<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Ahmet Taşgetiren &#187; Yeni Şafak &#8211; Günlük Yazılar</title>
	<atom:link href="http://www.ahmettasgetiren.com/category/yeni-safak-gunluk-yazilar/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.ahmettasgetiren.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Wed, 11 Jan 2012 11:02:33 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Haydin çocuklar!</title>
		<link>http://www.ahmettasgetiren.com/2000/09/haydin-cocuklar/</link>
		<comments>http://www.ahmettasgetiren.com/2000/09/haydin-cocuklar/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 11 Sep 2000 19:51:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ahmet Taşgetiren</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yeni Şafak - Günlük Yazılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ahmettasgetiren.com/?p=3228</guid>
		<description><![CDATA[Haydi çocuklar, yeni bir yüzyılı tırmanmaya&#8230; Zor bir yolculuk bu. Tırnaklarınızın kanaması pahasına tırmanacağınız bir yamaç söz konusu. Açılamamış okullarınızla, bulamadığınız ya da bulduğunuz tıpkı sizler gibi tıkanmışları oynayan öğretmenlerle&#8230; Ayakkabısız, önlüksüz, hatta deftersiz, kitapsız&#8230; Kimi zaman merkep sırtında, bir kağnının üzerinde kimi zaman, bir traktör römorkunda, kar kaplamış yollarda, dağ yamaçlarından uçma tehlikesi ile [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p></p><p>Haydi çocuklar, yeni bir yüzyılı tırmanmaya&#8230;</p>
<p>Zor bir yolculuk bu. Tırnaklarınızın kanaması pahasına tırmanacağınız bir yamaç söz konusu.</p>
<p>Açılamamış okullarınızla, bulamadığınız ya da bulduğunuz tıpkı sizler gibi tıkanmışları oynayan öğretmenlerle&#8230;</p>
<p>Ayakkabısız, önlüksüz, hatta deftersiz, kitapsız&#8230; Kimi zaman merkep sırtında, bir kağnının üzerinde kimi zaman, bir traktör römorkunda, kar kaplamış yollarda, dağ yamaçlarından uçma tehlikesi ile yürekleriniz ürpermiş, ilkel bir teleferikle kimi zaman, kimi zaman yollarda donma pahasına yürüdüğünüz yol, internetli, bilişimli, gen teknolojili yeni bir yüzyılı tırmanma anlamı taşıyor.</p>
<p>Haydi çocuklar, tırnaklarınızla kazımak pahasına bir yolculuk için&#8230;</p>
<p>Sabra sığının&#8230;</p>
<p>Sabır azığınız olsun. Çile hamurunuz&#8230; Böyle yoğrulmak varmış kaderde, bütün bunları aşabilir ve sonunda ulaştığınız zirvelerde dayanıklılığınızı vurgulamak için &#8220;acı patlıcanı kırağı çalmaz&#8221; muhabbetleri yaparsınız. Acılarla yoğrulanı, acılar yıldırmaz.</p>
<p>Adaletsizlikleri biliyorsunuz, yaşıyorsunuz. Beriki, öteki Türkiyelerde payınıza, yürekleri mengeneye sokan şartlar da düşse, bu çağı tırmanacaksınız ve inanırsanız başaracaksınız.</p>
<p>İçinizdeki cevher yeterlidir aslında&#8230;</p>
<p>Sabır şartları göğüsleme azmi demek. Sabra sığının, sabrı yaratana, insana sabrı öğretene sığının&#8230;</p>
<p>Sevgiye sığının&#8230;</p>
<p>Yüreğiniz dünyalar kadar büyük olsun&#8230;</p>
<p>Sevin, annenizi, babanızı, arkadaşlarınızı, öğretmenlerinizin yorgun ama şefkatli gözlerini sevin&#8230;</p>
<p>Defteri, kalemi, silgiyi, kitabı, sıralarınızı sevin&#8230; Sıralarınızın bağrında yaralar açmayın.</p>
<p>Harfleri sevin. Sayfaları sevin, kitap sayfası çevirmeyi sevin, kitaplar içinde gezinmeyi, kitapla oturmayı, kitapla yatmayı sevin&#8230; Kitaplı olmayı sevin.</p>
<p>Bastığınız toprağı, kokladığınız çiçeği sevin. Kedileri, kelebekleri, kuşları sevin.</p>
<p>Kavga ettiğiniz arkadaşınızı bile sevin&#8230; Onun size sataşan dilini değil, gözlerinin güzelliğini düşünün, annesini nasıl sevdiğini düşünün&#8230; Yüreğinin bir yanında mutlaka güzellikler bulunduğunu düşünün&#8230;</p>
<p>Renkleri sevin resim defterinize yansıttığınız. Renkler özgür olsun içinizde, hiçbirine zincir vurmayın&#8230; Özgürlüğü sevin daha önemlisi&#8230; Beyazı, karası, alı, yeşili ile&#8230; Renklerden ahenge ulaşmak olsun hedefiniz&#8230;</p>
<p>Kendi özgürlüğünüzü sevin, önemseyin, başkalarının özgürlüğünü önemseyin&#8230; Özgürlük olmayan hiçbir alanda bulundurmayın kişiliğinizi&#8230; En büyük felaket, insanın yüreğinin kelepçelenmesidir&#8230;</p>
<p>Duaya sığının.</p>
<p>Yaratıcı&#8217;ya açık olsun yüreğinizin bir penceresi hep&#8230; Gönlünüzle yaşayın, derin yaşayın, dualı yaşayın&#8230; Yürekten kopan her sesin, evrenler boyunca yankılanacağını ve ona cevap verecek bir yüce makam bulacağını bilerek seslenin&#8230; Sabah annenizle vedalaşırken dualı olun, akşam öğretmeninizden, arkadaşlarınızdan, okulunuzdan ayrılırken&#8230; Gündüzü dürerken dualı olun, gözlerinizi rüyalara açarken, sabahı selamlarken dualı olun&#8230; Dua, hayatın özüdür unutmayın, sabrın kader arkadaşıdır, başarının sır ortağıdır, emeğin-gayretin bereketidir&#8230;.</p>
<p>Şartları yara yara yürüyeceksiniz. Bu belli.</p>
<p>Yarın nasıl bir ülkede yaşamak istiyorsanız onu koyun yüreğinize ve öyle yürüyün. Her adımınız, her nefesiniz o ülkeye doğru olsun, ona bir tuğla taşısın&#8230; Terinizle karın yarınki Türkiye&#8217;nin harcını&#8230; Etiniz kemiğinizle örün duvarını&#8230; Akif demiyor mu? Toprağı sıksan şehid kanı fışkırır diye&#8230; Bastığın yerleri toprak diyerek geçme, demiyor mu şair&#8230; İşte böyle&#8230; Böyle kurulur vatanlar, yarınlar&#8230; Böyle inşa edilir çağ, böyle tırmanılır yamaçlar&#8230;</p>
<p>Ya adalet, diyeceksiniz, biliyorum.</p>
<p>Adaleti de böyle bulacaksınız. Tırnaklarınızla kazıya kazıya&#8230; Neredeyse o, hangi zamanda yaşıyorsa, hangi vatan ikliminde boy atacaksa, hangi terle-göz yaşıyla sulanacaksa gerekeni vererek&#8230;</p>
<p>Belki onun için acıyı da sevmek gerek&#8230;</p>
<p>Hesaplaşmaları da sevmek belki&#8230;</p>
<p>Adaletsizlikleri, yarınlara yönelik seferde irademize yönelik kamçı yapmak gerek belki&#8230;</p>
<p>Ufku sevmek gerek çocuklar&#8230; Ufkun derinliklerine bakıp, yüreklerimizi yıllar ötesine sevdalandırmak gerek&#8230;</p>
<p>Haydi çocuklar&#8230;</p>
<p>Heyecanını kuşanın günün&#8230; Sevdasını kuşanın yarınki güzelliklerin&#8230; Kalemi daha bir başka açın, daha bir başka tutun bugün, A harfini başka bir duygu ile yazın, defteri daha bir başka açın, daha bir başka başlayın güne&#8230;</p>
<p>Allah&#8217;ın adı ile&#8230;</p>
<p>Haydin!</p>
<p>2100 yılını yaşayanlar selamlasınlar sizin sevdanızı&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ahmettasgetiren.com/2000/09/haydin-cocuklar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>MHP-FP ilişkileri</title>
		<link>http://www.ahmettasgetiren.com/2000/04/mhp-fp-iliskileri/</link>
		<comments>http://www.ahmettasgetiren.com/2000/04/mhp-fp-iliskileri/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 28 Apr 2000 23:49:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ahmet Taşgetiren</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yeni Şafak - Günlük Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[FP]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ahmettasgetiren.com/?p=3540</guid>
		<description><![CDATA[MHP ve FP&#8217;nin bir kemikleşmiş tabanları var, bir de geçişli tabanları&#8230; Geçişli taban, 18 Nisan seçimlerinde ağırlığını MHP&#8217;den yana koydu. Sebebi, FP&#8217;nin Refahyol döneminde ve peşinden gelen 28 Şubat sürecinde, tabanın konumunda gerilemelere, ya da uzun seneler içinde elde edilen kazanımların kaybına yol açması&#8230; Gerekli savunma performansını gösterememesi&#8230; Bu geçişli taban, partiler üzerinde denetimi işletmek [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p></p><p>MHP ve FP&#8217;nin bir kemikleşmiş tabanları var, bir de geçişli tabanları&#8230; Geçişli taban, 18 Nisan seçimlerinde ağırlığını MHP&#8217;den yana koydu. Sebebi, FP&#8217;nin Refahyol döneminde ve peşinden gelen 28 Şubat sürecinde, tabanın konumunda gerilemelere, ya da uzun seneler içinde elde edilen kazanımların kaybına yol açması&#8230; Gerekli savunma performansını gösterememesi&#8230;</p>
