8217;an mealini kastederek, &#8220;Balıkesirli adam harp edin, savaşın diyor, bizim oğlan da onu dinliyor&#8221; diye isyan etmişti o günler.</p>
<p>Bu, tabii bir baba tepkisiydi.</p>
<p>Biliyorum, hepimizin annelerinin yüreği de pır pır uçardı endişeden.</p>
<p>Dağda oğlu, kızı olan Kürt anneler, askerde oğlu olan Türk anneler, evlatlarından kara haber gelir diye kıvrım kıvrım kıvranmazlar mı? Geceleri gözlerine uyku girer mi?</p>
<p>Girmez eminim.</p>
<p>Habur olayında sevinç gösterileri yapan kadınlar vardı ülkenin batısından tepkiler gelince bu gösterilerin barışın yolunun açılmasından doğan sevinç olduğu ifade edildi.</p>
<p>Keşke öyle olsaydı, keşke orada zafer işaretleri yapılmasaydı.</p>
<p>Bir anneye en az yakışan, böyle kıran kırana ölümlerin yaşandığı kör bir vuruşma ortamının parçası haline gelmektir.</p>
<p>-Operasyonlar dursun! Bunun için canlı kalkan ol!</p>
<p>Ama lütfen, sevgili anne, halı saha maçı yapan şu gencecik polislere kurşun sıkan -belki de senin oğlun olan- katilin önünde de canlı kalkan ol. Ama sevgili anne, evinden sivil giysi ile çıkan</p>
<p>senin komşun, eşi ile arkadaşlık ettiğin şu uzman çavuşa ateş kusan Kürt delikanlısının silahını da sustur.</p>
<p><strong>&#8220;En yanlış anne, siyasallaşmış annedir&#8221;</strong> desem yanılır mıyım? O <strong>&#8220;anne yüreği&#8221;</strong>nden başka bir şeydir bence.</p>
<p>Sokak ortasında polis şefi tokatlayan kadın milletvekiline bakıyorum.</p>
<p>Ağzından ateş fışkıran siyasetçi kadınlara bakıyorum.</p>
<p>Bunlar, son zamanların <strong>&#8220;Yeni Kürt kadını tipi&#8221;</strong> olarak sunuluyor ve biraz da, Kürt kadınının o istikamette evrilmesinin sembolü olarak takdim ediliyor.</p>
<p>Bunlarla <strong>&#8220;Kürt anneler&#8221;</strong>-<strong>&#8220;Barış anneleri&#8221;</strong> arasında bir fark olmalı diye düşünüyorum.</p>
<p>Ben de, kanın durması için, barış için anneler bir şey yapabilir diye düşünüyorum.</p>
<p>Ama hep <strong>&#8220;anne&#8221;</strong> olarak kalmak, militanlaşmamak, siyasallaşmamak şartıyla&#8230;</p>
<p>Yaşanan kanlı süreç birçok şeyi zehirledi, anneliği zehirlemesini önleyelim hiç olmazsa&#8230;</p>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ahmettasgetiren.com/2011/09/anneler-ve-baris/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Türkiye&#8217;yi kaybetmek İsrail&#8217;e kazandırmaz</title>
		<link>http://www.ahmettasgetiren.com/2011/09/turkiyeyi-kaybetmek-israile-kazandirmaz/</link>
		<comments>http://www.ahmettasgetiren.com/2011/09/turkiyeyi-kaybetmek-israile-kazandirmaz/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 04 Sep 2011 02:35:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ahmet Taşgetiren</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bugün - Günlük Yazılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ahmettasgetiren.com/?p=4688</guid>
		<description><![CDATA[İsrail&#8217;in ablukasını meşru gören ve uluslararası sularda sivil gemilere askeri müdahale yapıp insan öldürmenin yolunu açan ve sözüm ona BM imzasını taşıyan facia bir rapor. Böyle bir raporun cevabı, Türkiye&#8217;den yola çıkan herhangi bir gemiye daha baskın yapılmasına ve insanların öldürülmesine göz yummak mıdır, öyle durumda hâlâ devlet olduğunuzdan bahsedilebilir mi, yoksa &#8220;Doğu Akdeniz&#8217;de seyrüsefer güvenliğini [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p></p><div id="ctl00_ortayer_haberOzet">İsrail&#8217;in ablukasını meşru gören ve uluslararası sularda sivil gemilere askeri müdahale yapıp insan öldürmenin yolunu açan ve sözüm ona BM imzasını taşıyan facia bir rapor.</div>
<div>Böyle bir raporun cevabı, Türkiye&#8217;den yola çıkan herhangi bir gemiye daha baskın yapılmasına ve insanların öldürülmesine göz yummak mıdır, öyle durumda hâlâ devlet olduğunuzdan bahsedilebilir mi, yoksa <strong>&#8220;Doğu Akdeniz&#8217;de seyrüsefer güvenliğini sağlamaya kararlıyız&#8221;</strong> demek midir? Türkiye, bu coğrafyada iddialı bir devlet olarak bunu dedi ve demek zorundaydı.Türkiye devletse, İsrail tarafından katledilen 9 canın hesabını sormak zorundaydı ve sormaya devam ediyor.</p>
<p>İsrail&#8217;le Türkiye arasında kan var. Olay bu ve İsrail, bunu kendisi için bir hak olarak görüyor, bunu onaylamak üzere de BM&#8217;den sözüm ona şahit ayarlıyor. Utanç verici bir durum.</p>
<p>Sonunda Türkiye&#8217;nin haklı talebi İsrail&#8217;in kibri ile göğüs göğüse çatışma noktasına geliyor.</p>
<p>Bundan sonra kim düşünmeli?</p>
<p>Tabii ki öncelikle Amerika. Tabii ki İsrail.</p>
<p>Ortadoğu gibi büyük bir coğrafyada, Türkiye&#8217;nin İsrail&#8217;le diplomatik ilişkilerinin en alt seviyeye inmesi ve ortada kan bulunması, İsrail&#8217;in bölgede yalnızlaşma boyutunun dibe vurması demektir. İsrail artık Türkiye&#8217;ye de meydan okuma noktasındadır. Bunun diğer anlamı, Türkiye&#8217;ye karşı da savunma halindedir.</p>
<p>Ve Amerika. Ortadoğu&#8217;da İsrail, Amerika&#8217;nın bilfiil koruması altındadır. Türkiye-Amerika ilişkilerinin en önemli ayaklarından birisi İsrail&#8217;le ilişkidir. Artık <strong>&#8220;Türkiye&#8217;nin dostluğunu kaybetmiş bir İsrail&#8221;</strong> söz konusu ise Amerika-Türkiye-İsrail ilişkileri nasıl bir dengeye oturacaktır? Kaldı ki bu süreçte Türkiye, Amerika ile sürekli irtibat halinde olmuş ve İsrail&#8217;deki çarpık hükümetin çarpıklıkları birlikte değerlendirilmiştir.</p>
<p>Bir anlamda, Amerika&#8217;nın da dizginleyemediği bir fanatik İsrail kibri söz konusudur.</p>
<p>Türkiye&#8217;ye gelince, böyle bir diplomatik çıkış yaparken tabii ki bir güç değerlendirmesi yapmıştır. Diplomasi güçle yapılır çünkü.</p>
<p>Ortada <strong>Palmer Raporu&#8217;</strong>ndan <strong>&#8220;Ablukaya meşruiyet&#8221;</strong> çıkarabilen bir İsrail-Diaspora katakullisi vardır. Türkiye bu katakullinin nasıl bir nüfuz kabiliyeti olduğunu bilir. Ama bazı çevrelerin endişesine yol açtığı gibi bu, haşa tanrısal bir iktidar değildir. İsrail ve Yahudi diasporası, başına buyruk bir güç manzarası veriyor ama işte, dostluk halkası da sürekli aşınan bir güç durumunda. Öyle ki şu anda, Amerika&#8217;nın Türkiye karşısında İsrail&#8217;e yönelik zırhı bile son derece zayıflamış bulunuyor. Cinayete arka çıkmak, hiç kimse tarafından kolay başarılır bir iş değildir çünkü.</p>
<p>Dışişleri Bakanı <strong>Davutoğlu</strong>, BM Genel Sekreteri&#8217;ni arıyor ve Palmer Raporu için <strong>&#8220;Ne bu&#8221;</strong> diyor. Yani bir ahlaki tutarlılık sorgulaması yapıyor. <strong>Davutoğlu</strong>&#8216;nun aynı sorgulamayı <strong>Hillary Clinton</strong> karşısında yapacağı da kesin. Aynı sorgulama <strong>Gül</strong> ve <strong>Erdoğan</strong> tarafından <strong>Obama</strong>&#8216;ya da yapılacaktır.</p>
<p>Türkiye&#8217;nin İsrail&#8217;le diplomatik ilişkileri en alt düzeye indiren kararı, dünyada özellikle Batı dünyasında heyecan uyandırıyor. Bu heyecanın asıl sebebinin, Türkiye&#8217;yi de kaybeden bir İsrail&#8217;in bölgedeki yalnızlığı olduğu açık. Yani Batı&#8217;dan baktığınızda, şimdi İsrail daha güvensiz konumdadır.</p>