<p>Bu geçişli taban, partiler üzerinde denetimi işletmek açısından çok önemli. Bunlar, partinin günahlarını bile sevmiyorlar. Gerektiğinde tavır koyup, redlerini ifade edebiliyorlar.</p>
<p>Bu geçişli tabanın, 18 Nisan seçimlerinden bu yana, MHP ile FP&#8217;nin ilişkilerini olağanüstü gerdiğine şahit oluyoruz. Birisi, kazandığı alanı korumak, diğeri kaybettiğini istirdat etmek amacına kitlenecekti.</p>
<p>MHP, seçimlerde aldığı sonucu, FP&#8217;ye karşı dışlayıcı bir malzeme olarak kullanmayı bunun için tercih etti. &#8220;FP bir süre dinlenmeli&#8221;ydi.</p>
<p>Evet, bu, zafer kazanan adamın, bunu pekiştirmek için muhtemel rakibini psikolojik olarak ezme girişimiydi.</p>
<p>Konu, elbet FP için de can yakıcı bir durum ortaya çıkarıyordu. FP de, bir yandan neden kaybettiğinin muhasebesini yapıp, yeniden kayıp alanlara ulaşmayı deneyecek, diğer yandan da, rakibinin yere kapaklandığı anları kollayacak, geçişli alanlara dönüp, &#8220;bakın gördünüz mü? ümit bağladıklarınız bunlar&#8221; diyecekti.</p>
<p>İlk sancı, TBMM&#8217;nin açılışındaki başörtüsü geriliminde yaşandı. MHP, hem kendi parlamenterinin başını açtırmış, hem de FP&#8217;li parlamenterin Meclis&#8217;e girme girişiminde olumsuz tavır almıştı. MHP, seçim sürecinde FP&#8217;yi, özellikle başörtüsü konusunu çözememesi sebebiyle vurmuştu. Oysa şimdi kendisi &#8220;yumuşak-ürkek&#8221; tavır almaktaydı. Peki, bu durum geçişli alanda nasıl karşılanacaktı? MHP burada, işi, Fazilet&#8217;in &#8220;kışkırtıcılığı&#8221;nı öne sürerek kapatmayı denedi. Ama yara aldı. Başörtüsü konusunda sonra da bir şey yapamadı ve her seferinde FP&#8217;ye dönüp &#8220;bu işi kaşımayın&#8221; diyerek, kendi sorumluluğunu kapatmaya çalıştı.</p>
<p>Sonra, Gürüz&#8217;ün görev süresinin uzatılması meselesi gündeme geldi. Bu da, başörtüsü ile birlikte oluşmuş bir sancılı konuydu. FP-MHP arasındaki geçişli taban, bu konuda da son derece duyarlıydı. MHP, o konuda da beklenen tavrı ortaya koyamadı. Orada da kendisine yönelen tepkileri FP&#8217;nin yönlendirdiğini öne sürerek işin içinden sıyrılmaya çalıştı. Bundan da yara alarak çıktı MHP.</p>
<p>Ve son olarak, Cumhurbaşkanı adaylığı ve Somuncuoğlu hadisesi&#8230;</p>
<p>Kendi bakanının yolunu kesen, bakan korumalarına saldıran bir MHP milletvekili ve onun bu davranışını &#8220;töre ve ülkücülük&#8221; gerekçesine bağlayan bir MHP yönetimi&#8230;</p>
<p>Bu gerekçenin de bir gerekçesi var: Somuncuoğlu&#8217;nu FP&#8217;nin kışkırttığı (Yahnici&#8217;nin provokasyon dediği hadise) iddiası&#8230;</p>
<p>MHP, ilk başörtüsü sınavında yara aldı, Gürüz&#8217;de yara aldı ve burada da yara aldı. Hele bu sonuncuda, çok ciddi bir yara aldı. Kaba kuvvetin peşine takılan bir &#8220;Töre ve ülkücü tavır&#8221; söylemi, çok yanlış birÃ &#8220;şecaat arzı&#8221; olarak algılandı tüm kamuoyunda ve MHP-FP arasındaki geçişli tabanda&#8230; Bizat MHP&#8217;nin kemikleşmiş tabanında bile bu tavrın, utandırıcı etkisi olduğunu düşünmek yadırgatıcı karşılanmamalıdır. Cemal Enginyurt, çizdiği &#8220;ülkücü&#8221; imajla MHP&#8217;nin, ya da &#8220;ülkücü&#8221; camianın yüzde kaçının nabzına şerbet vermiş olabilir ki?</p>
<p>Peki MHP yöneticilerinin Somuncuoğlu&#8217;na ilişkin &#8220;FP kışkırtması&#8221; iddiası, ne kadar inandırıcıdır?</p>
<p>Şayet bir FP kışkırtması söz konusu ise, burada akla iki şey geliyor: Birisi bu kışkırtmaya Somuncuoğlu&#8217;nun âlet olduğu, diğeri de, Cemal Enginyurt&#8217;un ve tabiî MHP yöneticilerinin âlet olduğu&#8230; İster istemez şu soruyu soruyorsunuz: Acaba Faziletliler, Cemal Enginyurt&#8217;un yol keseceğini, MHP yöneticilerinin Meclis kapısında nöbet tutacağını, ayrıca gene MHP yöneticilerinin kaba kuvvet gösterisine &#8220;töre ve ülkücü tavır&#8221; savunması yapacağını da planlamışlar mıydı? Eğer öyle ise, MHP yönetimini de Faziletliler mi yönlendirmektedir? MHP yöneticileri her kışkırtmaya hurra deyip koşacak nitelikte insanlar mıdır?</p>
<p>MHP&#8217;nin geçişli tabanda ciddi prestij kaybına uğradığı muhakkak. MHP yönetiminin zihnindeki &#8220;FP sendromu&#8221;, bundan böyle, yanlışların, zaafların izahında daha az etkili olacaktır. İktidar ortağı MHP&#8217;yi, oy aldığı geçişli zeminlerde, ancak kendi yaptığı olumlu icraat kalıcı kılabilir. Devlet Bahçeli&#8217;nin ağır başlı tavrı, tabanın hassas olduğu alanlarda yapılacak olumlu icraatla beslenseydi, hem kendisine oy veren kesimlere tatmin duygusu sağlar, hem de yeni oy alanlarında ilgi uyandırırdı. Ama şimdi, hassas konularda düşük profil sergileyen, parti içi ilişkilerde anlaşılmaz bir &#8220;töre&#8221; dayatması geliştiren, bir yönüyle &#8220;töre&#8221;yi bile harcayan, insanları &#8220;bakanlarını milletvekillerinin ülkücü (!) tavrına emanet eden bir partinin iktidarında nasıl bir özgürlük standardı oluşur?&#8221; kaygısına sevkeden bir MHP vardır&#8230; Ve o MHP&#8217;ye geçişli tabandan gelen oylar aşınmaktadır.</p>
<p>Peki FP&#8217;nin MHP&#8217;ye kaptırdığı oylar, MHP&#8217;nin yanlışları sonucu geri dönüyor mu? Benim gözlemlerime göre şu anda hayır. FP, şu andaki yapısıyla henüz bir umut yeşertmiyor. MHP&#8217;nin yanlışlarına bağlı bir yeniden büyüme, FP için çok daha zordur. &#8220;FP, toplumda yeni bir ümit üretecek ne yaptı?&#8221; sorusu henüz olumlu cevaplar bulamıyor. &#8220;MHP&#8217;nin bir şey yapamadığı görüldü. Biz FP&#8217;nin bilinen çizgisini devam ettireceğiz&#8221; söyleminin, FP üzerinde ümit yoğunlaştırması imkânı yoktur. FP&#8217;nin yarınki başarısı, &#8220;Neden kaybetik, yeniden nasıl Türkiye&#8217;nin umudu olabiliriz? Hangi programla, hangi kadroyla?&#8221; sorusuna vereceği cevapla yakından ilgilidir&#8230;</p>
<p>Konya&#8217;da yapılacak il başkanları toplantısında, insanlara birilerinin önünü kestirmeye çalışmadan önce, bu soru üzerinde yoğunlaşma zarureti vurgulanmalıdır. Bütünlük içinde kalmak evet, bu zaruri, ama durgun sular gibi yosun bağlamak, işte bu olmamalı&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ahmettasgetiren.com/2000/04/mhp-fp-iliskileri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Asıl utanç verici olan&#8230;</title>
		<link>http://www.ahmettasgetiren.com/2000/04/asil-utanc-verici-olan/</link>
		<comments>http://www.ahmettasgetiren.com/2000/04/asil-utanc-verici-olan/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 27 Apr 2000 23:49:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ahmet Taşgetiren</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yeni Şafak - Günlük Yazılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ahmettasgetiren.com/?p=3539</guid>
		<description><![CDATA[Türkiye&#8217;de hukuksuzluk o kadar alıp başını gitti ki, demokrasiye, insan haklarına ve hukukun üstünlüğüne vurgu yapan bir hukuk adamı, Cumhurbaşkanlığı için &#8220;uzlaşılan aday&#8221; oldu. Hayır, bugün cumhurbaşkanlığı seçiminden söz etmeyeceğim. Çünkü önümde, iğrenç bir hukuk ihlâli var&#8230; Bu, bizim mesleğin, medyanın içinden çıkan magandaların vasıtalık ettiği bir hukuk ihlâli&#8230; Dünkü Star gazetesinden söz ediyorum. Birinci [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p></p><p>Türkiye&#8217;de hukuksuzluk o kadar alıp başını gitti ki, demokrasiye, insan haklarına ve hukukun üstünlüğüne vurgu yapan bir hukuk adamı, Cumhurbaşkanlığı için &#8220;uzlaşılan aday&#8221; oldu.</p>
<p>Hayır, bugün cumhurbaşkanlığı seçiminden söz etmeyeceğim. Çünkü önümde, iğrenç bir hukuk ihlâli var&#8230;</p>
<p>Bu, bizim mesleğin, medyanın içinden çıkan magandaların vasıtalık ettiği bir hukuk ihlâli&#8230;</p>
<p>Dünkü Star gazetesinden söz ediyorum. Birinci sayfa tam bir fotoroman görüntüsünde, bu hukuk ihlâline ayrılmış. Konu Anayasa Mahkemesi Başkanvekili Haşim Kılıç. Kılıç&#8217;ı şöyle vuruyor gazete: &#8220;Anayasa Bu kafaya emanet* Altında da şunlar yazılıyor: &#8220;Anayasa Mahkemesi Başkan Vekili Haşim Kılıç, &#8216;laik&#8217; görüntü verebilmek için bir kocanın eşine yapabileceği en büyük hakareti yaptı. Ön kapıdan çıktı, eşini arka kapıdan çıkardı. Yetmedi. Otomobiline bindi, gitti. Ortada kalan eşi, evine taksiyle döndü&#8230;&#8221;</p>
<p>İşte bu&#8230; Gazete, göbek altı vuruşlarla, bir hukuk adamının önünü kesmeye çalışıyor. Haşim Kılıç&#8217;ın, Ahmet Necdet Sezer&#8217;den sonra, Anayasa Mahkemesi Başkanı olma ihtimali var, şimdiden o ihtimali ortadan kaldırma girişimi bu&#8230; Hem de utanmazca&#8230;</p>
<p>Bakın olay, aynı gazetenin iç sayfalarında nasıl farklı anlatılıyor. Gazetenin yazı işleri, Kılıç&#8217;ı vurmaya karar vermiş olmalı ki, olayın gerçek mahiyetini, kendi yazarlarına sorma ihtiacını bile duymamış. Star yazarı Taşkın Şenol Anayasa Mahkemesi Başkan Vekili Haşim Kılıç&#8217;a ve başörtülü eşine karşı uygulanan &#8220;sürek avı&#8221;nı şöyle anlatıyor:</p>
<p>&#8220;Bizim meslektaşlar tıpkı ortaçağdaki gibi &#8216;Cadı avı&#8217;na çıkmışlar. Anayasa Mahkemesi Başkanvekili Haşim Kılıç&#8217;la türbanlı eşini bir arada görüntülemek için.</p>
<p>Sanki, bir yargıcın eşinin türban takması suçmuş gibi. Öylesine bir terör esiyor ki, Hilton Oteli&#8217;nin garajında, evlerine adeta kaçarak ayrı otomobillerle gitmek zorunda kalıyorlar.</p>
<p>Askerliğin, polisliğin, öğrenciliğin kuralları var. Türbanın bir bayrak bir simge gibi kullanılmasına ben de karşıyım. Ama bir cadı avına çıkar gibi yüksek yargı üyesinin tepesinde bulunan birinin eşinin peşine düşmek niye?</p>
<p>Haşim Kılıç&#8217;la konuştum dün. Son derece üzgündü konuşurken.</p>
<p>&#8217;22 yıldır evliyim. Eşim evlendiğimde nasılsa şimdi de öyle. Ben herhangi bir baskı yapmadım. İnanın kendi tercihi. Onun tercihine ben bile karışmıyorum. 10 yıldır ilk kez birlikte gitmemizi istedi. Ben de sevindim. Resepsiyonda misafirlerle ilgilendiğim için o bir köşede durdu. Böyle bir şey olacağı aklımıza bile gelmedi. Evinde televizyon bile yok, diye yalan haberler yapıldı. Ben 29 yıldır devletin hizmetindeyim. Yargıçlık yapıyorum. Aldığım kararları, muhalefetimi eleştirebilirler ama evimin içine girmeye kimsenin hakkı yok&#8230;&#8217;</p>
<p>Belli yerler, belli meslekler dışında türban takmak suç değil. Haşim Kılıç ve eşini rahat bırakalım. Çünkü yıpranan Anayasa Mahkemesi, yıpranan demokrasimiz oluyor. (Türban ve Cadı Avı, s.17, 27 Nisan 2000)</p>
<p>Evet, tam bir cadı avı söz konusu&#8230;</p>
<p>Oysa, bir yargı adamının özel hayatını bile cehenneme çevirmenin ne kadar ahlâksızca bir şey olduğunu sorgulayabilirdi Star gazetesi, tıpkı kendi yazarı gibi. Ama o, insanların hukukuna tecavüzü tercih etti.</p>
<p>Olay, içinden geçtiğimiz hukuksuzluk ortamının nerelere kadar varacağının tipik bir göstergesi&#8230; Eşinin ve çocuklarının hayat tarzı, aile dostlarının niteliği sebebiyle, önü kesilen bürokratlar gerçeği ile karşı karşıyayız&#8230; 28 Şubat süreci bu vahim gerçeği pekiştirdi ne yazık ki&#8230; Eğer eşiniz, çocuklarınız ve aile dostarınız bile gözaltında ise, ya sizin özel hayatınız ne haldedir?</p>
<p>Bir süre önce, Malatya 2 nolu DGM Başkanı Ali Öztürk&#8217;ün sürgüne gönderildiği haberini okudu Türkiye. Sebep olarak da &#8220;eşinin tesettürlü olması, hakimin irticai yaşam tarzı süren ailelerle görüşmesi ve bu ailelerle ilişki sırasında haremlik-selâmlık uygulaması&#8221; gösterildi&#8230; (Sabah, 11. 04. 2000) Eşi veya aile dostları tesettürlü hakimin olmazlığının hukuki zemini nedir? Ya da eşi tesettürlü vali, kaymakam, subay neden olmaz? Hani bunun hukuk tabanı? Hukuk tabanı yoksa, hangi hukuk mantığı ile insanlar cezalandırılır?</p>
<p>Hukuk devleti olmak, sadece yasaları reforme etmekle olmuyor, kafaların daha çok reforma ihtiyacı var!</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ahmettasgetiren.com/2000/04/asil-utanc-verici-olan/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İhtiyatlı iyimserlik</title>
		<link>http://www.ahmettasgetiren.com/2000/04/ihtiyatli-iyimserlik/</link>
		<comments>http://www.ahmettasgetiren.com/2000/04/ihtiyatli-iyimserlik/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 26 Apr 2000 23:47:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ahmet Taşgetiren</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yeni Şafak - Günlük Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet Necdet Sezer]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ahmettasgetiren.com/?p=3531</guid>
		<description><![CDATA[Cumhurbaşkanlığı siçimi için ilk tur bugün başlıyor. Seçimlerde tartışma ekseninin &#8220;Meclis İçinden-Dışından&#8221; ile &#8220;Lider dayatması-milletvekilinin özgür iradesi&#8221; arasında geçeceği görülüyor. Ahmet Necdet Sezer&#8217;in adaylığı etrafında liderler mutabakatının ortaya çıkmasından sonra tartışmanın bu noktaya gelmesi tabiî. Çünkü Sezer ismi etrafında oluşan sempati halkası, biraz da içerden adaylar için bu alanda bir savunma-eleştiri imkânı bırakıyor. İçerden adaylarda, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p></p><p>Cumhurbaşkanlığı siçimi için ilk tur bugün başlıyor. Seçimlerde tartışma ekseninin &#8220;Meclis İçinden-Dışından&#8221; ile &#8220;Lider dayatması-milletvekilinin özgür iradesi&#8221; arasında geçeceği görülüyor.</p>
<p>Ahmet Necdet Sezer&#8217;in adaylığı etrafında liderler mutabakatının ortaya çıkmasından sonra tartışmanın bu noktaya gelmesi tabiî. Çünkü Sezer ismi etrafında oluşan sempati halkası, biraz da içerden adaylar için bu alanda bir savunma-eleştiri imkânı bırakıyor.</p>
<p>İçerden adaylarda, farklı bir söylem çerçevesinde kendisini takdim edebilecek belli başlı ismin Nevzat Yaşlıntaş olduğu açık. Eğer o, &#8220;Birikimim itibariyle Cumhurbaşkanlığı için en uygun isim benim&#8221; derse, bize göre haklı olur. Gerçekten de, gerek siyasal birikimi, gerek ekonomik konulara vukufu, gerek dış politika üzerine (özellikle Türk ve İslâm dünyası ile çok iyi ilişkileri bulunan bir isim) deneyimi, gerek devlet tecrübesi, gerek uzlaşmacı karakteri itibariyle sayın Yalçıntaş, Cumhurbaşkanlığı makamını terüddütsüz dolduracak bir isimdir. Sadece FP&#8217;liliği, onun, oy alanını daraltmaktadır. Keşke partiler onun üzerinde uzlaşsalardı. Ve eğer milletvekilleri illâ Meclis içinden bir aday üzerinde ısrarlı olacaklarsa, Yalçıntaş ismi üzerinde uzlaşmaları, bu makamı bir hizmet yeri haline getirecek bir tavır olur.</p>
<p>Sırf Meclis içinden olsun diye Akbulut ismi üzerinde durmak, belki garip gelecek ama bizzat Akbulut&#8217;a da iyilik olmayacaktır. Çünkü bir insana, &#8220;yönetime en az katkısı olsun&#8221; diye, en az tavırlı olsun diye, görev alanı başkalarının müdahalesine en açık olsun diye görev verilmez. Akbulut evet, önemli sorumluluklar üstlenmiştir, evet saf bir Anadolu insanıdır ama, Akbulut&#8217;un tartışılan meseleler üzerindeki değerlendirme ve karar zaafı ayan beyan görülüyor. Dışardan baktığınızda bunu görüyor ve bu ülke insanı olarak eziliyorsunuz. Onun için sayın Akbulut&#8217;a iyilik edip, onu taşıyabileceği görev alanlarında bulundurmak lâzımdır.</p>
<p>Anayasa Mahkemesi Başkanı Ahmet Necdet Sezer&#8217;in cumhurbaşkanlığına ihtiyatlı bir iyimserlikle bakıyorum.</p>
<p>İyimserim, çünkü iki defadır yaptığı konuşma, bir sistem bütünlüğü içinde olmasa da, hukuk devleti, hukukun üstünlüğü, &#8220;vatandaşı devlet için değil, devleti vatandaş için gören&#8221; bir anlayış çerçevesindedir. Bu konuşmaları, bu alandaki tartışma süreci içinde ve &#8220;hukuk devleti&#8221; diyenlerin &#8220;2. Cumhururiyetçilik&#8221;ten başlayıp, &#8220;irticaya desteğe&#8221; kadar uzanan yoğun suçlamalara muhatab olduğu bir zamanda yapmıştır. Bu, altı çizilecek bir duruştur ve her kesim tarafından zaten altı çizilmiştir.</p>
<p>Sezer&#8217;in adaylığı, kamuoyu tarafından da, Türkiye&#8217;nin demokratikleşmesi yolundaki misyonun adayı olarak algılanmıştır. Sezer&#8217;le beraber anılan kelimelere bakınız. Bunlar en çok hukuk, demokrasi, insan hakları ve özgürlük kelimeleridir. Bir de Yekta Güngör Özden ismi söz konusu olsa hangi kelimelerin göndeme geleceği düşünüldüğünde aradaki fark daha açık görülecektir.</p>