<p>İsrail, çılgınlığa devam edecek midir? Etsin. Bu, Firavun gücü gibi, saldırganlığın en zirve noktasında sıfırlanma sonucunu doğuracaktır.</p>
<p>Ortadoğu&#8217;da yeni süreç işliyor.</p>
<p>İsrail yanlış, yanlış, yanlış yapıyor.</p>
<p>Uluslararası güç odakları bu kan döken yanlışlığa mani olmuyor. BM raportörleri cinayete meşruiyet sunuyor. Bütün bunlar, İsrail&#8217;i koruyor gibi görünse de gerçekte kan çukuruna doğru itiyor.</p>
<p>Amerika, akıllıysa bu despotun dizginini çekmeli. Yahudi diasporasına mahkûm olup bunu başaracak gücü kendisinde görmüyorsa, bu aczini ilan etmeli. Ama asla Türkiye&#8217;ye, <strong>&#8220;9 vatandaşının katlini sineye çek, Gazze ablukasına da boyun eğ&#8221;</strong> dememeli. Bu insanlıkla alay etmek olur.</p>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ahmettasgetiren.com/2011/09/turkiyeyi-kaybetmek-israile-kazandirmaz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Somali- Bosna-Batı Trakya</title>
		<link>http://www.ahmettasgetiren.com/2011/09/somali-bosna-bati-trakya/</link>
		<comments>http://www.ahmettasgetiren.com/2011/09/somali-bosna-bati-trakya/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 02 Sep 2011 02:33:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ahmet Taşgetiren</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bugün - Günlük Yazılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ahmettasgetiren.com/?p=4685</guid>
		<description><![CDATA[Bayramın ikinci günü Hürriyet gazetesinde çıkan, benim yüreğimi harekete geçiren ve pek az kısalttığım şu haberi okuyun lütfen: - Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, bayram namazını Bosna-Hersek&#8217;in başkenti Saraybosna&#8217;daki tarihi Gazi Hüsrevbey Camii&#8217;nde kıldı. Davutoğlu, bayram namazı için Bosna-Hersek Üçlü Devlet Başkanlığı Konseyi&#8217;nin Boşnak Üyesi Bakir İzzetbegoviç&#8216;le birlikte tarihi Gazi Hüsrevbey Camii&#8217;ne geldi. Reis-ül Ulema Dr. Mustafa Ceriç, bayram [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p></p><div id="ctl00_ortayer_haberOzet">Bayramın ikinci günü Hürriyet gazetesinde çıkan, benim yüreğimi harekete geçiren ve pek az kısalttığım şu haberi okuyun lütfen:</div>
<div>- Dışişleri Bakanı <strong>Ahmet Davutoğlu</strong>, bayram namazını Bosna-Hersek&#8217;in başkenti Saraybosna&#8217;daki tarihi Gazi Hüsrevbey Camii&#8217;nde kıldı. Davutoğlu, bayram namazı için Bosna-Hersek Üçlü Devlet Başkanlığı Konseyi&#8217;nin Boşnak Üyesi <strong>Bakir İzzetbegoviç</strong>&#8216;le birlikte tarihi Gazi Hüsrevbey Camii&#8217;ne geldi. Reis-ül Ulema <strong>Dr. Mustafa Ceriç</strong>, bayram namazını kıldırdıktan sonra okuduğu hutbede Davutoğlu&#8217;nun gelişinden cemaati haberdar etti. Davutoğlu&#8217;nun Saraybosna&#8217;ya gelmesiyle bayramın çok özel bir gün olduğunu vurgulayan Ceriç, &#8220;Bugün mutluluk duyacağımız bir gündür. Çünkü Türk Dışişleri Bakanı aramızdadır. Bu tarihi hep hatırlayın. Saraybosna&#8217;da asırlarca beklediğimiz gün hep bugündü&#8221; dedi.Ardından <strong>Davutoğlu</strong> ile birlikte<strong> Aliya İzzetbegoviç</strong>&#8216;in mezarını ziyaret eden <strong>Dr. Mustafa</strong> <strong>Ceriç</strong>, duygu dolu anlar yaşadığını vurguladı. Davutoğlu&#8217;nun sadece dostu değil, ailesinin bir ferdi olduğunu söyleyen Dr. Ceriç şöyle konuştu: &#8220;Rahmetli Aliya İzzetbegoviç&#8217;in çağrısı üzerine Malezya&#8217;da Kuala Lumpur&#8217;da görev yaptığım üniversiteyi terk edip Bosna-Hersek İslam Birliği&#8217;nin başına geçtiğimde kendisi de orada bulunan Davutoğlu, 3 yıl boyunca benim ailemle ilgilenmişti. İzzetbegoviç&#8217;in kabrini birlikte ziyaret ettik. Lütfen bu tarihi anı hatırlayınız. Dr. Ahmet Davutoğlu buradadır. Allah onu tarih yazması için yaratmıştır. Bu bilge insanın söylediğine inanın, kendisine güvenin. Kuala Lumpur&#8217;da kaldığımızda bize bugün olanların gerçekleşebileceğinden bahsetmişti. O zaman kendisine inanamamıştık, kendisinden burada özür dilerim.&#8221;</p>
<p><strong>Dr. Ceriç</strong>, konuşmasına şöyle devam etti: &#8220;Türkiye&#8217;de bir kadının dünyaya getirdiği üçüzlerine &#8216;Recep, Tayyip ve Erdoğan&#8217; isimlerini verdiğini duymuştum. Bosna&#8217;da da böyle bir durum söz konusu olduğunda, aynı isimlerin verilmesini önereceğim. Bizler burada sadece 2 milyon nüfus olmadığımızı, Türkiye ile toplam 82 milyon olduğumuzu hissediyoruz.&#8221;</p>
<p>BOSNA-Hersek Üçlü Devlet Başkanlığı Konseyi&#8217;nin Boşnak Üyesi <strong>Bakir İzzetbegoviç</strong>, &#8220;Saraybosna&#8217;nın bu güneşli sabahına, Bakan Davutoğlu Türkiye&#8217;den ek güneş, ışık getirdi&#8221; diye konuştu.</p>
<p>Dışişleri Bakanı <strong>Davutoğlu</strong>, <strong>Bakir İzzetbegoviç</strong> ve <strong>Dr. Ceriç</strong>&#8216;le birlikte Bosna-Hersek&#8217;in ilk Devlet Başkanı <strong>Aliya İzzetbegoviç</strong>&#8216;in Kovaçi Şehitliği&#8217;nde bulunan mezarına çelenk bıraktı ve dua etti. Davutoğlu sonra gazetecilere yaptığı açıklamada, bayram namazında Saraybosna&#8217;da bulunmaktan büyük mutluluk duyduğunu vurguladı. Davutoğlu şöyle konuştu:</p>
<p>&#8220;Bizim geleneklerimizde, bayram sılamızda, ailemizle birlikte kutlanır. Ben de kendi evim olarak gördüğüm Saraybosna&#8217;da bayramı tüm ailemle birlikte geçiriyorum. Bosna bizim sılamız, Boşnaklar da ailemizdir. Biz buradayız, buradaydık ve ebediyen burada olacağız çünkü burası büyük lider Aliya İzzetbegoviç&#8217;in mirasıdır. Kovaçi Şehitliği&#8217;nde bugün bulunmamızı, mezarlıkta yatan ve 20 yaşında hayatını kaybeden şehitlere borçluyuz. Bunlar tabii ki Aliya İzzetbegoviç&#8217;in liderliğinde gerçekleştirildi. Biz bu emanete ne pahasına olursa olsun sahip çıkacağız. Malezya&#8217;da (Aliya İzzetbegoviç) kendisiyle karşılaştığımız zaman hep gelecek sefere &#8216;Saraybosna&#8217;da, Başçarşı&#8217;da kahve içeceğiz&#8217; derdik. İşte şimdi bayram namazını da burada kıldık. Biz Bosna&#8217;yla birlikte çalışacağız ve eminim ki Bosna, Avrupa ve dünyanın yükselen yıldızlarından biri olacaktır. Reis-ül Ulema Dr. Ceriç&#8217;in dediği gibi &#8216;Biz Balkanlar&#8217;da 82 milyonuz.&#8221;</p>
<p>Bu haberi, Başbakan Yardımcısı <strong>Ali Babacan</strong>&#8216;ın bayramı Batı Trakya&#8217;da geçirdiği haberi ile birleştirin, oradan Somali&#8217;de, ülkemizden giden bayramlıklarla çocukların gözlerinin güldüğü görüntülere bakın&#8230;<strong>Bingazi</strong>&#8216;de bir Türk Dışişleri Bakanı&#8217;nın fotoğrafını saklayın&#8230; İşte bu yeni Türkiye&#8217;dir. Sizin de içinize sevinç dolduruyor bu Türkiye değil mi? Gül veya Erdoğan veya Davutoğlu, daha doğrusu Türkiye ile bu coğrafyada tarih yeniden yazılıyor.</p>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ahmettasgetiren.com/2011/09/somali-bosna-bati-trakya/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

<!-- Performance optimized by W3 Total Cache. Learn more: http://www.w3-edge.com/wordpress-plugins/

Minified using disk: basic
Page Caching using disk: enhanced
Database Caching 8/50 queries in 0.150 seconds using disk: basic
Object Caching 584/670 objects using disk: basic

Served from: www.ahmettasgetiren.com @ 2012-02-04 12:58:59 -->