<p>İhtiyatlı olmak gerektiğini düşünüyorum, çünkü bu makamlar, gerçekten yoğun dengelerin oluştuğu makamlardır. Bakanlık, başbakanlık, cumhurbaşkanlığı yapmış insanların, bir süredir devam eden süreç içinde nasıl kırılmalar yaşadığını gözleyerek geliyoruz. Sayın Sezer, Refah Partisi&#8217;nin kapatma kararının altında ismi olan bir insandır. Bu tavrında sırf hukuk mu etkili olmuştur? Bu tartışılıyor ve pek çok insanın, hukuk açısından içine sinmiyor. Cumhurbaşkanlığı makamında nasıl bir denge insanı olur, sorusuna kendi içimden çok da doyurucu cevaplar bulamıyorum. Bu açıdan, konuşmalarında sergilediği tavrın arkasında ne kadar durur, sorusu da ihtiyatla cevaplandırılacak bir sorudur.</p>
<p>Sezer&#8217;in bu noktada duruşunu etkileyecek bir zaafı, dış politika, ekonomi ve siyasi ilişkilerle ilgili ülke meseleleri üzerinde yeterli düşünce ve birikim sahibi olmamasından kaynaklanabilir. Bu da iyimserliğin ihtiyat boyutunu derinleştirmektedir.</p>
<p>İhtiyata yönelik değerlendirmelerim, çok etkin makamlara gelen çok güvendiğimiz insanların, hangi metinlere imza atmak zorunda kaldığını düşünmemden de kaynaklanmaktadır.</p>
<p>Bununla birlikte, konjonktür, süreç, iç-dış beklentiler, Türkiye&#8217;nin acil gündeminin insan hakları, demokratikleşme ve hukuk devletini bütün boyutlarıyla inşa istikametinde ilerlemektedir. Bu da, sayın Sezer&#8217;in hukuk adamı niteliğini önemli kılmaktadır. Eğer seçilir ve bugünkü perspektifini kaybetmezse, Türkiye&#8217;nin ihtiyacı olan hukuk reformunun gerçekleşmesinde çok olumlu katkıları olacaktır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ahmettasgetiren.com/2000/04/ihtiyatli-iyimserlik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ahmet Necdet Sezer: Hukuk reformu beklentisi</title>
		<link>http://www.ahmettasgetiren.com/2000/04/ahmet-necdet-sezer-hukuk-reformu-beklentisi/</link>
		<comments>http://www.ahmettasgetiren.com/2000/04/ahmet-necdet-sezer-hukuk-reformu-beklentisi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 24 Apr 2000 23:47:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ahmet Taşgetiren</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yeni Şafak - Günlük Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet Necdet Sezer]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ahmettasgetiren.com/?p=3533</guid>
		<description><![CDATA[Hükümet ortağı liderler, Anayasa Mahkemesi Başkanı Ahmet Necdet Sezer&#8217;in Cumhurbaşkanı adayı gösterilmesinde mutabık kaldılar. Böylece, adayların kesinleşmesine 24 saat kala sürpriz bir aday devreye girmiş oldu. Sezer&#8217;e, henüz değerlendirme noktasında bulunan muhalefetin de destek vermesi halinde, belki küçük fireler dışında, yargının zirvesindeki bir isim Meclis&#8217;in ortak adayı haline gelmiş olacak. Ahmet Necdet Sezer, Yekta Güngör [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p></p><p>Hükümet ortağı liderler, Anayasa Mahkemesi Başkanı Ahmet Necdet Sezer&#8217;in Cumhurbaşkanı adayı gösterilmesinde mutabık kaldılar. Böylece, adayların kesinleşmesine 24 saat kala sürpriz bir aday devreye girmiş oldu. Sezer&#8217;e, henüz değerlendirme noktasında bulunan muhalefetin de destek vermesi halinde, belki küçük fireler dışında, yargının zirvesindeki bir isim Meclis&#8217;in ortak adayı haline gelmiş olacak.</p>
<p>Ahmet Necdet Sezer, Yekta Güngör Özden gibi çok tartışmalı bir isimden sonra Başkanlığa gelmiş ve geçen yıl Anayasa Mahkemesinin kuruluş yıldönümünde yaptığı konuşma ile dikkatleri üzerinde toplamıştı.</p>
<p>Sezer&#8217;in bu konuşması, Türkiye&#8217;nin hukuk reformu beklentisi açısından gerçek bir şablon ortaya koymuştu. Başkan&#8217;ın özellikle ifade özgürlüğü açısından dile getirdiği görüşler, demokratik bir reform beklentisini seslendirmekteydi. Başkan, demokrasi ve hukuk devleti yolunda atılacak adımlar için, Anayasa dahil bir çok kanunda değişiklik yapılması gerektiğini vurgulamış, özellikle Avrupa ile ilişkilerde ciddi bir sorun halinde bulunan ifade özgürlüğünün hayati gerekliliğini vurgulamıştı. Sezer, 312&#8242;inci madde ile ilgili olarak da, isim vermeden, özellikle suçun tanımlanabilirliği açısından ciddi eleştiriler getirmişti.</p>
<p>Sezer&#8217;den sonra, Yargı yılının açılışında bu defa Yargıtay Başkanı Doç. Dr. Sami Selçuk, hukukun üstünlüğünü vurgulayan tarihi nitelikte bir konuşma yapmıştı. Bu konuşma da çok yankı uyandırdı ve destek gördü. Ancak, özellikle kemalist çevreler Selçuk&#8217;a yoğun eleştiriler yönelttiler.</p>
<p>Cumhurbaşkanlığı tartışmaları içinde Sami Selçuk ismi de, Türkiye&#8217;nin Avrupa ile ilişkileri çerçevesinde gündeme gelecek hukuk reformu açısından hararetle önerildi.</p>
<p>Sonunda, belki daha az tartışma-polemik konusu olan Ahmet Necdet Sezer tercih edildi.</p>
<p>Ama her halükarda bu seçim, Türkiye&#8217;nin önümüzdeki acil gündemi açısından olumlu bir tercihtir. Tabii ki, Sezer&#8217;den boşalan Anayasa Mahkemesi Başkanlığının da aynı duyarlılıkta isimler tarafından doldurulması şartıyla&#8230;</p>
<p>Tabii ki, Ahmet Necdet Sezer&#8217;in alanı hukuktur ve Sezer&#8217;in başlıca etkinliğinin hukuk alanında olması normaldir. Dış ilişkiler alanında hükümetin etkinliği artacaktır. Dolayısıyla, bir süredir hükümetin sınırlı sorumlulukla yürüttüğü ve Demirel&#8217;in üstlendiği Türki Cumhuriyetlerle ilişkilerde, yeniden hükümetin sorumluluğu artacaktır. Bu noktada Yalçıntaş ismi ciddi bir ağırlık taşıyabilirdi, ancak FP&#8217;nin kendi adayını seçtirmekteki zorluğu Yalçıntaş&#8217;ın sayı zaafını oluşturuyordu.</p>
<p>Sezer üzerinde varılacak mutabakat, yoğun bir gerilimin, Cumhurbaşkanı seçim sürecinin daha başında sürpriz bir biçimde sonuçlanmasını sağlamış olacaktır.</p>
<p>Bugün, Anayasa Mahkemesi&#8217;nin yeni bir kuruluş yıldönümü günüdür. Bugün, Başkan Sezer&#8217;in önemli bir konuşma daha yapacağı bildiriliyor. Hayırlısı diyoruz.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p>İran&#8217;da, Cumhurbaşkanı Hatemi yanlısı 8 gazete ile 4 derginin kapatıldığı, ieki gazetecinin tutuklandığı haberleri geliyor. Hameney&#8217;in Hatemi çizgisini Amerikan yanlısı olarak suçlamasından sonra gerçekleşen bu tutuklama sağanağı, bu komşu ülkede ciddi bir özgürlük ve insan hakları problemini gündeme getiriyor. Özgürlüklere kıyılarak varılacak bir yer olmadığını vurgulamak istiyorum. İslam&#8217;ı kalkan edinerek, özgürlüklerin üzerine yürünemez. İslam ve özgürlükleri birlikte yaşatacak bir sistemin inşası, olmazsa olmaz bir gereklilik arz etmektedir. Bu gerilimin İran&#8217;a ağır bedeller ödetme ihtimali gündemdedir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ahmettasgetiren.com/2000/04/ahmet-necdet-sezer-hukuk-reformu-beklentisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Fazilet&#8217;in bir ayı</title>
		<link>http://www.ahmettasgetiren.com/2000/04/faziletin-bir-ayi/</link>
		<comments>http://www.ahmettasgetiren.com/2000/04/faziletin-bir-ayi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 23 Apr 2000 23:47:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ahmet Taşgetiren</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yeni Şafak - Günlük Yazılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ahmettasgetiren.com/?p=3530</guid>
		<description><![CDATA[Önümüzdeki bir ay, Fazilet Partisi için hayati gelişmelere gebe. Kongre süreci ile kapatma davası süreci içiçe gelişecek bu bir ayda. Zaten bu iki süreçle ilgili gelişmeler de içiçe seyrediyor. Kongredeki sonuçlar kadar, kapatma davası sonrası ile ilgili tahminlerin de Fazilet bünyesinde ilgi çektiği görülüyor. Hemen belirteyim ki, kapatma davası ile ilgili tahminler, görüşleri ciddiye alınabilecek [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p></p><p>Önümüzdeki bir ay, Fazilet Partisi için hayati gelişmelere gebe. Kongre süreci ile kapatma davası süreci içiçe gelişecek bu bir ayda.</p>
<p>Zaten bu iki süreçle ilgili gelişmeler de içiçe seyrediyor.</p>
<p>Kongredeki sonuçlar kadar, kapatma davası sonrası ile ilgili tahminlerin de Fazilet bünyesinde ilgi çektiği görülüyor.</p>
<p>Hemen belirteyim ki, kapatma davası ile ilgili tahminler, görüşleri ciddiye alınabilecek parti kurmaylarında karamsarlığa daha yakın. O yüzden, şu an kongre için verilen mücadele bir yanıyla anlamsız, bir başka yanıyla da yeni bir oluşumun alıştırma çabaları olarak değerlendiriliyor. &#8220;Şayet kapatma davası olumsuz sonuçlanırsa, yeni partileşme hangi çerçeveye oturacak?&#8221; sorusu FP kulislerinde sıklıkla soruluyor. Bir yerde, kongre için verilen mücadelenin niteliği, bu oluşumları da derinden etkileyecek gibi görünüyor.</p>
<p>Parti bünyesinde görüşlerine itibar edilen, siyasi tecrübe sahibi bir milletvekili, siyaseti bırakmayı düşündüğünü söyledi bana. Sebep, kısır çekişmeler&#8230; Kısır, yani hiçbir müsbet sonuç üretmeyen didişmeler&#8230;</p>
<p>-Partinin bu noktaya gelişinin değerlendirilmemesi, hiçkimsenin kendisini hesaba çekmemesi, dar bir alandaki hakimiyetin herkesi mutlu etmesi, partiye şirket mantığı içinde sahiplenen bir ekibin, her oluşumu kontrol altında bulundurma çabası, siyasi anlamda devre dışı kalmanın muhasebesinin yapılmaması, bu kuşatılmış alandan kurtulma için çözüm üretilemeyişi,&#8230;</p>
<p>Daha böyle bir dünya eleştiri&#8230; Bunlara katılıp katılmamak mümkün. Bu eleştiriler de eleştirilebilir. Ama, bunların parti bünyesinde konuşulduğu kesin.</p>
<p>Bu eleştirilerin ardından ne geliyor?</p>
<p>Birtakım kararlar geliyor&#8230;</p>
<p>Politikaya küskünlük geliyor mesela&#8230;</p>
<p>Ya da, başka oluşum arayışları&#8230; Yeni siyasi çerçeve üretme girişimleri&#8230;</p>
<p>Bunu, kesinlikle şu an başkanlık yarışına giren Abdullah Gül ile ilgili olarak söylüyor değilim. Belki bunu en son düşünecek olan kişi Abdullah Gül&#8217;dür. Çünkü o, gerçekten FP geleneğinin en sadık bağlılarından biridir. Bunu ifade etme gereği duyuyorum, çünkü bu yazının da, parti bünyesinde birilerinin birilerini vurması için malzeme yapılmasını istemiyorum.</p>
<p>Ama, parti bünyesinde arayış var. Parti tabanında çok daha derin bir arayış var. Tepedeki bir grup, her an her alanı yönlendireceğini düşünüyor ama, tabanda gerçek öyle değil. Taban, parti zirvesindeki politika zaafları sonucu ödenen ve günden güne kemik derinliğine ulaşan bedeli görüyor ve &#8220;Bunun öncelikli sorumluları olmalı!&#8221; diyor. Ağlamaktan ve birilerini suçlamaktan başka şeyler yapan, en iyi başardıkları iş, parti yönetimini kontrol etmek olmayan, partiyi siyasi alanı açacak bir güç odağı haline getirebilecek bir merkezi yapı aranıyor&#8230;</p>
<p>Var mı bu? Yok!</p>
<p>Aksine, sadece insanları &#8220;bağlılık&#8221; sınavına sokan, küçük düşünce kırıntılarını yasak alan haline getiren, bunun için de gerekirse göbek altı vuruşlarda tereddüt etmeyen bir vasat gözleniyor&#8230;</p>
<p>Bu sürecin FP&#8217;yi rahatlatacağını söylemek mümkün değil. Sancı derinleşecektir.</p>
<p>Kanaatimce bu süreci doğru okuma görevi, öncelikle misyonun merkezindeki insana aittir. Özeleştiri oradan başlamalıdır.</p>
<p>Merkezdeki insanın, FP&#8217;nin sınırlı bir tabanında manevi ilişkilerden gelen önemli bir etkinliği olduğu doğrudur. Bu etkinlik önemlidir. Bu etkinlik gözardı edilerek FP&#8217;yi dizayn etmek mümkün de değildir. Ama FP, sadece o tabanla sınırlı bir politik hareket olamaz. Zaten bu misyonun ulaştığı toplum çevrelerinin ilgisi de, bu manevi ilişkilerden ve merkezdeki insana bağlılıktan kaynaklanmamaktadır. Misyon, toplumla, ekonomik, sosyal, kültürel alanda çok daha geniş bir ilişkiler atmosferinin ürünüdür, ya da öyle olduğu nisbette büyüme imkanına kavuşmuştur.</p>
<p>Merkezdeki insana da kendini aşma sorumluluğu düşebilir. &#8220;Ben bu işi nereye kadar getirdim, bugüne kadar olabilenler ve olamayanlar nelerdir, misyonun selameti için yeni hangi adımlar atılmalıdır?&#8221; sorusunun ciddiye alınması gerekir, diye düşünüyorum.</p>
<p>Diğer yaklaşım şöyle olabilir:</p>
<p>&#8220;Ben önemliyim. Benim oluşturduğum çerçeve önemlidir. Bu güne kadar yapılanların tümü doğrudur. Bunu eleştirenler davaya ihanet içindedir ve onları dışlamak davaya bağlılığın gereğidir. Küçüklük bir noksanlık değildir. Davaya sadık az bir topluluk, kafaları karışmış çokluktan iyidir. Zor zamanlarda sadakat gerekir&#8230; vs&#8230;&#8221;</p>
<p>Bu yaklaşımdan çok daha güçlü bir FP&#8217;nin çıkacağı ihtimali yoktur.</p>
<p>Ben bir önderin, işin her safhasında, karar safhasında, uygulama safhasında ve sonuçlarda, sürekli özeleştirilerden yararlanması gerektiğini düşünüyorum. FP&#8217;nin sınavı öncelikle kendisi ile&#8230; Herkes kalbine ve zihnine daha duru bakacağı bir zamanı yaşıyor&#8230; &#8220;Mağlup sayılır bu yolda galip&#8230;&#8221; dememek için daha çok sağduyu gerekiyor&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ahmettasgetiren.com/2000/04/faziletin-bir-ayi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kalbleriyle yaşayanlar: Fatih ve Tayyip</title>
		<link>http://www.ahmettasgetiren.com/2000/04/kalbleriyle-yasayanlar-fatih-ve-tayyip/</link>
		<comments>http://www.ahmettasgetiren.com/2000/04/kalbleriyle-yasayanlar-fatih-ve-tayyip/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 21 Apr 2000 23:44:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ahmet Taşgetiren</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yeni Şafak - Günlük Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[Fatih Terim]]></category>
		<category><![CDATA[Tayyip Erdoğan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ahmettasgetiren.com/?p=3524</guid>
		<description><![CDATA[Fatih Terim, şöyle konuşuyordu: &#8220;Her şey fizikle sınırlı değildir. Belki fizik varlığımıza hükmedilebilir, ama kalblere hükmedilmez. Biz kalblerimizle yaşıyoruz.&#8221; İşin sırrını yakalayan müthiş bir sözdü bu. Geçen günkü yazımda, Fatih Terim ile Tayyip Erdoğan&#8217;ı aynı duygu ortamında değerlendirdim. Bu iki ismin, ülkemiz için paralel misyonlar üstlenebileceğini ifade ettim. Bugün bunu daha kuvvetle ifade etmek istiyorum. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p></p><p>Fatih Terim, şöyle konuşuyordu:	&#8220;Her şey fizikle sınırlı değildir. Belki fizik varlığımıza hükmedilebilir, ama kalblere hükmedilmez. Biz kalblerimizle yaşıyoruz.&#8221;</p>
<p>İşin sırrını yakalayan müthiş bir sözdü bu.</p>
<p>Geçen günkü yazımda, Fatih Terim ile Tayyip Erdoğan&#8217;ı aynı duygu ortamında değerlendirdim. Bu iki ismin, ülkemiz için paralel misyonlar üstlenebileceğini ifade ettim.</p>
<p>Bugün bunu daha kuvvetle ifade etmek istiyorum. Bu, ne Fatih Terim&#8217;in popülaritesine Tayyip Erdoğan&#8217;ı eklemleme çabası, ne de uçuk bir temenni.</p>
<p>Şu an, bu iki isim etrafında oluşan sevgi halesi, bir toplumsal gerçeklik haline gelmişse, bunun altında psiko-sosyal sebepler olmalıdır.</p>
<p>Bu iki genç adam, bir şeyi yakaladılar Türkiye&#8217;de ve isimleri etrafında sevgi haleleri oluştu.</p>
<p>Keşke Tayyip Erdoğan yasaklı olmasaydı da, onun toplumla kurduğu sevgi bağından bugün güncel bir gerçeklik olarak söz edebilseydik. Ama mecburen yasaklı bir siyasetçinin tahminlere dayalı halkla ilişkilerinden bahsetmek zorunda kalıyoruz. Buna rağmen, meselâ cumhurbaşkanlığı için yapılan kamuoyu yoklamalarında, adaylığı bile söz konusu olmamasına rağmen, Tayyip Erdoğan isminin ön sıralarda çıkması, yargı kararlarının bile önleyemediği bir gönül buluşmasının ifadesi olmalıdır.</p>
<p>Evet, bu iki adam bir şeyi yakaladılar Türkiye&#8217;de ve isimleri etrafında sevgi halesi oluştu.</p>
<p>Tayyip Erdoğan&#8217;ın çizdiği imajı hatırlayın&#8230; Meselâ, Ramazanlar&#8217;da, fukara evlerinde bağdaş kurup iftar açan bir genç başkan&#8230; Siyasetçiyi, garip gecekondu sofralarına taşıyan ve, çocukları, gençleri, hayatın yükü altında ezilmiş anne-babalarıyla o ortamla, hiçbir protokol olmaksızın buluşabilen bir guraba dostu&#8230; Toplumun ortalama maddi ve manevi değerleriyle buluşabilen, kendisiyle kolayca bütünleşilebilecek sadelikte, hareketlerinde herkesin içinde bir parça bulunan delikanlılık, yiğitlik sergilenen, yüzünde duru tebessümler gezinen, etrafna pozitif enerji yayan ve hizmet üreten&#8230; Bahanelere sığınmayan, şehrin tıkanan soluklarını açmak için canını dişine takan&#8230; Dua ile, yani &#8220;Yukarısı&#8221; ile dost, içli dışlı&#8230; Kalbi ile yaşayan&#8230; Ve Kasımpaşalı&#8217;lığı terbiye etmiş bir gönül adamı&#8230; Bu tipi sevdi Türkiye&#8230; Doğusu, Batısı ile&#8230; Ve dedi ki toplumun çok farklı eğilimdeki insanları, &#8220;Tayyip olursa, onunla yürürüm.&#8221; Bu, Türkiye&#8217;de hâlâ bir sosyal gerçeklik. Yargı sınırlamalarını aşan bir gerçeklik bu&#8230;</p>
<p>Fatih Terim&#8230; Adanalılığı terbiye etmiş bir kalb adamı da o. Genç yüreklerin kendisi ile bütünleşebileceği bir lider. Güven veren, yüreğinden konuşan, etrafını yüreğinin içine alan, orada tutku ve inançla yoğuran ve hayatın içine salan&#8230; Ne ise üretilecek olan başarı, zafer, ona kilitlenen, gönülleri kilitleyen, tutkusu ile erdemleri buluşturma noktasında, farkedilir bir deruni yükselme yaşayan&#8230;</p>
<p>Bir top adamının, çocuklarını cehennemi bir kuşatmanın içine salarken, &#8220;kalbi ile yaşamak&#8221;tan söz etmesi, &#8220;fizik varlığınız zorlanabilir, ama kalbinize kimse hükmedemez, kalbinizi diri tutun&#8221; diye seslenmesi, Türkiye için olağanüstü bir tırmanma noktası değil midir?</p>
<p>Fatih&#8217;i, şu son gerilimde izledim, bir tek falsolu İfadesine rastlamadım. Böyle bir ortamda, içimdeki politikacı silüetlerini yokladım, bu kadar gerilim ortamında bu kadar dengeli olabileni bulmakta zorlandım. Vardır muhakkak ama, zorlanmam da bir gerçeklik.</p>
<p>Fatih, televole malzemesi olmayan aile sevgisi ile seviliyor, delikanlılığı ile, Anadolu&#8217;nun has renklerini yüzünde hissettirmesi ile, bu kimliği içinde, işine-dâvâsına, hiçbir zaman yapmacık olamayacak yoğunlaşması-konsantrasyonu ile, iş-dâvâ arkadaşları ile bütünleşmesi ile, kendini onlara taşıması, onlarla evlâd-baba-ağabey-kardeş gibi et-tırnak olması ile ve başarısı ile&#8230; Bahanelere sığınmaması ile&#8230;</p>
<p>Fatih&#8217;le Tayyip Bey&#8217;in hayatta, yarınlarda siyasi hayat içinde yolları buluşur mu bilmiyorum. Tayyip Bey&#8217;in elleri ne zaman çözülür bilemiyorum. Ama, bu örnek insanların, Türkiye&#8217;ye çok şey verebileceklerini düşünüyorum. Bu yalın, yapmacıksız karakterlerini taşıma imkânı bulabilirlerse siyasi alana, hele, elele tutuşup bulabilirlerse, farklı kulvarlarda olsa bile, yüreklerini Türkiye sevdasında buluşturup paralel yürüyüşler yapabilirlerse memleketimiz için bir başka milad olacaktır. Tutku adamları, sevda adamları, gönül adamları, kalb işçileri aranıyor Türkiye&#8217;de&#8230; Bu ülkenin çocuklarını yepyeni ve masum ve kalbi tutkularla donatıp, onlara cihan çapında başarılara layık oldukları hissini verecek genç önderler&#8230; Fatih ve Tayyip bey, bu umudu yeşertti içimde&#8230; Ne yapayım, kalblere hükmedilemiyor&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ahmettasgetiren.com/2000/04/kalbleriyle-yasayanlar-fatih-ve-tayyip/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>28 Şubat &#8211; Demirel &#8211; Yılmaz -Yalçıntaş ve MHP</title>
		<link>http://www.ahmettasgetiren.com/2000/04/28-subat-demirel-yilmaz-yalcintas-ve-mhp/</link>
		<comments>http://www.ahmettasgetiren.com/2000/04/28-subat-demirel-yilmaz-yalcintas-ve-mhp/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 20 Apr 2000 23:44:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ahmet Taşgetiren</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yeni Şafak - Günlük Yazılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ahmettasgetiren.com/?p=3523</guid>
		<description><![CDATA[Mesut Yılmaz, ANAP&#8217;ın,18 Nisan seçimlerindeki oy düşüşünü, &#8220;28 Şubat&#8217;ın bedeli&#8221; olarak yorumlamıştı. ANASOL-D hükümeti, 28 Şubat sürecinin, bizzat ANAP tabanını da yaralayan uygulamalarına imza atmış, bunun bedelini, seçimlerde dördüncü parti seviyesine inmekle ödemişti. Yılmaz bunu gördü, ve 28 Şubat sürecinde &#8220;samimi dindar kesimi yaralayacak uygulamaların önlenmesi, irtica ile mücadelenin hukuk içinde yapılması, sistemin demokratikleşmesi&#8221; yolundaki [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p></p><p>Mesut Yılmaz, ANAP&#8217;ın,18 Nisan seçimlerindeki oy düşüşünü, &#8220;28 Şubat&#8217;ın bedeli&#8221; olarak yorumlamıştı. ANASOL-D hükümeti, 28 Şubat sürecinin, bizzat ANAP tabanını da yaralayan uygulamalarına imza atmış, bunun bedelini, seçimlerde dördüncü parti seviyesine inmekle ödemişti.</p>
<p>Yılmaz bunu gördü, ve 28 Şubat sürecinde &#8220;samimi dindar kesimi yaralayacak uygulamaların önlenmesi, irtica ile mücadelenin hukuk içinde yapılması, sistemin demokratikleşmesi&#8221; yolundaki söyleme ağırlık verdi. Ancak, bugün bile Yılmaz, 28 Şubat sürecindeki tavrının bedelini ödüyor, çünkü Parlamentonun Özal çizgisindeki bir ANAP&#8217;lıya rahatlıkla oy verecek kesimleri bile (Kutan&#8217;ın yeni Cumhurbaşkanı tanımının Özal gibi olması çarpıcı değil mi?) Yılmaz konusunda soğuk davranıyor. Yine Özal çizgisini önemseyen islâmî-demokrat medya çevreleri de Yılmaz&#8217;a çekince koyuyor.</p>
<p>Bunu henüz Demirel&#8217;in anlamaması ilginç. Oysa kanaatimizce, Demirel&#8217;in, bütün siyasi birikimine, devlet tecrübesine, ve kendisinden sonra yeni aday belirsizliğine rağmen, son oylamada ödediği bedel de 28 Şubat sürecindeki duruşu ile yakından ilgilidir. Bu sütunda ısrarla Demirel&#8217;in 28 Şubat sürecinde, tarafsız bile kalamadığını, taban değiştirdiğini vurguladık. Demirel hem böyle bir duruş sergilemeyi, hem de bedel ödememeyi istiyor. Argo ifadeyle &#8220;yok öyle!&#8221;</p>
<p>Şunu belirtmek gerekir ki, 5+5 konusundaki Meclis tavrı, aslında Demirel&#8217;in bundan sonraki siyasi geleceği için de önemli bir ipucudur. Eğer Demirel&#8217;in bu süreçteki duruşuna çok öfke ve hesaplaşma duygusuyla baksam, Demirel&#8217;in yeniden siyasete dönmesini önerirdim. Çünkü, bu yanlış duruş sebebiyle halktan son dersini almasını beklerdim. Ama, ben şahsen, Demirel&#8217;in birikiminin Türkiye için hâlâ çok önemli olduğunu, Türkiye&#8217;nin sancıları üzerine yapacağı aklı selim çerçevesindeki değrelendirmelerinin ülkemizin önünü açabileceğini düşünüyorum. O yüzden aktif siyaseti değil, bilgeliği tercih etmesini temenni ediyorum. Ama her halükârda bir 28 Şubat özeleştirisi yapmasınının zaruri olduğunu düşünüyorum.</p>
<p>Burada 28 Şubat&#8217;la ilgili önemli bir hususa daha temas etmek gerekiyor: O da, asker kökenli adaylar üzerindeki tereddütlerin 28 Şubat süreciyle yakından ilgili olduğudur. Yani gayet açık ki, asker kökenli adaylar da, 28 Şubat sürecinin bedelini ödüyorlar. TBMM&#8217;de olgun tavrı ve ciddi katkıları ile tanınan bir Doğan Güreş, belki, Türkiye 28 Şubat sürecinden geçmemiş ve hâlâ onun etkisinde gibi görünmemiş olsaydı, çok daha gönül rahatlığı ile cumhurbaşkanı adayı olacak ve destek görecekti.</p>
<p>28 Şubat&#8217;la birebir örtüşen herhangi bir ismin cumhurbaşkanı adayları arasında ismi geçiyor mu? Bir asker, bir hukukçu, bir medya mensubu, bir işadamı, bir sivil toplum kuruluşu sözcüsü&#8230; var mı? Neden yok? Bu da, 28 Şubat&#8217;ın toplumsal taban problemi açısından dikkatle değerlendirilmeli&#8230;</p>
<p>Ben en çok, 28 Şubat sürecinin, karşıt bir duyarlılıkla, Nevzat Yalçıntaş gibi bir isme bedel ödetmesine üzülürüm. Şu sıralar Yalçıntaş ismi Cumhurbaşkanı adayları arasında dolaşımda. Ama isminin geçtiği her yerde, &#8220;Bu süreçte FP&#8217;li olmasa avantajlıydı&#8221; notu düşülüyor. Yani kişisel özgeçmişine konan bir çekince yok. Belki rahmetli Özal&#8217;a en çok benzeyen isim. Hatta belki, Özal&#8217;a yönelik aile ilişkileri ve &#8220;köşe dönmeye göz yumma&#8221; suçlamalarından uzak olma itibariyle, artıları bile var. FP üyesi ama, ANAP&#8217;ın, DYP&#8217;nin ve hele MHP&#8217;nin ortak renklerini en çok taşıyan insan. Geçen gün, &#8220;DSP ile bile buluşacağı pek çok ortak zemine sahiptir. En azından üslûbu uzlaşmacıdır&#8221; diye yazdım. Evet, öyledir. &#8220;Ama FP&#8217;li diye işi zor!!! Yani Meclis, bir bakıma, 28 Şubat sürecinin gölgesi devam ediyor diye Yalçıntaş&#8217;ı düşünemez!!!&#8221; Olur mu? Doğru olur mu?</p>
<p>Aslında Recai Kutan, bir Anadolu geleneğini hatırlatırken sağduyulu bir öneride bulundu. &#8220;Ya siz bölün, biz seçelim, ya biz bölelim siz seçin&#8221; Paylaşılacak bir yiyecek vs varsa babalar çocukları arasında bu uygulamayı yapıyor. Böylece bölen de hukuka dikkat ediyor, seçen de&#8230; Cumhurbaşkanlığı için deaynı uygulama olsun: &#8220;Ya adayı siz gösterin, bize seçme imkânı tanıyın, ya da adayı biz gösterelim siz seçin&#8230; Uzlaşma olsun&#8230;&#8221;</p>
<p>Bakıyorum, böyle bir uzlaşmada tabanları itibariyle birbirine en yakın adaylar bulması mümkün olan MHP ile FP arasında soğuk rüzgârlar esiyor. Burada da MHP&#8217;nin tavrı belirleyici oluyor. MHP ısrarla, FP&#8217;ye 28 Şubat gözlüğü ile bakıyor. 28 Şubat gibi müeyyide uygulamak istiyor. Bu da ortak-uzlaşma içinde hareket imkânını ortadan kaldırıyor.</p>
<p>Yalçıntaş ismine FP&#8217;liliğinden başka hangi çekinceyi koyabilir MHP? Yalçıntaş&#8217;ı FP&#8217;li olmasına rağmen aday gösterse, toplum zemininde çok daha büyük sempati toplamaz mıydı? Kaldı ki, Yalçıntaş&#8217;ın Türk dünyası ile yakın ilişkileri, MHP&#8217;nin hassasiyetleri ile çok daha uyum sağlardı.</p>
<p>İşin garibi, MHP, FP&#8217;nin MHP&#8217;de destekleyebileceği adaylara bile soğuk bakacağı intibaını veriyor. Sadi Somuncuoğlu ile ilgili tavırlarda bu soğukluk gözleniyor.</p>
<p>MHP&#8217;nin zihnen rahatlaması, yani 28 Şubat ambargosundan kurtulması, cumhurbaşkanlığı seçiminde kilit rol oynayacak.</p>
<p>Burada, adaylarla ilgili bir hususu daha vurgulamak istiyorum. Aday değerlendirmelerinde &#8220;mutlak redler&#8221;in sakıncalı olduğunu düşünüyorum. Çünkü yeni cumhurbaşkanı müzakerelerle, oy hesaplarıyla ve denge arayışları ile seçilecek. Son turda seçilmesi de kuvvetle muhtemel. Son tura gelindiğinde ise, &#8220;Şunu mu bunu mu?&#8221; ya da &#8220;Şu olmasın da&#8230;&#8221; tarzında değerlendirmelerin etkili olacağı muhakkak. Meselâ olmaz ya, son turda şöyle bir soruyla karşılaşsanız nasıl cevap verirdiniz: &#8220;Coşkun Kırca mı, Mesut Yılmaz mı?&#8221;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ahmettasgetiren.com/2000/04/28-subat-demirel-yilmaz-yalcintas-ve-mhp/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gül Günü</title>
		<link>http://www.ahmettasgetiren.com/2000/04/gul-gunu/</link>
		<comments>http://www.ahmettasgetiren.com/2000/04/gul-gunu/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 19 Apr 2000 23:32:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ahmet Taşgetiren</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yeni Şafak - Günlük Yazılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ahmettasgetiren.com/?p=3503</guid>
		<description><![CDATA[Bugün, Türkiye Dyanet Vakfı tarafından 12 yıldan beri kutlanan &#8220;Kutlu Doğum Haftası&#8221;nın ilk günü. Vakıf, miladi takvim itibariyle velâdet-i Nebi&#8217;nin bu günlere denk geldiğini ifade ederek, her yıl, bu haftayı, Allah Rasûlü(s.a.)&#8217;nün getirdiği evrensel mesajın bir boyutunu gündeme alarak kutluyor. Bu yıl, velâdetin 1429&#8242;uncu yıldönümü. Ve bu yıl Diyanet Vakfı gündeme, &#8220;Çağımız ve Hazreti Muhammed&#8221; [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p></p><p>Bugün, Türkiye Dyanet Vakfı tarafından 12 yıldan beri kutlanan &#8220;Kutlu Doğum Haftası&#8221;nın ilk günü.</p>
<p>Vakıf, miladi takvim itibariyle velâdet-i Nebi&#8217;nin bu günlere denk geldiğini ifade ederek, her yıl, bu haftayı, Allah Rasûlü(s.a.)&#8217;nün getirdiği evrensel mesajın bir boyutunu gündeme alarak kutluyor.</p>
<p>Bu yıl, velâdetin 1429&#8242;uncu yıldönümü.</p>
<p>Ve bu yıl Diyanet Vakfı gündeme, &#8220;Çağımız ve Hazreti Muhammed&#8221; konusunu taşıyor.</p>
<p>Bu geleneği başlatanlara takdirlerimi sunmak isterim. Elbet O&#8217;nun ismini ve mesajını çağlara ve tüm yeryüzüne taşımak, O&#8217;nun sevdalılarının görevidir.</p>
<p>Buna özellikle bugün çok ihtiyaç olduğunu vurgulamak isterim.</p>
<p>Urfa&#8217;da izlediğim &#8220;Kültürlerarası Diyalog ve Hazreti İbrahim&#8221; sempozyumunda, Belçikalı Müslüman bilim adamı Yahya Michot, belki de evrensel diyalogun en büyük zaafını ortaya koyma ihtiyacını hissetti. Hristiyan ve Musevi bilim adamlarına serzeniş ihtiva eden sözleri şöyleydi:</p>
<p>&#8220;Müslümanlar Hazreti İbrahim&#8217;in, Hazreti Musa&#8217;nın ve Hazreti İsa&#8217;nın peygamberliğini kabul ederken, Hazreti Muhammed&#8217;in peygamberliğini kabul etmeden İslâm&#8217;la nasıl bir diyalog zemini oluşturulabilir?&#8221;</p>
<p>Allah&#8217;ın son elçisinin mesajını ve sevgisini çağımıza ve tüm kültür iklimlerine taşımak bugün çok daha hayati bir görevdir evet&#8230;</p>
<p>Bunu, el yordamıyla değil, konunun şânına lâyık çerçevede gerçekleştirmek de ayrı bir titizliği gerektiriyor.</p>
<p>Belki öncelikle yerellikten çıkarmak, evrensele taşımak&#8230; Yani, Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı&#8217;nın bile koordine etmeyi başardığı uluslarası bir toplantıyı, çok daha geniş ekonomik imkânları kullanabilecek durumda olan Diyanet Vakfı, neden ülkemizde gerçeleştirmesin? Neden dünyanın başka ülkelerinde ve birden fazla miktarda gerçekleştirilmesin? Meselâ Almanya&#8217;da, Asya&#8217;da, Medine&#8217;de, Afrika&#8217;da, Moskova&#8217;da.. Neden olmasın?</p>
<p>Sonra, &#8220;Hazret-i Peygamber&#8217;i, 2000 yılının insanına nasıl sunacağız?&#8221; sorusu da, kanaatimce, ayrı bir bilimsel çalışma gerektiriyor? Bunu, Urfa&#8217;daki sempozyumda, Belçika&#8217;da bir Katolik Koleji&#8217;nde öğretmenlik yapan konuşmacının telbiğini dinlerken daha çok önemsedim. Dr. Jules Janssens, &#8220;Hazreti İbrahim çocuklara nasıl öğretilmeli?&#8221; konulu tebliğinde, adetâ benim yarama parmak basmıştı. &#8220;Hazreti İbrahim, sorgulayan, hayatının en delişmen çağını yaşayan, otoriteye kafa tutan günümüz ergenlik çağı gençliğine kocakarı masalı gibi anlatılamaz&#8221; diyordu. Belki de Kur&#8217;an&#8217;ın ifadesiyle, Peygamber kıssalarının &#8220;Eskilerin masalları&#8221; gibi algılanmasının yanlışlığına işaret etmekteydi. Peygamberler, bugün de insanoğlunun kişiliğini inşa eden önderler olarak sunulabilmeliydi. Hazreti İbrahim&#8217;de, günümüz gençliği kişiliğini dokuyacak çizgiler bulabilmeliydi. Dr. Jules, çalışmasından, bu yönde örnekler sunmuştu.</p>
<p>Ya biz? Allah Rasûlü (s.a.)nü nasıl sunacaktık çocuklarımıza, yeni çağın insanlarına, onların anlayabileceği dil ile? Allah&#8217;ın, bütün zamanlara önder olarak seçtiği bir şahsiyet, nasıl, bir efsane, bir gerçek dışı kişilik, bir eski zaman önderi gibi algılanmadan, yaşayan bir önder haline gelecekti? Çocuk, genç, yetişmiş insan, kadın, erkek, nasıl bütünleşecekti O (s.a.)nun kimliği, kişiliği ile?</p>
<p>İşte bu, çok ciddî bir çalışmayı gerektiriyordu. Yoksa, Rasûlullah&#8217;ı tanıtırken, kendimizi yüklerdik O&#8217;nun muazzez hatırasına&#8230; zaaflarımızı, öfkelerimizi, hesaplarımızı, jest ve mimiklerimizdeki çapraşıklıkları&#8230; O&#8217;nu değil bizi görürdü insanlar O&#8217;nun adına&#8230; Belki farkında olmadan Rasulullah&#8217;a karşı günah işlerdik&#8230; Onun için belki &#8220;Allah Rasûlü şöyle buyurdu&#8221; derken bile, hangi muazzez varlığın mesajını taşıdığımızın bilincinde olmamız gerekir.</p>
<p>Bu açılardan bakınca, Diyanet Vakfı&#8217;nın &#8220;Kutlu Doğum Haftası&#8221; faaliyetleri çerçevesinde, bugün için yaptığı çağrı, bir hassasiyetin göstergesi niteliğindedir. Vakıf, bugünü &#8220;Gül Günü&#8221; ilân ediyor. Gül, adı güzel kendi güzel Muhammed&#8217;in remzi&#8230; Fuzuli &#8220;Bir gül açılmaz yüzün tek verse min gülzare su- Bahçıvan bin gül bahçesine su verse, Senin yüzüne benzer bir gül açılmaz&#8221; diyor o gül yüz için&#8230;</p>
<p>Bugün, gül günü&#8230; Vakıf temsilcileri, insanları, birbirine gül vermeye davet ediyor. Bir gül bağı oluşturma çağrısı bu&#8230; Muhammed&#8217;den bir sevgi aktarımı. Bir çiçek dokunuşu karşılıklı hislerde&#8230;</p>
<p>Gül ile Rasûlullah&#8217;ın izini buluşturmak, yeni bir sunuştur. Bu çağrıya gönüller dolusu güllerle katılacaktır O&#8217;nu içinde yaşatanlar, buna eminim. Muhammed ismi, bir sevgi halesi halinde dolaşacaktır topraklarımızda&#8230;</p>
<p>Vakfı bu faaliyeti sebebi ile kutluyorum. Gelecek yıl ve yıllarda çok daha geniş kapsamlı ve katlanan faaliyetlerle Rasûlullah&#8217;ı insanlığa taşımak için şimdiden kolları sıvama gereğini de bu arada vurgulamak istiyorum.</p>
<p>Yüreğimizin tüm coşkusu ile O&#8217;na salât ve selâm gönderiyoruz.</p>
<p><span>BAŞARI DİLEKLERİMLE:</span></p>
<p>Galatasaray maçı, gerçekten bir maçtan öte mahiyet kazandı. İlk dileğim, bugünkü maçın kazasız belâsız sonuçlanması&#8230; Sonra Galatasaray&#8217;a başarılar diliyorum. Sonra Fatih Terim&#8217;e özel tebriklerimi sunuyorum. Bir teknik direktörden öte, dengeli ve derinlikli konuşmalarıyla bir lider kimliği sergiliyor ve ülkemizin yarınlarında üstlenebileceği roller için ümit veriyor. Tayyip Erdoğan ve Fatih Terim isimleri sanki yanyana duracaklar toplum yüreğinde&#8230; Ya da benim içime öyle doğdu. Bu genç insanların neden sevgilere muhatab olduğunu düşünmeliyiz, diyorum. Başarılı ve barış dolu haberler bekliyoruz Leeds&#8217;ten&#8230; Fatih 65 milyondan dua istiyordu, dualar onlarla olacak&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ahmettasgetiren.com/2000/04/gul-gunu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Asker ve cumhurbaşkanı</title>
		<link>http://www.ahmettasgetiren.com/2000/04/asker-ve-cumhurbaskani/</link>
		<comments>http://www.ahmettasgetiren.com/2000/04/asker-ve-cumhurbaskani/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 17 Apr 2000 23:32:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ahmet Taşgetiren</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yeni Şafak - Günlük Yazılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ahmettasgetiren.com/?p=3491</guid>
		<description><![CDATA[Cumhurbaşkanı arayışı anayasal çerçevede yürüseydi, bir yazarın bu başlıkla bir yazı yazması gerekmezdi. Ama şu sıralar her köşe, en az bir kere bu konuya temas etmek zorunda kalıyor. Çünkü askerin cumhurbaşkanı seçimiyle ilgili olduğu resmen açıklanmış bulunuyor. Anayasaya göre cumhurbaşkanını Meclis seçiyor. Meclis&#8217;in ölçüleri ise, gene anayasa tarafından belirlenmiş. Anayasa maddeleri, hem cumhurbaşkanı olacak kişinin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p></p><p>Cumhurbaşkanı arayışı anayasal çerçevede yürüseydi, bir yazarın bu başlıkla bir yazı yazması gerekmezdi. Ama şu sıralar her köşe, en az bir kere bu konuya temas etmek zorunda kalıyor. Çünkü askerin cumhurbaşkanı seçimiyle ilgili olduğu resmen açıklanmış bulunuyor.</p>
<p>Anayasaya göre cumhurbaşkanını Meclis seçiyor. Meclis&#8217;in ölçüleri ise, gene anayasa tarafından belirlenmiş. Anayasa maddeleri, hem cumhurbaşkanı olacak kişinin özelliklerini, hem de cumhurbaşkanının görev alanını ortaya koymuş. Meclis bu görevleri ifa edeceğine inandığı, seçilme şartlarını taşıyan bir kişiyi cumhurbaşkanı seçecek. Anayasa seçimin prosedürünü de belirlemiş. Meclis özgür iradesiyle bu seçimi yapacak.</p>
<p>Özgür irade deyince, elbet bunun oluşma sürecinde farklı düşünceleri dinleyecek, adaylar arasında sıralamalar yapacak vs. Farklı düşünceler deyince de bunun içine, hem kişilerin hem kurumların düşünceleri konabilir.</p>
<p>Peki &#8220;askerin görüşü&#8221; neden daha özel bir mahiyet arzediyor? Asker görüşünü açıklayınca siyasal hareketlenme neden yoğunlaşıyor?</p>
<p>Çünkü bizde, askerin ülke yönetimi ile ilgisinin, sıradan bir vatandaş ilgisi olmadığı herkes tarafından biliniyor. Çünkü asker görüşünün, sade vatandaştan da, benim ve benim gibi köşe yazarlarının belirleyiciliğinden de çok farklı bir ağırlığa sahip olduğuna inanılıyor.</p>
<p>Bunun da ardında, Türkiye&#8217;de sıkça yaşanan müdahale geleneği var. Düşünülüyor ki, &#8220;Elinde silâh bulunan asker zaman zaman ülke yönetimini beğenmezse müdahale eder ve siyaseti yeniden tanzime yönelir.&#8221; Dolayısıyla her asker seslenişinde, müdahaleden az veya çok bir esinti olduğu hesap edilir.</p>
<p>Buna vatandaş da inanıyor, asker de inanıyor ve belli ki hükümeti-parlamentosu ile siyasetçiler de inanıyor. Herkes inandığı için de bir asker açıklaması siyaseti dalgalandırıyor.</p>
<p>Şu an yaşanan duruma gelince;</p>
<p>Cumhurbaşkanını Meclis seçecek ve bu süreç normal işlerken asker adına bir tavır konuyor. Meselâ cumhurbaşkanında olması gereken vasıflar bildiriliyor.</p>
<p>Bu vasıfların, anayasada olanlardan başka olması düşünülemeyeceğine ve Meclis&#8221;in de kararını verirken, zaten bu anayasal çerçeveyi göz önüne alacağı muhakkak olduğuna göre, ayrı bir asker açıklamasına ne gerek vardır?</p>
<p>-Meclis&#8217;in anayasal çerçeve üzerinde yeterince titizlik göstermeyeceğine, bu işin karambolden sonuçlanacağına mı inanılmıştır?</p>
<p>-Asker açıklamasının, Meclis&#8217;te oluşacak iradeyi etkileyeceği mi düşünülmüştür?</p>
<p>Her ikisi de sıkıntılı bir durum ortaya çıkarmaktadır. Birincisi, anayasanın Meclis&#8217;e yakıştırdığı güveni sarsacak, ikincisi ise Meclis&#8217;in özgür iradesinin öyle pek de &#8220;özgür&#8221; olmadığı, dışardan esecek güçlü rüzgârlar karşısında eğilip yamulabileceği kanaatini uyandıracaktır.</p>
<p>Eğer böyle olmazsa, yani Meclis, kendi iradesinin en doğruyu bulacağı ve bu noktada dış etkilerle yamulmayacağı kanaatini ızhar ederse, o zaman da, Genelkurmay tarafından ortaya konan asker tavrı zora girecektir. Yani kişi değil, Meclis&#8217;le karşı karşıya getirilen kurum yara alacaktır.</p>
<p>Burada milletvekilleri adına yapılan açıklamalar, Genelkurmay&#8217;ın kurumsal itibarını gözeten &#8220;olgun&#8221; ifadeler taşıyor. Ama bu olgun açıklamaların yorum çerçevesine bakıldığında askerin ilgisini sıradanlaştırdıkları da görülüyor. Yani &#8220;Canım herkes görüşünü açıklayabilir, Genelkurmay Başkanı da açıklar, ne var bunda? Meclis gene de özgür iradesi ile seçim yapacaktır&#8221; yaklaşımı, nazik biçimde profili düşürme yaklaşımıdır.</p>
<p>Ancak her çevre aynı kanaatte değildir. Dün, Hürriyet Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök, milletvekillerinin &#8220;normalleştirme&#8221; eğilimini &#8220;28 Şubat&#8217;ın kurumsallaşması&#8221; olarak yorumlamıştır. Yani ona göre siyasetçiler, siyasetin yukardan tanzimini olağan görmeye alışmışlardır!!!</p>
<p>Acaba hangisi?</p>
<p>Meclis&#8217;e göre hangisi? Hükümet ortaklarına göre hangisi? Muhalefete göre hangisi? Askere göre hangisi ve vatandaşa göre hangisi?</p>
<p>Şu an şöyle bir soru var ortada?</p>
<p>-Meclis acaba askerin çerçevesini belirledği adayı mı seçecek, yoksa anayasada kendi okuduğu çerçevedeki kişiyi mi?</p>
<p>-Eğer ikisi de aynı ise, neden ek bir açıklama yapıldı da Türkiye, &#8220;asker etkinliği içinde yönetiliyor&#8221; imajı verilerek dünyanın gözünde sıkıntıya sokuldu?</p>
<p>Bence sayın Genelkurmay Başkanı sabırlı davranıp, inisiyatifi bütünüyle Meclis&#8217;e bırakmalı, Meclis&#8217;in sağduyulu hareket edeceğine güvenmeliydi&#8230; Ya da açıklamanın bir yerine, &#8220;Düşüncelerimizi açıklıyoruz ama kararı Meclis verecektir ve Meclis&#8217;in sağduyusuna güveniyoruz&#8221; şeklinde bir ifade eklemeliydi.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ahmettasgetiren.com/2000/04/asker-ve-cumhurbaskani/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

<!-- Performance optimized by W3 Total Cache. Learn more: http://www.w3-edge.com/wordpress-plugins/

Minified using disk: basic
Page Caching using disk: enhanced
Database Caching 5/53 queries in 0.147 seconds using disk: basic
Object Caching 593/691 objects using disk: basic

Served from: www.ahmettasgetiren.com @ 2012-02-04 13:10:57 -->
